Oyun içinde oyun

Devlet Tiyatrolarında çoktandır özlemini çektiğim keyifli bir oyun seyrettim: Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi.
Haber: SEVDA ŞENER / Arşivi

Devlet Tiyatrolarında çoktandır özlemini çektiğim keyifli bir oyun seyrettim: Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi. Tiyatronun öncelikle bir kurgu sanatı olduğunu, kurgunun altında yatan gerçeğin, ancak oyun kurgusunun yetkinliği oranında anlam kazandığını kanıtlayan bir yapım bu oyun. Oyunun broşüründe adını okumasanız da, dinamizmi ile, temposu ile, esprileri vurgulamaktaki hüneri ile Yücel Erten işi olduğunu anlayıveriyorsunuz. Böyle bir çalışmada yer almak, zaten yetenekli olan sahne, ışık, kostüm, müzik tasarımcıları ve oyuncular için paha biçilmez bir deneyim olmalı.
Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi'nin en hoşuma giden yanı, tiyatromuzda çoktan izini yitirdiğim zeka pırıltısını bulmak oldu. Eğlendiriciliğin insanın aklına yönelerek de başarılabildiğinin kanıtlanması seyirciye büyük iltifat doğrusu. Melhior Lengyel'in romanından Jan Mendel'in oyunlaştırdığı yapıtı dilimize çeviren ve yöneten Yücel Erten'in oyunun broşürüne yazdığı tanıtma yazısı, bu gerçeğin tam anlamıyla bilincinde olduğunu gösteriyor. Ne de olsa dramatik tiyatroyu da, epik tiyatroyu da, hem kuramı, hem uygulamasıyla iyi bilen bir tiyatro adamı Yücel Erten. Oyunu tanıtmak isteyene söyleyecek fazla söz bırakmamış kendi yazısıyla.
Daha ilk sahnesinde hayal meyal hatırlayıverdiğim metnin, Macar yazar Melhior Lengyel'in romanından Ernst Lubitsch tarafından 40'lı yıllarda sinemaya uyarlandığını, daha sonra aynı senaryodan yeni bir film daha yapılmış olduğunu öğreniyorum. Hangisinin anısı zihnimde canlı kalmış bilmem ama yaşım ilkini görmüş olmama da izin veriyor.
Oyunun konusu ll. Dünya Savaşı sırasında Alman işgali altındaki Varşova'da geçiyor. Polonya direniş örgütündeki kişilerin isimlerinin yazılı olduğu belgeyi Nazi casususun elinden kurtarma görevi, bir raslantıyla tiyatro sanatçılarına düşmüş. Onlar da bu görevi başarmak için oyunculuk yeteneklerini seferber ediyorlar. Araya bir de kaçamak bir aşk ilişkisi sıkıştırılıvermiş. Gülmece kurgusunun vazgeçilmezi olan şaşırtmacalar, yanlış anlamalar, tuzaklar, önsemeler, tersinmeler birbirini izliyor. Bir metronom tartımı ile ve hızlı bir tempo içinde akıp giden ölümcül bir savaşımı seyirci koltuğunun güvenceli rahatlığı içinde keyifle izliyorsunuz, şu sıralarda hem sahnelerde, hem televizyon ekranlarında sık sık tanık olduğumuz zeka yoksulu gülmecelere inat. Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi'de, aklın ve yeteneğin zorbalığa karşı kazandığı zafer komedya türünün zaferi ile örtüşüyor. Yaşanmış bir tarihi gerçeğin utanç verici ağırlığını hem hissettiren hem de üstesinden gelen oyun dünyasının gücünü kutsuyorsunuz. Nazi Almanya'sına, ll. Dünya Savaşı'na ilişkin fotoğrafların sahne arkasına yerleştirilmiş olan ekrana yansıtılması hem anıları canlandırıyor hem de daha sonra gülmeceye dönüşecek olan öykünün temelinde yatan gerçeğin ciddiyetini vurguluyor. Ciddi sorunları gülünce dönüştürerek savuşturma alışkanlığımıza karşı alınmış akıllıca bir önlem bu düzenleme. İşlevi, acı gerçekleri görmezden gelmeye yönlendiren ilkel savunma alışkanlığımızı, bu gerçeklere uzak açıdan bakıp akıllıca çözümler üretmeye doğru geliştirmek olan komedya türüne yaraşmış. Belli ki dramaturg Canan Kırımsoy'un katkısı olmuş belgelerin seçilip düzenlenmesinde.
Oyunun albenisi, gerçeği oyunla bozguna uğratmasında ve bunu yaparken oyun içinde oyun düzenlemesinden yararlanmış olmasında gizli. Deneyimli sahne tasarımcısı Sertel Çetiner'in katkısıyla sahne ortasına kurulan döner sahne oyun içinde oyun kurgusunun tadının çıkarılmasını kolaylaştırmış. Seyirci, bir yandan döner sahnenin geri tarafında oynanan Hamlet oyununu izlerken, bir yandan da döner sahnenin ön tarafında yer alan sahne arkası olaylarına tanık oluyor. İki tarafta konuşulanların zaman zaman birbirini tamamlaması hoş olmuş. Çapkın bir Hamlet seyircisinin, baş aktörün ünlü "yaşamak mı yoksa ölmek mi" tiradının tam da ortasında, aktörün şaşkın ve öfkeli bakışlarını altında yerinden kalkıp, döner sahnenin önümüzdeki yarısında aktörün karısıyla buluşması, dramatik ironi sanatına güzel bir örnek. Yazar/yönetmen bu düzenlemeyi birkaç kez tekrarlayarak köpürtme fırsatını kaçırmamış. Komedya sanatına özgü uzak açıyı bozmadan, sahne ile seyirci arasında sevimli bağlantılar kurulması, seyircinin sahnedeki canlılığa ortak edilmesi, uygulamada ölçü gözetilmesi gereken bir hüner. Sahnelerimizde kimi zaman tanık olduğumuz gibi, seyirciyi sahnedeki şarkıya, dansa, espriye zorla katma çabasından çok daha incelikli, çok daha tiyatro sanatına yakışır bir ilmek atma hüneri bu.
Oyunda kimi tekrarlar seyircinin gözünden kaçabilecek kurgu inceliklerini vurgulamak için de kullanılmış. Özellikle, sondaki tehlikeli düğümün çözülmesinde en önemli basamak olan takma sakal sürprizi üzerine kurulu düzenlemenin, tehlike savuşturulduktan hemen sonra sözlü olarak açıklığa kavuşturulması, sürprizin zevkini kaçırmış dikkatsiz seyirci için herhalde yararlı olmuştur.
Canlı müzik
Oyunun başarısında bir başka etken, canlı müzik kullanılmış olması. Sahne kenarındaki piyanoda çalınan ve oyunla bütünleşen müziğin oyunun dinamizm kazanmasına, anlamın vurgulanmasına katkısı yanında, insanın kulağını kendi güzelliğine çekme, kendi özgün lezzetini tattırma özelliği de var. Yönetmenin sözleriyle, "oyunculuğun kalibresini" yükselten, bu
"duyarlı", "lezzetli" tiyatro müziğinin tasarımcısı Çiğdem Erken'i, icracılar Bora Ateşyakan, İlter Vurucu'yu içten kutluyorum.
Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi oyuncudan, öykünün gelişimi içinde ortaya çıkan her yeni durumu seyirciye kavratma ve tadını çıkartma yetisi isteyen bir oyun. Yönetmenin oyunculara bu konudaki kıvraklıklarını ıspatlama fırsatı tanımış olduğu görülüyor. Bütün oyuncular, bir takım oyunculuğu esprisi içinde başarılı. Mithat Erdemli gösterdiği başarıyla tiyatronun farklı türlerini kapsayan geniş bir yetenek yelpazesine sahip olduğunu kanıtlıyor. Servet Pandur oyunculuğu ile olduğu kadar sahneye çok yakışan fiziksel özelliğiyle de göz dolduruyor. Mehmet Akay, Nezih Işıtan, Zafer Güllü, İlhan Kantarcı, Zerrin Epikmen, Aykut Ünal, Mesut Turan, Akın Erozan, İlham Yazar, Kayhan Sarıgöllü'den oluşan oyuncu kadrosunun en büyük başarısı, birbirlerini ateşlemeleri, sulandırmadan güldürü üretmeleri. Ayrıntılı bir oyunculuk çalışması yapıldığı belli. En sıradan örnek olarak, dönmekte olan bir sahneden düz zemine inmenin hareket halindeki trenden aşağı atlamaktan da zor olduğunu görünce, kendi kendime, kimbilir daha nice ince ayrıntı için emek harcanmıştır, dedim. Bu ayrıntı titizliğini Funda Çebi imzasını taşıyan kostüm tasarımında, Seyhun Araş'ın ışık tasarımında da gözlemliyoruz.
Son sözüm, Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi'nin program dergisine. Bir zamanlar Lütfü Ay'ın özenle hazırladığı Devlet Tiyatrosu dergilerini hatırlatan, oyun hakkında en gerekli açıklamaları içeren bu dergiyi tiyatroseverlerin kitaplıklarında saklamalarını öneririm.

SEVDA ŞENER: Radikal İki: Hocam hoşgeldiniz.