Parmak hesapları

Travma iklimindeyiz, hiç olmadığı kadar. Biriken, biriken ama artık hayatın her yerinden taşan, linç iklimine evrilen bir travma iklimindeyiz. Yönünü, amacını seçemeyen bir şiddet iklimine evriliyor hayat.
Haber: ZÜBEYİT GÜN / Arşivi

Paris- Travma iklimindeyiz, hiç olmadığı kadar. Biriken, biriken ama artık hayatın her yerinden taşan, linç iklimine evrilen bir travma iklimindeyiz. Yönünü, amacını seçemeyen bir şiddet iklimine evriliyor hayat. Kökeni için, cinsel tercihi için, düşüncesi için linç edilmek istenen insanların mevsimindeyiz.
Travma iklimi, durumdan vazife çıkarmaya çalışanların iklimine evriliyor. Her kesimin, her tarafın, her grubun kendince açıklamaya/adlandırmaya çalıştığı, kendine evirmeye çalıştığı bir seyirdeyiz. Ama her açıklama, her tanım eğreti duruyor, hedefine ulaşamayan birer bumeranga dönüşüyor.
"Ora"da yaşanan korkunç travmalar, bugünümüzü ve geleceğimizi ipotek altına almaya, mevcut sorunların üstüne daha da içinden çıkılmaz sorunlar eklemeye gebe, derinleşen bir yara olarak gözlerimizin önünde dururken, Türkiye akademisi (birkaç istisna dışında), "utanç verici suskunluğunu" yıllarca sürdürdü. Ama, önyargısız, sorumlu, aydın duyarlılığı ile hareket eden birkaç akademisyenin dışında, şimdilerde akademisyencilik oyunu moda.
Akademisyencilik oyunu oynayanlar "ora"da cirit atıyor artık. Gittim, gördüm, çözdüm, dinleyin, öğrenin havasında bir akademisyencilik oyunu bu. Oryantalist seferler düzenleniyor "ora"ya. "Onlar" şunu düşünüyor, şunu istiyor, "onlar" aslında şöyleler, böyleler söylevlerinden geçilmiyor ortalık. Oysa söz konusu söylevlerden habersizler, söz konusu "onlar".
Travma iklimin mağdurları hiç olmadığı kadar suskunlar. Suskunlukları karşımızda bir tehdit gibi dururken, çekilen acılar, ölümler, sürgünler, göçler, işkenceler, tecavüzler, intiharlar sayılara dökülüyorlar, tablolarda toplantılarda gösteriliyorlar. Tablolarla kurulan bilimsel ilişki, insani duyarlılığımızı sorgulamamıza neden oluyor. Soğuk, duygusuz ve histen uzak. Yapılanlar, akedemisyenlerin akademisyenlere propagandasından öteye gidemiyor.
Travma ikliminden proje iklimine evriliyor hayat. Çekilen acılar projelendiriliyor artık. Herkesin her acıya bir projesi var. Travma iklimi projelerle, geçim iklimine dönmeye başlıyor. "Ora"sı artık malzemesi bol bir yer, saatler bu malzemeden nemalanma zamanını gösteriyor.
Ülke gelişti/değişti, sivil toplumunu yarattı ya(!), şimdilerde asimilasyon, sivil toplum örgütleri kıyafetinde seferler düzenliyor "ora"ya.
Her acının nereden çıktığı belli olmayan sözcüleri belirmeye başlıyor medyada. Her konuda ama her konuda, kurbanlar adına kurbanlar için konuştuğunu söyleyenler beliriyor medyada. "Tarafsızlık diline burunmuş taraflar" boy boy artık. Yıllardır aynı şeyleri aynı kelimelerle söyleyenlerin tek satır yer bulamadığı bir medyadan bahsediyoruz.
Zorunlu göç revaçta
Bunlardan "zorunlu Kürt göçü" son zamanlarda çok revaçta. Havada sayılar uçuşuyor, devlet başka sayılar, göç ettirilenler başka sayılar veriyor. Toplumumun sivil örgütleri, ortayı bulmaya çalışıyorlar. Biri üç derken diğeri 10 diyor, ortalayıcılar beşte buluşturmaya çalışıyor onları. Arabuluculuk öyle pervasızlaşıyor ki, sorumluluk paydalara bölünüyor. Arayı bulacağız ya, "Devlet olduğu kadar 'terör örgütü' de sorumlu" demek moda şimdi.
Nedir bu sayı tapıcılığı, sayıların büyüsü nedir, sayıların büyüsünden kurtulmanın zorluğu nedir? Şu oyunu bozacak çıkmayacak mı derken, sayılar giderek değer kazanıyor. Artık, çekilen tüm acılar, acıyı çeken tüm insanlar, 1 milyon 200 bin içinde bir kişiye indirgeniyor.
Travma mevsimindeyiz hiç olmadığı kadar, ama travma mevsiminden parmak hesabı mevsimine evriliyor hayat.
"Sözde vatandaş"lıkla "yurttaşlık hakları" söylemlerinin havada uçuştuğu bir dönemden geçiyoruz. Oysa ki bahsi geçen "vatandaş/yurttaş"larda nicedir en baskın duygu vatansızlık duygusu.
Öte yandan, travma ikliminde Ağar Ağar konuşuyor sebep olanlar. Öyle karışık bir iklim ki, cellatlar kurtarıcılığa soyunuyor. Öyle karışık bir iklim ki, cellatların kurtarıcılığı en çok kurbanlarınca duyuluyor, kurbanlarınca değerlendiriliyor ve kurbanlarınca değer biçiliyor.
Asıl konuşması gereken travma iklimin mağdurları, hiç olmadığı kadar suskunlar.
Suskunluğun anlamı birden, biz bunları yaşarken neredeydinize dönüşüyor.
Puslu, lekeli ve kana bulaşmış bir aynadır karşımızda duran, herkesin tekrar tekrar bakması gereken...
ZÜBEYİT GÜN: Sorbonne Üni.