Özgürlükçü ve eşitlikçi bir seçenek için...

Yapılması gereken, AKP ve kimi liberaller tarafından 'özgürlük-statüko', CHP ve ulusalcı çevreler tarafından 'laiklik-şeriat' ikilemlerine sıkıştırılan toplumun önüne, demokrasiden yana özgürlükçü, eşitlikçi, emek eksenli bir siyaset seçeneğini koymak, bu seçeneğin asgari programını toplumsal dinamiklerle birlikte oluşturarak ikna edici ve güvenilir kılmaktır
Haber: UFUK URAS / Arşivi

Türkiye’de gelişen siyasal ve toplumsal süreç ciddi saflaşmaların ortaya çıkmasına ve yarılmaların derinleşmesine yol açıyor. Statükocu-milliyetçiler ile liberal-muhafazakârların temsil ettiği güçler arasındaki iktidar mücadelesi kendisini çeşitli biçimlerde ortaya koyuyor. Ne var ki, müktesebatlarına ve öne sürdükleri fikirlere baktığımız zaman, taraflar arasında örneğin bugüne kadar uygulanan neoliberal politikaları sürdürmek konusunda ciddi bir farklılık bulunmadığı da görülüyor. Esas fark, üretilen artı değerin nasıl paylaşılacağında ve Türkiye’nin bulunduğu bölgede oynanacak rolün kim tarafından ve hangi uluslararası ittifaklar çerçevesinde yürütüleceğinde ve bunların gündelik politikaya yansımalarında ortaya çıkıyor.
Bütün bu süreç boyunca sol ve toplumsal muhalefetin, emek hareketinin somut konular etrafındaki birkaç çıkış dışında, gündemi değiştirmek bir yana, etkileyebilecek bir güç haline dahi gelemediği görülüyor. Elbette bu kesimlerin toplumsal mücadelede daha etkin ve güçlü bir konuma gelememesi yeni olmayan, oldukça uzun dönemden beri yaşadığımız bir sorun olarak şekilleniyor. Bunun tarihsel, nesnel nedenleri olmakla birlikte, solun kendi kusurlarından kaynaklanan nedenlerin de olduğunu kabul etmek ve bunları açıkça tartışarak kavramak gerekiyor. Bu nedenlerin önde gelenlerinden biri de, toplumsal muhalefetin, hükümetlerin günlük politikalarına sıkışan, onların gündemine tabi olan bir savunma hattını aşarak, emekçilerin ve küreselleşme mağdurlarının önüne farklı bir yaşamın mümkün olduğunu gösterebilecek inandırıcı, yapılabilir görünen ve güven veren bir programı veya talepler paketini koyamamasıdır.
Bu saptama elbetteki solun ve toplumsal muhalefetin bugüne kadar gösterdiği mücadeleyi küçümsemek anlamına gelmiyor. Tam tersine, ülkeyi yönetenlerin bu mücadele nedeniyle, dünyanın birçok ülkesinde birkaç yıl içinde tamamlanan neoliberal politikaların hayata geçirilmesi sürecinde zorlandığını, uzun yıllar uğraşmak zorunda kaldığını ifade etmek gerekiyor. Ne var ki, bu mücadele solu, emek hareketini ve toplumsal muhalefeti güçlendirmeye yetmedi. Tam tersine, bu süreçte önce Kürt sorunundan kaynaklanan çatışmanın doğurduğu ortam nedeniyle milliyetçi akımlar; daha sonra da neoliberal politikalara sözde muhalefet eden muhafazakâr İslamcı çizgi, toplumun mağdur kesimlerini etkisi altına aldı.
Bu noktada belirtmek gerekir ki, özellikle son birkaç yıldır toplumun geleneksel devlet politikaları karşısında ortaya çıkan özgürlük, demokrasi ve hak arayışlarına yanıt vermek yerine, devletçi-ulusalcı çizgide sürdürülen muhalefet, neoliberal uygulamaları ve bunun son dönemdeki öznesi AKP’yi durdurup geriletemiyor, tam aksine güçlenmesine neden oluyor.

Sol için ciddi imkan
Bu süreç boyunca uygulanan ekonomi politikalarının geniş kesimler üzerindeki olumsuz etkileri de giderek daha fazla açığa çıkıyor; emekçilerin ve yoksul halkın çoğunluğu işsizliği ve yoksulluğu derinleştiren, tarımda tahribatı artıran politikaların yarattığı sorunlarla daha açıktan yüzyüze gelmeye başlıyor. Kürt sorununda çözümsüzlüğün ve şiddet ortamının sürmesiyle birleşen bu tablo, AKP’yi umut olarak görmüş olan kesimlerin giderek tepkili hale dönüşmesine yol açıyor. Ergenekon süreciyle ortaya çıkan gerçekler, bu tepkilerin devletçi-ulusalcı muhalefet hattına yönelmesi ihtimalini gitgide zayıflatıyor, özgürlükçü ve eşitlikçi sola uzun bir dönemdir ilk kez ciddi bir imkan sunuyor.
Bu imkanı değerlendirebilmek bakımından yukarıdaki tabloyu değiştirmeyi önüne koyan, emek eksenli, özgürlük, eşitlik, demokrasi ve barış hedefli bir seçeneğin yaratılması acil ve gerekli bir adımdır. Bugün yapılması gereken, AKP ve kimi liberaller tarafından ‘özgürlük-statüko’, CHP ve ulusalcı çevreler tarafından ‘laiklik-şeriat’ ikilemlerine sıkıştırılan toplumun önüne, demokrasiden yana özgürlükçü, eşitlikçi, emek eksenli bir siyaset seçeneğini koymak, bu seçeneğin asgari programını toplumsal dinamiklerle birlikte oluşturarak ikna edici ve güvenilir kılmaktır.
Demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet, insan hakları, laiklik, barış, dayanışma, doğanın korunması gibi değer ve ilkelere sıkı sıkıya bağlı kalan ve bunların hem örgütlü kesimler hem de tek tek yurttaşlar bakımından yaşama geçirilmesini temel ilke edinmiş bir mücadele hattını savunan;
Neoliberal politikaların ekonomide ve tarımda yarattığı tahribata karşı mücadele eden, sağlık, eğitim ve sosyal güvenliği bir kamu hizmeti olarak değerlendiren;
Yoksulluk ve işsizlik karşısında toplumsal ihtiyaçları gözeten emek politikalarını benimseyen;
Çok kültürlü, çok kimlikli, çok inançlı bir toplum gerçeğini savunan ve bunların siyasal, yasal ve toplumsal gereklerinin yapılması için mücadele yürüten;

Kürt sorununun demokratik zeminde, şiddetsiz bir ortamda, anayasal yurttaşlık, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve demokratikleşme çerçevesinde çözümünü savunan;
Militarizme ve askeri vesayete, darbeciliğe, devlet içinde ve dışında oluşmuş tüm çetelere karşı mücadele eden ve bu tür yapıların tasfiyesi için kararlı tutumundan vazgeçmeyen;
Toplumda gelişen muhafazakârlık karşısında toplumsal ve siyasal bir mücadeleyi geliştiren; milliyetçilik, ırkçılık, ayrımcılık ve cinsiyetçilik karşıtı bir politikayı kendi dışına da taşan bir kararlılık ve eylemlilikle sürdüren;
Dünyada, bölgede ve ülkede barışı şiar edinen;
Şiddetin siyasal ve özel yaşamdan tamamen dışlanması için mücadele eden;
Sermayenin küreselleşmesinin ve başını ABD’nin çektiği emperyalist saldırganlığın ve bunların toplumlarda yarattığı yıkıcı ve olumsuz sonuçlara karşı mücadele eden ve alternatif öneren kapsayıcı bir zemini oluşturmayı zaman geçirmeksizin önümüze koymalıyız.

Başarmamız şart!
Böyle bir seçeneğin oluşturulması birkaç sol parti ve toplumsal muhalefet örgütünün biraraya gelmesiyle başarılabilir bir şey değildir. Başarı, sosyalistlerden yüzünü sola dönmüş sosyal demokratlara, Kürt toplumsal muhalefetinden Alevi toplumunun demokrat ve solcu kesimlerine kadar geniş kesimleri, emek hareketinin bileşenlerini, ülkenin aydınlarını, mağdur ve memnuniyetsiz toplumsal dinamiklerin geniş bir yelpazesini biraraya getirmekle elde edilebilir hale gelir.
Böylesi bir süreci örgütlemek için üzerine düşenleri yerine getirmeyi, bu yönde sürmekte olan çabaları önemsemeyi ve bunları geliştirecek çalışmalara yoğunlaşmayı isteyen her örgütlü çevreyi ve tek tek bireyi kapsayacak adımların atılması gerekiyor.
Bu çalışmaları gerçekleştirmenin yollarını zenginleştirmek üzere, toplumun tüm muhalif ve mağdur kesimlerini, sol, sosyalist, devrimci ve demokrat siyasal örgütleri ve yurttaşları, demokratik kitle örgütlerini, sendikaları ve meslek birliklerini, yurttaş örgütlerini, aydınları ortak bir süreç için harekete geçirebilecek maharet ve feraset mutlaka gösterilmelidir.
Bu yaklaşımın, toplumsal muhalefet örgütlerinin ve soldaki siyasal partilerin, aydınların ve mücadeleci bireylerin büyük çoğunluğu tarafından benimsendiğini biliyoruz. Bildiğimiz bir şey daha var; tarihleri boyunca bu tür birçok deneyin içinde yer almış toplumsal muhalefet örgütleri ve sol partiler bu kez başarılı olmak zorunda. Unutmayalım ki, başarısızlık halinde suçu üzerine atabileceğimiz hiçbir kesim, bizleri haklı kılabilecek hiçbir gerekçe kalmadı artık.