Özgürleştirici ve kalkınmacı sol

''Gelişmekte bir ülke" niteliğinde olan Türkiye'de sol bir siyasetin, hem toplumsal bir hareket olarak, hem toplumsal bir kimlik olarak hem de siyasi bir aktör olarak başarılı olabilmesi için sadece "özgürleştirici" değil...
Haber: E. FUAT KEYMAN / Arşivi

''Gelişmekte bir ülke" niteliğinde olan Türkiye'de sol bir siyasetin, hem toplumsal bir hareket olarak, hem toplumsal bir kimlik olarak hem de siyasi bir aktör olarak başarılı olabilmesi için sadece "özgürleştirici" değil, aynı zamanda "kalkınmacı" bir söylemle toplumla organik bağ kurması ve bu bağı kurma sürecinde de "iyi ve adaletli toplum yönetimi" iddiasını taşıması gerekiyor. Bugün Türkiye'nin, bu anlamda, "demokratikleşme ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi eşzamanlı gerçekleştirme" kapasitesine ve iddiasına sahip bir sol siyasete gereksinimi var. Bu söylem ve kapasiteyi taşıyan aktörlerin de, ister son zamanlarda öne sürülen farklı sol siyasi ve sivil aktörler tarafından desteklenen "bağımsız aday" stratejisi, isterse de "solda güç birliği" arayışları içinde, başarılı olma şansları bulunuyor.
Sol strateji ve söylem
Eğer bu öneri anlamlıysa, o zaman "demokratikleşme-sürdürülebilir ekonomik büyüme ilişkisi"ni sol bir siyaset, hem kendisini sağ söylemlerden ayrıştıracak ve özgünlük kazandıracak hem de toplum içinde inandırıcı bir algılanma yaratacak temelde nasıl açımlamalıdır sorusu öne çıkacak. Bu soruya yanıtın, birbirleriyle ilişkili iki ayağı olduğunu düşünüyorum: Demokratikleşme ayağında, aşağıda açımlayacağım gibi, Türkiye'de var olan "işlevsiz(leştirilmiş) demokrasi" anlayışının eleştirisini yapan, sürdürülebilir ekonomik büyüme ayağında da, sosyal adalet alanını kendisine öncül alan ve bu temelde ekonomik büyümenin sürdürülebilirliğini "insani kalkınma"da gören bir sol söylem. Türkiye'nin bugün, hem "yönetebilen", "işlevsel" ve devlet-toplum/birey ilişkilerine ve toplum-içi farklı kimlikler, katmanlar arası ilişkilere "yerleşikleşmiş" bir demokrasi anlayışına, hem de insani kalkınmayı kendisine öncül alan bir sürdürülebilir ekonomik büyüme modeline gereksinimi var. Böyle bir Türkiye, ne bugün cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşadığı "muğlaklıkları, endişeleri ve rejim sıkıntılarını" yaşar, ne ekonomi ve refahında bugün mahkum olduğu yoksulluk, işsizlik ve cari açık sorunlarını çözüm bulamayan bir duruma düşer ne de günlük yaşamında şiddeti ve geleceğinde güvensizlikleri ve korkuları üreten meta-ırkçı ideolojileri içinde barındırır. Demokratikleşme-sürdürülebilir ekonomik büyüme ilişkisini çözmüş böyle bir Türkiye, hem iç ilişkilerinde hem de dış ilişkilerinde, hem kendi toplumsal dönüşümüne bakışında hem de küreselleşen dünyanın riskli ve tehlikeli değişime yaklaşımında kendine güvenli, aktif ve yapıcı bir kimliğe sahip olur. Böyle bir Türkiye kurma sürecinde, diğer bir deyişle Türkiye'nin iyi, adaletli ve iyi yönetimini yaşama geçirmede aktif rol oynama iddiasında bir sol siyaset ve söyleme bugün her zamankinden fazla gereksinimimiz var.
İşlevsiz(leştirilmiş) demokrasi
Demokratikleşme ve sürdürülebilir ekonomik büyüme, sol siyaset ve söylemin iki önemli ayağı. Yukarıda açımladığım gibi, "işlevsel bir yönetim teknolojisi", "topluma yerleşikleşmiş bir siyasi kültür" ve "yönetebilen bir siyasi rejim" olarak demokrasi, sosyal adalet ve insani kalkınma temelinde sürdürülebilir ekonomik büyümenin anahtarıdır. Böyle nitelikte bir demokrasi ile sürdürülebilir ekonomik büyümenin bu ilişkisini çözümlerken, en önemli akademik ve bilimsel referanslarımızın en başında gelenlerden biri de, her iki yılda bir Amerika'nın 40 yaş altı en iyi ekonomistine verilen "John Bates Clark madalyası"nı 2005 yılında alan ve bugün dünyanın en saygın ekonomistlerinin başında gelen, MIT Üniversitesi ekonomi profesörü Daron Acemoğlu'dur (ki kendisi Ermeni kimliğine sahip bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır ve kazandığı başarılar temelinde de ülke olarak övünç kaynaklarımızın başlarında gelen bir bilim insanımızdır). Acemoğlu'nun demokrasi-sürdürülebilir ekonomik büyüme ilişkisini çözümlerken kullandığı "işlevsiz(leştirilmiş) demokrasi" kavramının, hem Türkiye'nin bugün yaşadığı iyi yönetim sorununun anlaşılması hem de sol siyaset ve stratejinin nasıl bir demokrasi anlayışına sahip olması gerektiğinin anlaşılması için çok aydınlatıcı olduğunu düşünüyorum. Acemoğlu'na göre, sürdürülebilir ekonomik büyümenin anahtarı, bir toplumda çatışma, kriz ya da dönüşüm durumlarında alınan kolektif (ortak ya da kamusal) kararların içeriği ve niteliğiyle ilgili bir yönetim tarzı olan demokrasidir. Demokrasinin, hem kurumsal olarak geliştiği hem de devlet-toplum/birey ilişkilerinin düzenlenme süreci içinde ve aynı zamanda da toplumsal yaşam içinde "derinleştiği ve yerleşikleştiği" toplumlarda, sürdürülebilir ekonomik büyüme uzun dönemli ve kalıcı nitelik kazanır.
Bugün dünya ölçeğinde ve ampirik temelde demokrasi-sürdürülebilir ekonomik büyüme ilişkisine yaklaştığımız zaman, sanki bu ilişkide demokrasi olmadan da ikincisinin mümkün olduğu, çok çarpıcı Çin örneğinde olduğu gibi görülebiliyor. Acemoğlu'na göre, demokrasi olmadan ekonomik büyüme sağlama olasılığını düşünürken, iki önemli gerçekliği gözönünde bulundurmalıyız. Birincisi, demokrasisiz ekonomik büyüme olasılığı kısa dönemli görülmesi gereken bir olgudur. Diğer bir deyişle, ekonomik büyümenin uzun-dönemli, kalıcı ve sürdürülebilir kalkınmaya dönüşmesi için demokrasi anahtar unsur olarak görülmelidir. İkincisi ve daha önemlisi, demokrasi olmadan ekonomik büyüme olasılığının ortaya çıkmasında, bugün demokrasi ile yönetildiği söylenen ülkelerin çoğunda, örneğin Türkiye gibi, varolan demokratik sistemin işlevsiz(leştirilmiş), ek olarak topluma yerleşikleşmemiş ve toplum yönetebilme kapasitesi düşük bir demokrasi olmasının büyük bir rolü vardır. İşlevsiz(leştirilmiş) demokrasi, demokrasiye siyasi ve normatif bağlılıkları olmayan siyasi aktörlerin, (siyasi partiler ve liderlerin) demokrasiyi, toplumdan kopuk olarak kendi aralarında oynadıkları siyaset oyununda kendi oylarını, rant oranlarını ve iktidarlarını artırmak için bir araç olarak görmeleri sonucunda ortaya çıkar.
Türkiye, sol ve demokrasi
Türkiye'de toplumdan kopuk, siyasi oy, rant ve iktidar maksimizasyonu temelinde oynanan siyaset oyununda, siyasi aktörler siyaseti, toplumsal sorunlara çözüm bulma temelinde görmüyorlar. Aksine ister iktidar olsun, isterse muhalefet partileri, bu aktörler için siyaset, (a) kendi partilerini ve parti sistemini denetleyerek, (b) siyasi alan içinde kendi siyasi etki kapasitelerini artırmaya çalışarak ve (c) toplum içinde korku ve endişe yayarak, kendileri ve partileri için "ekonomik rant, siyasi nema, oy ve güç artırımı" oyunudur. Bu bağlamda da, demokrasiye siyasi ve normatif bağlılıkları olmayan bu aktörlerin elinde demokrasi işlevsizleşiyor, siyasi aktörlerin kendi çıkarlarını artırmada kullandıkları bir araca dönüşüyor. Acemoğlu'nun işlevsiz(leştirilmiş) demokrasi kavramının, Türkiye bağlamında, iki boyutlu bir öneme sahip olduğunu düşünüyorum. Birincisi, Türkiye'de bugün demokrasiden konuşurken, hem iktidar hem de muhalefet partileriyle birlikte, işlevsizleştirilmiş bir demokrasiden konuşuyoruz. İkincisi ve aynı zamanda da, Acemoğlu bize şu önemli saptamayı yapma olasılığını veriyor: Toplumdan kopuk ve toplumsal sorunlara çözüm aramayan siyasi aktörlerin siyaset yapma anlayışları ve bu siyaset yapma anlayışları nedeniyle işlevsizleştirdikleri siyasi rejim; Türkiye'nin bugün yüzyüze olduğu yoksulluk ve işsizlik sorunları, siyasi korkutmalar ve cinayetler, kimlik-temelli çatışmalar ve cumhurbaşkanlığı seçiminin rejim krizine dönüştürülmesi gibi siyasi istikrarsızlıklar; ekonomik büyümeyi insani kalkınma temelinde sürdürülebilir kılma temelinde ortaya çıkan ekonomik ve sosyal adalet sorunları vb. reel sorunlarının temel nedenidir.
Evet, bugün Türkiye'nin demokrasisini (a) "işlevsel" bir yönetim teknolojisi, (b) toplumsal ilişkilerde "derinleşmiş ve yerleşikleşmiş" bir siyasi kültür ve (c) hem iç siyasetinde hem de dış ilişkilerinde "yönetebilen" bir siyasi rejime dönüştürme gereksinimi var. Evet, bugün Türkiye'nin, aynı zamanda, gelişmekte olan bir ülke olarak, bu dönüştürme sürecine, "sosyal adaletçi ve insani kalkınmacı bir dil" kazandırması ve bu yolla "sürdürülebilir ekonomik büyümesi"ni gerçekleştirmesi de gerekiyor. Bu iki gerekliliğin, eşzamanlı yaşama geçirilmesi, bugün Türkiye için hayatidir ve bu amacı kendisine öncül alan ve bu dili konuşarak toplumla organik bağ kuran sol siyasetin, 2007 genel seçimiyle parlamento içinde "bağımsız aday" ya da "güç birliği" stratejilerinden hangisi daha etkiliyse, o stratejiyi kullanarak yer alması çok önemlidir.

E. FUAT KEYMAN: Koç Üni.