scorecardresearch.com

Özel Harp Dairesi'nden Jitem'e

Özel Harp Dairesi'nden Jitem'e

Ergenekon davasında yargılanan sanıklardan emekli Binbaşı Fikret Emek.

07/12/2008 02:00
Bülent Ecevit'in 1973'te Başbakan olunca varlığını fark ettiği, 1 Mayıs 1977 Taksim katliamı başta olmak üzere, bir dizi katliam ve provokasyonun arkasındaki, MİT'le birlikte örgütleyici beyin olduğu konusunda çok güçlü karinelerin bulunduğu bir kuruluş bu
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

Ergenekon davasının son duruşmalarından birinde, annesinin evinde 11 kilo C-3 tipi plastik patlayıcı, 12 adet el bombası, gaz ve sis bombaları, toplamı 4.5 kilo ağırlığında TNT kalıbı, bunların ateşleme düzenekleri, 1 adet Kanas tipi dürbünlü tüfek, 1 adet Kalaşnikof tüfek ve M-16 mermileri bulunan emekli Binbaşı Fikret Emek, bu silahların 1992-1995 yıllarında Kuzey Irak’ta PKK üyelerinden ele geçtiğini ve o tarihten beri orada olduğunu, TNT kalıplarının da 1950 tarihli olduğunu iddia etti. Ayrıca, elektromanyetik dalgalar ve uçak düşürülmesiyle ilgili, Ankara’da evinde bulunan “bilgi ve belgelerin askeriyede istihbarat bölümünde çalıştığı” dönemlerde eline geçtiğini, Eşref Bitlis’in uçağının sabotaj sonucu düşürülmesi ihbarları ile ilgili olduğunu belirtti.
Fikret Emek, Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görev yaptı. “Genelkurmay Seferberlik Dairesi”nden 2004 yılında emekli oldu. Kendisine yöneltilen suçlar, eldeki kanıtlar ve bunları reddederken verdiği bilgiler, Türkiye’de yıllardır konuşulan ama işlediği iddia edilen yasadışı eylemler hakkında herhangi bir işlemin bir türlü yapılamadığı “gizli ordu”yu ister istemez akla getiriyor.

TSK bünyesinde
Ecevit Kılıç’ın, Özel Harp Dairesi başlıklı çalışması bundan bir yıl önce yayımlandı. Geçtiğimiz aylarda kitabın 5. baskısı Turkuvaz yayınları tarafından yapıldı. İlk yayımlandığında fark etmediğim, bir solukta okuduğum son derece önemli bir çalışma bu. Seferberlik Tetkik Kurulu adı altında 1952’de TSK bünyesinde kurulan “gizli ordu”nun tarihini anlatıyor.
NATO’nun öncülüğünde kurulan ve asıl adı Özel Harp Dairesi olan kuruluşun ilk amacı, Sovyetler Birliği’nin işgaline karşı üye ülkeler içinde bir sivil-askeri direnişin altyapısını hazırlamak ve gereğinde bu direnişi düzenlemekti. Özel Harp Dairesi, Sovyet ordusunun olası işgalini beklemek ve buna karşı hazırlanmakla yetinmedi. Kıbrıs’ta Türk Mukavemet Teşkilatı’nı kurdu. 1970’lerde Özel Harp Dairesi’ni yönetmiş Sabri Yirmibeşoğlu’nun “muhteşem bir örgütlenme” olarak nitelendirdiği 6-7 Eylül olaylarının arkasında da bu örgüt vardı.
Eski adıyla MAH, sonraki adıyla MİT’le elele çalışan bu askeri daireye 1960’larda yeni bir görev verildi. ABD’de yeni kurulmaya başlanan ve amacı “komünizmle mücadele” olan Özel Kuvvetler Komutanlığı örnek alındı. Özel Harp Dairesi’nin birçok subayı Almanya, ABD ve İtalya/Napoli’de özel harp eğitimi gördü.
Ecevit Kılıç, bugün 45 yaşından küçük olan herkesin öğrenmek, diğerlerinin ise hatırlamak için muhakkak okuması gereken kitabında, Özel Harp Dairesi çevresinde yaşanan gelişmeleri, bu dairenin 1991’de Özel Kuvvetler Komutanlığı’na dönüştürülmesine kadar izliyor. 1960’ların ikinci yarısında, Alparslan Türkeş’in kurdurduğu komando kamplarının genellikle Özel Harp Dairesi’nin kamplarının yakınına yerleştirilmesini, bu dairenin subaylarının “Gayri Nizami Kuvvetlere Karşı Harekat ST 31-15 Sahra Talimnamesi”nde öngörüldüğü biçimde, sivil unsurları eğitip bunların kullanacağı silah depoları oluşturmasını çarpıcı biçimde sergiliyor. 

Sunalp ve Türkeş
Bülent Ecevit’in 1973’te Başbakan olduğunda varlığının farkına vardığı ve daha sonra kontgerilla ile ilişkilendirdiği, 1 Mayıs 1977 Taksim katliamı başta olmak üzere, bir dizi katliam, suikast ve provokasyonun arkasındaki, MİT’le birlikte örgütleyici beyin olduğu konusunda çok güçlü karinelerin bulunduğu bir kuruluş bu.
Kitabın sayfalarında ilerledikçe, Türkiye’nin son 50-60 yıllık tarihinin birçok kirli sayfası bir film şeridi gibi gözünüzün önünde akıp gidiyor. Başarılmış veya akim kalmış darbeler, suikastler, katliamlar ve bir dizi karanlık girişimin içinde karşımıza çıkan isimlerin çoğuyla çok daha erken tarihlerde karşılaşıyoruz. Örneğin, 1947’de seçilmiş subaylar özel harp eğitimi almaları için Amerika’ya yollanmaya başlanıyor. İlk giden 16 subay arasında, daha sonra yakından tanıyacağımız Turgut Sunalp ve Alparslan Türkeş, 1960 darbesini yapan birkaç subay ve Özel Harp Dairesi’ni 1952’de kuran Tümgeneral Daniş Karabelen var. Daha sonra saygın milletvekili, bakan olan bir dizi sivil unsur, 60’larda, 70’lerde bu dairenin tornasından geçiyor. Bir kısmı örgütleyici, bir ksımı tetikçi oluyor.
Bir sorumlusunun belirttiği gibi, “toplumun içine tespih taneleri gibi dağılmış” sivil unsurları, zamanı gelince “tesbihin ipini çekip” eyleme hazır hale getirmekti. Bunun için en çok milliyetçi çevrelerden yararlanıldı. 1960 sonlarında ve 1974’ten sonra Özel Harp Dairesi’nin yeniden komando eğitim faaliyetine geçmesinin ardından, toplumsal hafızamıza gençlik çatışmaları olarak kazıtılan, aslında birçoğu toplumda “komünizm tehlikesine karşı” bir tepki yaratma amacı taşıyan cinayetin, katliamın arkasında, yanında veya yakınında bu kuruluşun ve MİT’in izi hep ortaya çıktı. Bunların üzeri hep örtüldü. Maraş’ta, Çorum’da iç savaş provaları yapıldı.
Birinci ve İkinci Milliyetçi Cephe Hükümetleri döneminde, Başbakan yardımcısı olarak Özel Harp Dairesi ve MİT’e elini iyice sokan Alparslan Türkeş, “Kadıköy’deki köşkü kontgerilla örgütüne özel olarak hazırlattığını” itiraf eden Faik Türün; Kültür Sarayı’na sabotaj düzenleyen, işkenceli, sorgulamalarda boy gösteren MİT üyesi Hiram Abbas, tabancası 1970’de bir doktor asteğmeni öldüren ve Kızıldere’de ilk ateş eden timin başında yer alan, teğmen İlerisoy... 1 Mayıs katliamında Sular İdaresi duvarı üzerinde bulunan ve 1990 başlarında Bolu ve çevresindeki faili meçhul cinayetler olurken Bolu Emniyet Müdürlüğü yapan Uğur Gür...Ve elbette kanlı eylemlerin tetikçileri sivil unsurlar, Çatlı, Ağca, Kırcı ve diğerleri...
Kitabın her sayfasında, insana elinde bir kalemle alt alta yazıp izini sürme arzusu veren isimler geliyor. Öfke ile karışık şaşkınlığa kapılıyorsunuz. Kitabın sonunda yer alan isim dizini, sanki 1950-1993 arasındaki Türkiye kirli tarihinin aktör ve maktullerinin büyük bir bölümünün dökümünü yapıyor.
Bülent Ecevit, Kıbrıs harekatı öncesinde varlığından haberdar olduğu örgütü, 6 Mayıs 1977’de cumhurbaşkanına resmen ihbar etti: “Devlet içinde fakat devletin bilgisi ve denetimi dışında bir örgüt var”. Bu örgüt ülkücüleri özel harbin sivil unsurları olarak kullanıyordu. Ecevit’in verdiği bilgileri Cumhurbaşkanı Korutürk dönemin Başbakanı Demirel’e resmen iletti. Demirel’in yanıtı netti: Bunların hepsi “hayal mahsulü”! Aynı Demirel, 30 yıl sonra, Ergenekon davası konusunda gene lafı eveleyip geveleyen ve bol kıvırtan sözlerle karşımıza çıkıyor.
1990’larda Özel Harp Dairesi ve kontgerilla tartışmalarının 27 kez TBMM gündemine geldiğini tespit eden Kılıç, hiçbirinde Meclis araştırması kararının çıkmamış olmasına işaret ediyor. Bu konuda verilen araştırma önergesi 2 Mart 1993’te reddedildi. Karşı oy kullanan milletvekillerinin, -ki aralarında bugünkü TBMM Başkanı da var- isimlerini ibret olsun diye yayımlamak gerek. Susurluk kazası sonrası ortaya dökülenler bile, bu gizli ordu oluşumunun üzerine gitmeye yetmedi.

Gizli tarih
Kitapta, 1991’de Özel Kuvvetler Komutanlığı’na dönüşen Özel Harp Dairesi’nin yeni yapılanması da sunuluyor. Üç ana yapıdan oluşan komutanlığın birinci ayağında sivil unsurların örgütlendiği Seferberlik Tetkik Kurulu var. 1952’ye geri dönüyoruz. Kılıç, çoğunlukla kilit bölgelerde ve noktalarda bulunan sivil unsurların sayıları hakkında kesin sayı bilinmediğini belirtiyor. (Fikret Emek’in 2004’te nereden emekli olduğunu hatırlamak için lütfen yazının başına dönün.) Diğer iki ayak, Muharebe Arama Kurtarma (MAK) Birliği ve Bordo Bereliler olarak da tanınan Özel Kuvvet Timleri.
Ecevit Kılıç, Türkiye’nin Gizli Tarihi adını verdiği dizinin birinci kitabından sonra, önümüzdeki aylarda, bu gizli ordunun Türkiye’nin batısındaki örgütünün dağıtılması ve içinde itirafçıların, Hizbullah’ın ve başka karanlık isimlerin olduğu bir örgütün Doğu’da kurulmasını ele alacağını bildiriyor. 1994-2007 arasını kaplayacak olan ikinci kitabın merkezinde, Özel Harp Dairesi gibi yıllarca resmen var olmayan JİTEM’in yer alacağını tahmin edebiliyoruz.
Kitapta yer alan tüm olayları, çocukluğundan beri neredeyse her gün gazetelerde okumuş benim kuşağımdakiler için çarpıcı olan, bütün bunları bize unutturan, bunların arasındaki ilişkileri toplumsal hafızamızdan silen iradenin gücüdür.
NATO ülkeleri içinde, Gladyo gibi, Özel Harp Dairesi türü örgütler 1990’larda lağvedildi. Bazılarında sivil ve asker suçlular yargılandı. Türkiye’de ise, Susurluk’ta ortaya dökülenler bile doğru dürüst yargılanmadan rafa kaldırıldı. Bu oluşumları 1970’lerde deşifre etmeye çalışan Doğan Öz ve Cevat Yurdakul bu cüretlerini canlarıyla ödediler. Yurdakul, sivil unsurların bulunduğu birimin arkasında “Albay Ergenekon” kod adlı bir kişinin olduğunu tespit etmişti. Uğur Mumcu’nun ölümü üzerindeki şüpheler hâlâ güçlü. Upuzun bir faili meçhul veya şüpheli cinayet listesi aydınlatılmayı bekliyor. Buna karşılık, devletin üst katlarında görev almış kişilerin çoğunun ortak olduğu bir “omerta” hüküm sürüyor. Kutsal devlet omerta’sı bu.
Kendi başına görevler belirleyen, varlığı ya da eylemlerinden siyasi sorumluların haberinin olmadığı, olduğu zaman da ses çıkarmadığı, toplumun ise böyle bir oluşumun varlığını normal kabul etmesinin istendiği bir yapı onyıllardır faaliyette. Sanık Fikret Emek, kendisine yöneltilen suçlamalara karşı mahkeme ile alay edercesine yanıtlar vermekten çekinmiyor. Çünkü bu “omerta”nın işleyeceğinden ve “vatan için ne yapıldıysa doğru yapılmıştır” özlü sözünün gücünden emin.
Bu “omerta”yı içselleştirmemiz, bu yapılanları normal kabul etmemiz yıllarca istendi. Şimdi de isteniyor. Bunu kabul etmemiz, bizim Cumhuriyet’in saygın yurttaşları olmadığımızı, olamayacağımızı ilan etmemiz demektir. Ecevit Kılıç’ın kitabını okuyun, sonra aynada yüzünüze bakın. Gözünüzde bir öfke, bir isyan ışıltısı görmüyorsanız, vicdanlı, onurlu ve saygın bir yurttaşlık konusunda doktorun “artık ne yerse yesin” dediği aşamada olduğunuzu kendiniz teşhis edeceksiniz.

ETİKETLER:

haber

http://www.radikal.com.tr/9118479118471

YORUMLAR
(1 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Yurttas uyanabilir mi? - alxas

1Mayis 77katliami gibi yapilan bircok katliam/suikastin kayitlari nasil yapildigi, devletin 1yerinde/kurumunda mutlaka vardir.Basbakanlar,Cumhurbaskanlari bu bilgilere biraz meraklilarsa ulasabilirler. Ulasmiyor veya bilerek bu cinayet carkinin dönmesine ses cikarmiyorlarsa,siyaset kurumunu zorlamak gerekiyor,yani Toplumsal tepkiyle siyaseti/toplumu temizlik/cetesiz özgür/demokratik 1cumhuriyete taraftar kilmak gerekiyor, burda devreye MEDYA giriyor,MIT ajani Gazetecilerden bahsediliyor,Hergün Türke Türklük asiliyan Medya,Türkiye Türklerindir MEDYAsi var,Boluda 1askere karsi 5DTPli öldürün, alin adresleride bu diyen MEDYAyi, MAHKEME bu düsünce özgürlügüdür diye koruyor,Resmi ideoloji hergün Mahkeme kararlari/okullarda egitimi/Medya savas diliyle KUTSANIYOR.Bu KUTSAL OLANA hizmet seref,aksi fikir beyan etmek VATAN HAINLIGI damgasi yiyor.Öncelikle Toplumu kör eden Milliyetcilik hastaligini,cetelere/suikastlere MESRUIYET alani sunan Kürt Sorununu siyasi yollarla cözerek asmak gerekiyor.AB reformlarinda ISRAR edip,Demokratiklesmede/ötekilestirilen herkesime özgürlük diyerek, bu ceteci anlayislarin ayaginin altindaki HALI cekilebilir.