Perinçek iki önemli hizmet yaptı

Perinçek iki önemli hizmet yaptı
Perinçek iki önemli hizmet yaptı
Batı emperyalizmi, ifade özgürlüğünü düzenleyen AİHS Madde 10'un ihlal edildiğini söyleyerek Doğu Perinçek'i haklı buldu: "Hassas ve tartışmalı konularda da fikir beyan etmek ifade özgürlüğünün temel unsurlarındandır"
Haber: BASKIN ORAN / Arşivi

2015’i atlatabilmek için devletimizin ürettiği “Prof. Zihni Sinir Proceleri”ni yazacaktım, artık kısmet önümüzdeki haftalara. Çünkü bu konuda çok önemli bir gelişme oldu. Doğu Perinçek, kendisini “ırk ayrımcılığı”ndan mahkum eden İsviçre’ye karşı AİHM’de açtığı davayı kazandı. Böylece iki önemli hizmet yapmış oldu. Ama bunu yazının sonuna bırakalım ve önce davanın safahatını hatırlayalım.

Al İsviçre’yi, vur Türkiye ’ye

1915-16’da en fazla 8.500 (sekiz bin beş yüz) Ermeni’nin öldüğünü iddia eden Türk Tarih Kurumu eski başkanlarından Prof. Yusuf Halaçoğlu, Mayıs 2004’te İsviçre’ye gidip soykırım olmadığını söylemiş, soruşturma açılınca da gidip savcılığa ifade verememişti. Perinçek bunun ardından 2005’te gitti ve Lozan’da verdiği konferansta “Ermeni soykırımı tarihsel ve emperyalist bir yalandır” dedi. İsviçre-Ermeni Derneği, suç duyurusu yaptı.
İsviçre Ceza Kanunu’nun “Irk Ayrımcılığı” başlıklı “261 bis” maddesi uyarınca Lozan’da dava açıldı: “Jenositi veya insanlığa karşı diğer suçları hafife almak, inkar etmek veya haklı göstermeye çalışmak, belli bir ırka veya dine mensuptur diye kimi insanlara karşı açıkça kine ve ayrımcılığa teşvik; onlara yönelik aşağılayıcı bir ideolojiyi yaymak veya örgütlemek.” İşin ilginç tarafı, tam o sırada, Azınlık Raporu’nu yazdım diye bana ve ayrıca Prof. İbrahim Kaboğlu’na, 301’in yanı sıra bir de TCK’nın rakamları farklı dizilmiş maddesinden (Md. 216) dava açılmış, beş yıl hapis isteniyordu.
Perinçek, o sırada kurulan “Talat Paşa Komitesi” üyelerini de yanına alarak duruşmaya gitti ve savunma yaptı. Lozan kent mahkemesi 09.03.2007’de, “[Ermenilerin] acı verici tarihlerini inkar etmek suretiyle, Ermeni halkı ayrımcılığa tabi tutulmuştur” diyerek, 2 yıl tecilli olmak üzere paraya çevrilmiş 90 gün hapis ve ayrıca tazminatlardan oluşan bir mahkumiyet kararı verdi. Burada vahim olan, şu gerekçe idi: “İsviçre kamuoyuna göre Ermeni jenosidi kesin bir tarihsel olgudur.” Mahkeme, İsviçre kamuoyunu tarih konusunda bilirkişi sayıyor ve ona göre mahkumiyet veriyordu.
Karar, Lozan’ın bağlı olduğu Vaud Kantonu Temyiz Mahkemesi’nin ardından, “pek çok tarihçinin, Avrupa Parlamentosu’nun ve pek çok ülke meclisinin Ermeni iddialarını kabul ettiğini” belirten İsviçre Federal Mahkemesi’nce de 19.12.2007’de onandı. Yani, İsviçre yargısının yaptığı hukuk mu siyaset mi, belli değil. Veya, çok belli.

İfade özgürlüğü mafiş

Şunu samimiyetle söyleyeyim: İsviçre yargıçlarının birbiri ardına onadığı bu mahkumiyet kararı, en azgelişmiş ülkenin hukuku için bile kocaman bir yüzkarası idi. Çünkü şiddete ve kine açıkça teşvik etmedikçe yani “Oh olsun, Yahudileri iyi ki kesmişler” türünden alçaklıklar yapmadıkça, ifade özgürlüğü esastır. Aksi halde Engizisyon dönemine kesin dönüş yapılır. Jenosidin olduğunu söylemek hakkı kadar, olmadığını söylemek hakkı da vardır. “Ermeni Soykırımı” da dersiniz, bu rezil olayın Yahudi Soykırımı’ndan farklı oluşu nedeniyle benim kullandığım bir geleneksel terim olan “Ermeni Kırımı” da dersiniz. Ama ikisi de sonuna kadar tartışılabilmelidir.
Hiç unutmuyorum, Hrant bir gün telefonda demişti: “Yahudi jenosidinin bile tartışılabilmesinden yanayım. Bunun yasaklanmasını kabul edemiyorum.” Ülkem adına çok utanarak hatırlatayım, bunu söyleyen insan, 21.07.2006’da “Evet, bu ülkede Ermenilere jenosit yapılmıştır” demek yüzünden Türk mahkemelerinde sürüm sürüm süründürülmüş ve “Türklüğe hakaret” kararının da büyük katkısıyla sokakta arkadan vurularak katledilmiş olan insandır. Türkiye de, yüksek yargıdaki bu zihniyetin mimarlarından birini şu anda insan hakları ombudsmanı yapmış bir ülkedir.

“Emperyalist AİHM”

Aynı azgelişmişlik, daha önce Fransa’da yaşanmıştı ama Fransız Anayasa Konseyi, 1789 Bildirgesi’nin ifade özgürlüğüne ilişkin 11. Maddesini gerekçe göstererek, Kanunca Tanınmış Soykırımların Varlığını Tartışmayı Önleme Yasası’nı (2011 Boyer Yasası) 28.02.2012’de anayasaya aykırı ilan etti. Türk devleti de o sırada aynı gerekçeye sarılıyor ama Temel Demirer, Orhan Pamuk, Hrant Dink, Arat Dink, Ragıp Zarakolu ve Sarkis Seropyan gibi soykırımdan söz edenleri yüksek yargı “Türklüğe hakaret”ten çatır çatır mahkum ediyordu (bkz. Türk Dış Politikası, Cilt III, İletişim Yay., s. 86 ve 188). Neyse, Perinçek davasına dönelim.
Davanın avukatı Laurent Moreillon, AİHM’ye gitmek konusunda tedirgindi: “AİHM’ye ilke nedeniyle başvuruyoruz. Henüz müvekkilimin tepkisini resmen almadım ama, bana yazıp artık burada duramayacağımızı bildireceğini biliyorum” (tsr.ch – Info – Génocide arménien: condamnation confirmée). Çünkü Türk milliyetçileri/ulusalcıları açısından AİHM, “Batı emperyalizmi”nin temel kurumlarından biriydi.
Ama, ilkelere istisna için daima gerekçe bulunur. Moreillon’un müvekkili, “kendi vatanını” değil İsviçre’yi şikâyet edeceği için Strasbourg’a gönül rahatlığıyla gitti. Ve Batı emperyalizmi, ifade özgürlüğünü düzenleyen AİHS Madde 10’un ihlal edildiğini söyleyerek kendisini haklı buldu: “Hassas ve tartışmalı konularda da fikir beyan etmek ifade özgürlüğünün temel unsurlarındandır. Hoşgörülü, çoğulcu ve demokratik toplumu; totaliter yönetimler ya da diktatörlük rejimlerinden ayıran da budur.”
Şimdi gelelim, Perinçek’in yaptığı iki önemli hizmete.
1) Epey kafa karıştırıcı bir metin olmakla birlikte, Fransa Anayasa Konseyi kararının üzerine binen bu AİHM kararı, Türk devletinin müzmin ve menfur inkar politikasından yararlanarak Ermeni Kırımı’nı tartışmayı bile yasaklatmak isteyen uluslararası çabaları artık boşa çıkaracak nitelikte. Şimdi bakalım çeşitli ülkeler, tartışmayı engelleyen kanunları nasıl çıkartabilecek. Ve tabii, bakalım Türk devleti bu kararın üzerine nasıl yatmaya çalışacak.
2) AİHM’ye başvurmayı “vatana ihanet” ve “Batı emperyalizmi uşaklığı” sayan milliyetçilerin ve ulusalcıların imanları, Tuncay Özkan başvurusunun üzerine binen Perinçek başvurusundan sonra şimdi daha da sarsılmış olmalı. Perinçek bu açıdan da büyük hizmet yaptı.
Ceza yargıçlarımız içinde şunu açıkça diyebilen bir zihniyet var: “Emperyalist en küçük güdüleri yok mudur değerlendirmelerinde, bu kadar mı kusursuzdurlar bu Avrupalılar?” Bunu da yine önümüzdeki haftalarda yazacağım.
17 Aralık depremi hakkında not: Şimdi oldu. Sayıştay denetiminin niye felce uğratıldığı şimdi anlaşıldı.