Paşa diyeti

Mutfağına hayran olduğum bir ülkede geçirdiğim on günlük tatilde birkaç kilo almış olduğumu giysilerime sığmakta güçlük çekince anladım. Yıllardır kendime yakıştıramadığım bir tatildi doğrusu; yoğun suçluluk duygularımı birkaç günde rüzgara verdikten...
Haber: YILDIRIM TÜRKER / Arşivi

Mutfağına hayran olduğum bir ülkede geçirdiğim on günlük tatilde birkaç kilo almış olduğumu giysilerime sığmakta güçlük çekince anladım. Yıllardır kendime yakıştıramadığım bir tatildi doğrusu; yoğun suçluluk duygularımı birkaç günde rüzgara verdikten sonra içimi havalandırmak için gazete okumadım, memleketi uzaktan da olsa takip etmemeye çalıştım. Bir hafta yatıp, yiyip kitap okuduktan sonra dostlarımın ve oğlumun özlemi dürtmeye başladı. Bir de paşamın yokluğunu hissetmeye başlamıştım ki mesajlar yağmaya başladı. Paşam, yabancı bir deniz kıyısında uyuklayan bana ulaşmış, buradan doğru kulağımı çekiyordu.
Ve elbette halkı kitlesel bir refleks gösterisine çağırıyordu.
Yine bir geceyarısı Yaşar Büyükanıt bir muhtırayı halkına maillemiş; seçime hazırlanan halkının işe yaramayanlarını, hainlerini seçip önümüze atıvermişti.
Metne ilk bakıldığında reflekslere gösterilen özenin dilimizden esirgendiği dikkat çekiyordu. Türkçe, Türklük ateşinin güvencesi olan bu kurum tarafından hor kullanılıyordu.
Refleks kelimesinin yalnız bu toplumun akıl örgütlenmesinde böylesine saygın bir yeri olduğunu bir kez daha hatırlatalım. Sağlam bir klişe olarak dokunulmazlar kasasında yerini almıştır. Klişelerle olan alışverişimiz üstüne çok yazdık.
(Üç siyasi biraraya gelmişse 'tarih yazılır', borsa yükselmişse 'tarih yazılır', bir maç kazanılır, 'milat' olur. Hep aynı ilkel milliyetçi dille, hayat kalitemizi asla yükseltmeyecek manevralar, hamleler gösterişli tarih kütüklerine yaygarayla kayıt düşülür. Toplum yakın geçmişin yalancı "Şok!"larının sersemliğinden ayılmış gibi, haldır haldır tarih yazan bir millet olarak bu dil yuvasında yerini bulur. Otorite ve gönüllü teorisyeni medya, halka hep anlayışı kıt çocuk muamelesini reva gördüğü için onun her türden açlığını ve yoksunluğunu bastırmak için aydınlık bir tasvirde karar kılmıştır. Bütün tarihini beceriksiz bir kalemle yazılmış menkıbeler ve kara delikler olarak algılaması beklenen halk yine de yıkılmaz. Ayaktadır. Aklın yerini çoktan "refleks" almıştır. Devletin kendini savunma refleksi nasıl cinayetleri, yolsuzlukları, çeteciliği mazur gösteriyorsa basının ısrarla evcil görmeye-göstermeye çalıştığı ırkçı-milliyetçi militanların sergilediği zorbalık da refleksle açıklanır. Refleks, bir tek bu dilde böylesine bir saygınlık edinir. "Tahrik", büyülü bir kelimedir. Tahrik edilenler zulmeder, tecavüz eder, öldürür.)
Bu halktan ardında aklın gücü, vicdanın pusulası olan bir eylem beklenemeyeceğine karar vermiş bulunanlar, daha önce linçlere altyazı olan refleks kelimesinin başına 'kitlesel' ekliyor. Bununla pilates'in değil sivil olduğuna inanmak istediğimiz şahlanış mitinglerinin kastedildiği aşikâr.
Beni, ülkemin resminden uzak kaldığım bu on günlük sürede olup bitenler arasında en çok sarsan, Yaşar Büyükanıt'ın kaybetmiş oldtuğu kilolar oldu. Döndüğüm gün okuduğum haber şuydu:
"Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın son dönemde 5 kilo verdiği öğrenildi.
Genelkurmay'a yakın kaynaklardan ANKA'nın edindiği bilgiye göre, Orgeneral Büyükanıt'ın kilo vermesinde son haftalarda artan terör olaylarında verilen şehitlerden duyduğu üzüntü etkili oldu. Doğu ve Güneydoğu'dan gelen her şehit haberi sonrası Orgeneral Büyükanıt'ın derin üzüntü duyduğunu belirten kaynaklar, 'Komutanımız, şehit düşen askerler için büyük üzüntü duyuyor. Bu dönemde mesaisini de çok arttırdı. Hem yoğun çalışma hem de üzüntü nedeniyle son dönemde yaklaşık 5 kilo zayıfladı' değerlendirmesinde bulundular.
Büyükanıt'ın daha önce zaman zaman aldığı kilolarından şikayet ettiği, vermek için diyet yaptığı ancak her zaman başarılı olamadığını belirten yakın çevresi, son dönemde yaşadığı derin üzüntü ve yoğun çalışma temposu nedeniyle 5 kilo zayıfladığını kaydettiler.
Son günlerde katıldığı tören, toplantı ve cenaze törenlerinde de kilo verdiği açıkça görülen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın şehit cenazelerinden duyduğu derin üzüntü özellikle dün Kocatepe Camii'ndeki cenaze namazında görüntülere de yansımıştı."
Haberin yanında Büyükanıt'ın gerçekten yorgun, neredeyse perişan bir resmi görülüyordu.
Paşamın hassas bünyesini biliyor, olan bitene hepimizden çok üzüldüğünü tahmin ediyorduk. Ama bu ani zayıflama, can sıkıcıydı.
Birkaç gün geçmeden işin aslını öğrendik. Elbette Yaşar Büyükanıt, bu kadarcık bir zorluk karşısında sağlığının denetimini kaybedemezdi. Sınır ötesi operasyona hazırlanıyor, dinçliği ve iradesiyle hepimize örnek oluyordu. İki gün sonra çıkan haber şöyleydi:
"Org. Büyükanıt'ın yaptığı diyet sonunda fazla kilolarından kurtulduğu ve merdivenleri adeta koşar adım çıktığı gözlendi. Büyükanıt'ın uyguladığı diyet, günde 3 ana öğün ve 3 ara öğünden oluşuyor. Diyet, 'azı karar çoğu zarar' ilkesinden yola çıkarak hazırlanıyor. Buna göre, Büyükanıt, sevdiği yiyeceklerden vazgeçmek zorunda kalmadan, sık ama az tüketiyorlar. Diyette, kızartmadan uzak durulması öneriliyor."
Bu kez kullanılan resminde Büyükanıt çakı gibi bir komutandı. İri büstü ve sırım gibi vücuduyla içimize su serpiyordu.
Magazin ruhunun, zamanlaması sorunlu, 'sık ama az' e-muhtıralarla, emekli mensuplarının kitlesel refleks mühendisliğini canla başla sürdürüşüyle, Büyükanıt'ın basına karşı canayakın ve esprili yaklaşımıyla, televizyonlarda karşımıza çıkan tatlı sert emekli asker uzman kadrosuyla nicedir Silahlı Kuvvetlerimizi de içine aldığının farkındasınızdır. Resepsiyonlarda komutanların karşısında çok mutlu, nedense hep kahkahalar atan gazeteciler görmeye alışığız. Büyükanıt'ın basınla ilişkilerini düzenleyen makamın da yukarıdaki ayrıntılı diyet dökümüyle bize şefkatini gösterdiğini söylemek mümkün.
Magazin doktorlarının en yücesi Müftüoğlu'nun köşesine yakışacak (yemek yerine tüketmek kelimesi beni gerçekten tüketiyor) bir dille dökümü çıkarılan diyetinin, Büyükanıt'a yaradığı anlaşılıyor. Ama biz, paşadan sürekli azar işitenler, altı çizilenler, komplo uzmanlarını da yanımıza alıp bu metni çözümlemeye başladık bile.
"Azı karar çoğu zarar", "sevdiği yiyeceklerden vazgeçmek zorunda kalmamak", "sık ama az tüketmek", acaba sadece paşanın kaybettiği 5 kiloyu mu anlatıyor? "Kızartmadan uzak durulması" gerçekten "öneriliyor" mu yoksa emrediliyor mu?
Neden bir kez olsun 'paşa çayı'ndan söz edilmiyor?