Parti siyaseti nereye?

Günümüzde süratle tekno-ekonomik uğraşıya dönüşen siyasette ideolojinin uğradığı yenilgi, partilerin konumlandıkları yegâne mevziyi "merkez" olarak adlandırmalarına yol açtı.
Haber: TANJU TOSUN / Arşivi

Günümüzde süratle tekno-ekonomik uğraşıya dönüşen siyasette ideolojinin uğradığı yenilgi, partilerin konumlandıkları yegâne mevziyi "merkez" olarak adlandırmalarına yol açtı. İdeolojilerin birer siyasi referans olarak anlam ve öneminin kitleler nezdinde itibar gördüğü "eski zamanlar"da merkez, politik aktörlerin yakınına dahi uğramayı akıllarına getirmedikleri, herhangi bir anlam ve önemden yoksun, renksiz, ruhsuz bir hale tekabül ederken, bugün siyasi aktörlerin iktidar kapısını açabilmek için ellerinden bırakmadıkları, dillerinden düşürmedikleri sihirli bir anahtara dönüşmüş durumda. Bu seçim öncesinde de çoğu parti açıkça kendilerini siyasal yelpazenin makbul merkez partisi olarak deklare edip, liderlerin sağdan soldan toplayarak vitrine dizdikleri "yeni" figürleriyle yegâne merkez olduklarını seçmen kitlesine inandırmaya çalışıyorlar.
Seçmen cephesinden bakıldığında da farklı bir tablo resmetmek mümkün değil aslında. Onların da zihninde merkeze dair yerleşik net bir fotoğraf olmadığı halde, bir seçimden diğerine kendini merkezde tanımlayan bir partiden diğerine yönelmesi, siyasette merkez etiketine aklının bir hayli yattığının karinesi. Partiler için kendini merkezde tanımlama siyasal pazarda dışlanmamanın gerekli ve yeter şartına dönüşmüş durumda. Seçim kazanabilmek için partilerin merkezde tutunma stratejileri, bu seçimde geçmiş seçimlerle karşılaştırıldığında herhalde ilk kez bu ölçüde adaylar üzerinden inşa ediliyor. Partiler ideolojilerinden arınıp, yegâne kurtuluş formülü olarak kendilerini merkeze bağımlı kılarken, merkez niteliği gereği içi doldurulabilecek iddialardan yoksun olduğu için, izlenebilen tek strateji kendi merkezlerine yıldız aktörleri oturtup siyaset icra etmeye çalışmaları oluyor. Bu anlamda içi boş merkez, aday aktörlerle doldurulmaya çalışılıyor, bu da kitlelere rakiplerine fark yaratan üstünlük olarak takdim ediliyor. Son tahlilde çoğu tükenmişliğin aczi içinde aynı stratejiye mahkum oldukları için, birbirlerinden farklılaşma yerine daha da benzeşiyor, aynılaşıyorlar, her biri diğerine kolaylıkla ikame edilebilir hale geliyor. Parti siyasetinin tektipleşmesi, kimliksizleşmesi, hatta buharlaşması olarak nitelendirilebilecek bu duruma gelmenin nedenini derinlerde aramak gerekir. Partilerin örgütsel yapılarında özellikle üyelerin mevcut dramatik durumları ile parti siyasetinin uğradığı anlam değişiminin yaşanan bu gelişmelerde azımsanmayacak etkisi var. Günlük ya da haftalık zaman dilimleri içinde aday adayları sağdan sola savruluyor. Bunu da "memleket hayrına" diye ilan ediyorlarsa, aday adayları arasından adayları süzme görevini tek başına liderler ve yakın çevresi üstlenmişse, belirlenen adaylara karşı yerel teşkilatlar tepkilerini kerhen dillendiriyorsa, bu ülkede parti siyasetinin çok derin bir kriz yaşadığı açık.
Parti siyasetinin yaşadığı krizin en temel göstergesi, milletvekili adaylarının belirlenme sürecinde teşkilatların yaşadığı dışlanmışlık halidir. Sorunun nedenini anlayabilmek için, dışlanmışlık haline eğilmek gerekir. Burada temel neden, Türkiye'de siyasal parti üyeliğinin Batıdaki örneklerine benzer biçimde gerek sayısal, gerekse işlevsel bağlamda buharlaşmasıdır. Seçmenler artık siyasal partilere üye olmuyor, üye olanlar da partinin faaliyetlerine katılmıyor. 1990'ların ilk yarısında 7.5 milyon olan üye sayısının bugün 6 milyonlara gerilemesi bunu gösteriyor. Sayısal gerilemenin yanı sıra üyelerin parti faaliyetlerine katılımının düşmesi, demokratik meşruluklarının aşınmakta olduğunun da kanıtı. Siyaset bilimcilere göre sorun iki boyutludur. Birinci boyutta siyasal pazarın artık daha rekabetçi hale gelmesi dikkat çekiyor. İnsanlar eskiden siyasetle ilgilenmek için partilere üye olurken, artık alternatifler çoğaldı, iş yaşamı, eğlence ya da boş zaman gibi rekabetçi baskılar potansiyel olarak parti üyeliğini azalttı. Geleneksel çalışan sınıflardaki sayısal gerileme, sendika üyeliklerinin azalması, kadının iş yaşamına katılımı gibi sosyo-ekonomik, demografik değişimler de bunda etkilidir. Diğer boyutta parti liderlerinin artık bireysel üyelere daha az ihtiyaç duyması dikkat çekiyor. Özellikle seçim zamanlarında kitle iletişim araçlarından destek alınarak yürütülen siyasal pazarlama faaliyetleri partilerin halka doğrudan ulaşmasına yol açıyor, liderin kampanya döneminde ekranlardan birkaç dakika görünür olması binlerce üyesinin parti için çalışmasından daha fazla etki yapabiliyor. Partiler artık çeşitli kitle örgütleriyle, varlıklı kişilerden yüklü miktarda bağış alıyor, bu da bireysel üyelerden toplanması gereken bağış ve aidatlara daha az ihtiyaç duyulmasına neden oluyor. Sonuçta üyelerin oluşturduğu teşkilatlara gereksinim azalıyor, parti üst yönetimleri teşkilatlara bağımlı kalmıyor. Lider için teşkilat, üyeleriyle birlikte artık sadece kendi gücünün pekiştirildiği bir alana dönüşüyor, onun ötesinde ihtiyaç duyulmayan, fikri pek sorulmayan, hukuk gereği kendisinin varlığı taşrada zoraki kabul gören bir yapıdan ibaret kalıyor.
Oligarşinin liderler kanunu
Teşkilatların taşrada adres belli etmek için yararlanılan mekânlardan ibaret bırakılışı, doğaldır ki liderleri, özellikle her türlü karar alma sürecinde merkezde tek sorumsuz yetkili kılıyor. Bu andan itibaren lider partisinin mukadderatında beşikten mezara kadar muktedir olurken, parti içinde lider marifetiyle tesis edilen oligarşik yapı, lider değişse de sürüyor. Aday belirleme sürecinde tüm partilerde yaşananlar artık tescil etmiştir ki partiler genel başkanların tapulu malıdır ve hiçbir genel başkan bu tapularda müşterek mülkiyet istemiyor. Hazırlanan listeler neredeyse sadece aşçılarının eksiğiyle, sekreterlerine, koruma müdürlerine açılan ön sıralar, bu kadroları mülklerinde ortak yapma arzusunun değil, olsa olsa onları da aslında "ırgatları" olarak görmelerinin bir sonucudur. Bu yapı sonuçta ancak bir patron-yanaşma ağı tesis etmeye imkan veren, onun ötesinde oligarşik alanların kırılıp mikro demokratik siyasi alanların açılmasına imkan tanımayan özelliklerle dolu. Hal böyle olunca sivil toplumun birer ajanı olması gereken partiler doğal olarak neredeyse devletin herhangi bir taşra birimindeki bürokratik aygıt gibi faaliyet icra ediyor.
Uyuyan ortaklar mı?
Geçmişin "dava partileri"nde birbirlerini ismen tanıyacak ölçüde aidiyet ilişkisi kuran üyelerle liderler, parti yöneticileri arasında bugün kopan bağın en aleni görüntüsü; partilerde geçmişin "aktif ortakları" olan üyelerin bugün "uyuyan ortaklar"a dönüşmesidir. Aktif ortaklık partinin sıradan yurttaşların gözünde bir siyasal değer olarak anlam ifade ettiği dönemlerde liderleri dizginleyen, politikaya sokağı dahil eden anlam ve öneme sahip olduğu için, teşkilat her daim partinin mukadderatında söz sahibi idi. Lidere rağmen partiye komuta eden üyeler bugün parti siyasetinden elini ayağını çektiği için, liderlerin hikmetinden sual olunmuyor. Yürütmekte olduğumuz bir projenin pilot araştırmasını oluşturan çalışma vesilesiyle parti üyelerinin hal-i pür melaline dair edindiğimiz izlenim, bu ülkede liderlerin teşkilatlara yaptıklarının az bile olduğunu düşündürtecek kadar ilginç bulguları içeriyor. 100 seçmenden 17'sinin bir siyasi partiye üye olduğu Türkiye'de parti üyeliği ortalaması çoğu ülkeye göre yüksek olmakla birlikte, üyelerin parti faaliyetlerine katılım düzeyinin düşüklüğü şu birkaç veri dikkate alındığında bile bir hayli düşündürücüdür. Üyelerin yüzde 12.4'ü parti faaliyetlerine hiç zaman ayırmıyor, bu oran CHP'de en yüksek düzeyde. CHP'li üyelerin yüzde 19.1'i, AKP'lilerin yüzde 15.1'i son bir yılda il ya da ilçe yönetimlerinin düzenlediği hiçbir toplantıya katılmamış. CHP üyelerinin yüzde 19.6'sı ayda ortalama hiçbir faaliyete katılmıyorsa, son beş yılda CHP üyelerinin yüzde 47.2'si, AKP üyelerinin yüzde 49.7'si partisi için bir afiş dahi asmamış, CHP'lilerin yüzde 46.6'sı kapı kapı dolaşıp oy istememiş, AKP ve CHP'lilerin yüzde 45'i partiye bağış yapmamış ya da aidatını ödememişse, üyeleri partilerin "uyuyan ortakları'' olarak nitelendirmek yanlış olmayacaktır. Parti faaliyetlerine katılımın ülkenin en büyük iki partisinde bile bu denli düşük kaldığı, üyeliğin yerel kongrelerde yöneticiler tarafından ellerine erzak torbaları tutuşturulmaları karşılığında işaret edilen delegeye, taşra yöneticilerine oy verildiği bir sistemde, teşkilatların taleplerinin liderler tarafından dikkate alınmaması kadar doğal bir şey olmaz tabii ki. Bu koşullar altında liderin aday adayı olan yerel teşkilat başkanının üstüne listelerde siyasal pozisyonları yıllardır taban tabana zıt olan bir ismi seçim kazanmak için yazmasına kızmamak, "nerde yanlış yaptık?" diye düşünmek gerekir.

TANJU TOSUN: Ege Üni.