Paketten çıkan dil

Paketten çıkan dil
Paketten çıkan dil
Kalpleri birbirine kapalı iki insanın diyaloğuna benzeyen bu oyunu kim iyi oynuyor? Kürtleri insan yerine koymayan devlet mi, devleti devlet gibi görmeye çalışan Kürt mü?
Haber: YASİN CEYLAN* / Arşivi

Kürtlerin son demokratikleşme paketinden beklentileri yüksekti. Buna, Başbakan’ın, günlerden beri, paketin içeriğiyle ilgili, umutları yükselten söz ve imaları da katkı sağladı. Paket açıldı, içinden pek bir şey çıkmadı. Bunu derken, bir cevhere rastlanmadı demek istiyorum. Kürtler, hayal kırıklıklarını ve kırgınlıklarını, Diyarbakır ’da, Van’da ve diğer bazı şehirlerde sokaklara dökülerek ifade ettiler. Acaba Başbakan, paketin Kürtleri memnun etmeyeceğini tahmin edebilmiş miydi? Bunu tahmin etmişse, paketi açıklama öncesi günlerde, paketle ilgili yüksek bir profil çizmesinin anlamı neydi? Yok, eğer tahmin etmemişse, o zaman , 11 yıllık başbakanlık deneyimi, halkını tanıma bakımından, ona pek bir şey vermemiş demektir.
Kürtlere gelince, bu pakete neden bu kadar umut bağladıklarını anlamak da kolay değil. Cimrinin sofrasında karnını doyuran olmuş mudur? 90 yıllık bu devlet, hangi gün Kürtlere cömert davrandı? Bu kadar uzun ve yoğun bir tecrübe, Kürtlere, neden devleti tanımak bakımından fayda sağlamaz? Açık ve seçik olan bir hakikati anlamaları için daha ne kadar kandırılmaları gerekir? Kalpleri birbirine kapalı olan iki insanın diyaloğuna benzeyen bu oyunu kim iyi oynuyor? Kürtleri adam yerine koymayan devlet mi, devleti devlet gibi görmeye çalışan Kürt mü?

‘Sözde’ haklar

Paket, Kürtçe konusunda, esas sorun olan, anadilde eğitimin önünü açmazken, sorunu başka bir mecraya sokan bir adım attı: Kürtçe, özel okullarda eğitim dili olarak kullanılabilir. Özel okullar bilindiği gibi paralıdır, fakir ailelerin çocukları bu okullara gidemez. Ayrıca özel okullar çoğu zaman, öğrenciler İngilizce ve Fransızcayı iyi öğrensinler diye, eğitimi ya bu dillerde verir veya diğer dersler yanında bu dillerin eğitimine özellikle yoğunlaşır. Şimdi, Başbakan, Kürt çocuklar için böyle bir imkânın olmayacağını biliyor. Peki, neden bunu, bir hak olarak, akıcı bir belagatle Kürt halkına sunuyor? Yoksa milliyetçi Türk halkına, “Bakın bir hak veriyorum, ama kullanamayacaklar, endişeniz olmasın” şeklinde bir mesaj mı vermek istiyor? Zaten Kürtler bu noktayı anlayacak kadar ince düşünmezler. Daha önce verdikleri haklar da böyle olmadı mı? Her verdikleri birazcık özgürlük veya hak olayında “Verdik ama inşallah kullanmazlar” demediler mi? Bunu açıkça televizyon kanallarında dile getirdiler. Bağışladıkları sözde hakların, işlevsiz kalması için, her türlü kanuni zorlukları çıkardılar. Paralı anadil eğitim şartı, binlerce Kürt çocuğunu kendi öz dilinden mahrum bırakacaktır. Başbakan asimilasyona son verdik diyor, ama bu durum bal gibi asimilasyondur. Bu yeni düzenlemeyle, Kürdün anadili, kanun gereği, Türkçe oluyor, Kürtçe ise İngilizce, İspanyolca gibi yabancı dil statüsüne giriyor. Nasıl yabancı dil eğitimi bedava olmuyorsa, bir Kürt için yabancı dil konumuna getirilen Kürtçe de bedava olmayacaktır! Şuna buna ucube diyen Başbakan, Kürtçe konusunda nasıl bir ucubeye imza attığının farkında mı?

Ancak mizah olur

Diğer bir ucube de klavye açılımı. Q, W, X kanunun kıskacından kurtulmuş oluyor. Bu, insanlara suyu yasaklayan bir ceberut yönetimin, bu yasağını kaldırmayı, büyük bir iyilik ve nimet olarak halka sunmasına benziyor. Kürtler nasılsa anlamazlar, buna çok sevinip şükranlarını sunacaklardır. Bu harfler, Kürtçedeki bazı sesleri temsil eden sembollerdir. Bu harfler olmasa bazı Kürtçe kelimeler doğru yazılamaz. Bu sesler ve dolayısıyla semboller Türkçede yoktur.
Bu sebeple onlara ihtiyaç vardır. Bu harfler suç işlememişlerdir, Türkçede mevcut olan harfler kadar masumdurlar. Kürt dili, Türkçenin bir lehçesi değildir ki, Türkçe alfabesini koruma altına alan kanun, Kürtçe için geçerli olsun. Bu ucube durumu kaldırmak için Kürdün kimseye teşekkür etmesi gerekmediği gibi, bu yasağı kaldıranın, teşekkür beklemek yerine, önce, devlet adına Kürtlerden özür dilemesi gerekir. Durum böyleyken bu üç harfin pakette, Kuran’daki “Hurufu- Mukattaa” kadar gizem ve kutsallık kesp etmesi, ancak mizah konusu olabilir.

Kürtleri sevmemek

Şimdi Başbakan, paket ve Kürtler, birbirini iltizam etmeyen üç unsurdur. Başbakan, ne paketten ne de Kürtlerden memnun. Kürtler ikisinden de memnun değil. Başbakan paketten memnun değil dedik, çünkü hak ve özgürlükler olarak sunduğu şeyleri, büyük bir fedakârlık olarak lanse etti. Kerhen verdiğinin kanıtı ise, bu hakların yüce Türk halkına zarar vermeyeceğine yönelik, paket içeriği öncesi 40 dakikalık yumuşatıcı ve alıştırıcı bir giriş yapmasıdır. Kürtlerden memnun değil dedik. Çünkü Kürtleri sevmemek Türk devletinin lazimi bir vasfı haline gelmiştir. Hatta bu vasfı delmek, bir günah ve suç haline geldi. Ancak Başbakan’ın hakkını yememek lazım. Kürtleri Yaratan’dan dolayı seviyor. Yani Yaratan olmazsa sevmeyecek. Başkası yaratmışsa hiç sevmeyecek! İslamca inanıldığı gibi, Tanrı Hitler’in, Saddam’ın hatta Beşar Esad’ın de yaratıcısıdır. Onları da seviyor mu? Hatta yine İslam’a göre, Tanrı her türlü yırtıcı hayvanın ve felaketin de yaratıcısıdır. Onları da Yaratan’dan dolayı seviyor mu? Doğru olan, yaratılandan dolayı Yaratan’ı sevmektir. Çünkü insanın zihinsel havsalası, ancak mahlûktan Halik’a doğru ilerler. Hiçbir idrak Tanrıdan başlayıp mahlûkata inemez. Kim bu sözü önce demişse, büyük günah işlemiştir. O zaman, Başbakan Kürtleri sevecekse, ne olur, onları Kürt olarak sevsin. Yaratana referans vermesin. Bunu, içinden, gönlünden, söylediği zaman, ilk defa bir Başbakan’ın Kürtleri sevdiği ve insan yerine koyduğu, büyük bir hadise olarak ve tarihi bir vaka olarak gündeme oturacaktır.

Zulüm ve zalim

Kürt çocuklara kendi dillerinde eğitim konusuna tekrar dönecek olursak, bunun onların yetişmeleri ve gelişmeleri bakımından ne kadar önemli olduğunu belirtmek isterim. Geçenlerde CHP milletvekili, hukukçu Rıza Türmen, “Anadilde eğitimi Kürt çocuklardan esirgemekle, onların beş yılını çalıyoruz” demişti. Bu önemli bir tespit. Bu konunun psikolojik ve lengüistik yönleri vardır. Kürt illerinde okuyan çocukların iyi üniversitelere giremeyişlerin sebebi, anadillerini henüz öğrenmeden Türkçeye geçmeleridir. Bu durum onların iyi Türkçe konuşamamalarının da nedeni. Çünkü öğrendiği tüm diller ve hatta bilimsel kavramlar, çocuğun ilk dili olan anadil üzerine inşa edilir. Bu temel sağlam değilse, kesp edilen tüm bilgiler istikrar bulamaz.
Son olarak, devletimiz ve onu yönetenler, neden hak ve özgürlükten bu kadar korkarlar diye düşündüm. İslam dünyasında Batı’da olduğu gibi tutarlı ve tarihsel bir gelenek halini almış olan, bir özgürlük mücadelesinin olmadığı, bir vakıa. Çoğu zaman, onların büyük çabayla elde ettikleri hak ve özgürlükleri ithal etmeye çalışırız. Ama ne onları doğru anlarız ne de kıymetini biliriz. Doğu kültürlerinde, zulümle mücadele yerine, hep zalimle mücadele olmuştur. Yani zulmü yok etmek yerine, zalimi yok etmek! Zalimi yok edip onun yerine geçmek var. Dolayısıyla zulüm hep kalıcı olmuştur. Zulüm ortamında yetişen zihinler, hep korku ve endişe içinde yaşadıkları için özgürlüğün hazzını tecrübe etmemişlerdir. Onun ne olduğunu bilmediklerinden ondan korkarlar. Hele böyle bir zihin, bir dinin doğmalarına da maruz kalmışsa, tutsaklığı bir kat daha artmıştır. Dinler, zihinlere mutlak doğrular sunarlar. Bu doğruları kabullenenler, özgürlükçü olamazlar. Özgürlüğe inanmanın şartı, kendi doğrularından biraz şüphe etmek, diğer kimsenin de doğrularının olabileceğini kabullenmektir. Son söz: Özgür olmayan zihinler, özgürlük bahşedemezler.
* Prof. Dr., ODTÜ