Petrol haramileri

Amerikan birlikleri 2003'te Bağdat'ı işgal ettiğinde askerlerin ellerindeki haritalarda iki bölgenin adresinin altı çizilmişti. Birincisi, Saddam Hüseyin'in heykelinin bulunduğu Firdevs Meydanı, ikincisiyse Petrol Bakanlığı.
Haber: METE ÇUBUKÇU / Arşivi

Amerikan birlikleri 2003'te Bağdat'ı işgal ettiğinde askerlerin ellerindeki haritalarda iki bölgenin adresinin altı çizilmişti. Birincisi, Saddam Hüseyin'in heykelinin bulunduğu Firdevs Meydanı, ikincisiyse Petrol Bakanlığı. İşgalciler, Bağdat'ta nereye gideceğini bilmez bir durumdayken bu iki adresi ellerine koymuş gibi bulmuşlardı. Bir grup asker Saddam Hüseyin'in heykeline ilmeği geçirmeye, diğer grup doğrudan Petrol Bakanlığı'na yönelmişti. Hem de etraflarında devam eden yağmayı, Bağdat Müzesi'ndeki medeniyet talanını, sokak haramilerini umursamadan.
Çünkü, Petrol Bakanlığı'nın güvenliği ilerleyen yıllardaki "talan" için daha önemliydi. O günlerde bakanlık binasında bulunan 80 petrol sahasına ait her türlü bilgi ve haritayı koruma altına alan işgal güçleri şimdi, Irak petrollerinin talanı için sadece bu bilgileri değil, petrol alanlarının kendisini de, Shell, BP, Exxon, Chevron gibi şirketlere peşkeş çekmeye hazırlanıyor. Hem de 30 yıl boyunca sürecek bir peşkeş. Dünyanın gözleri önünde bir ülkenin her türlü değerini, geleneğini, uygarlık mirasını, zenginliğini, insan malzemesini tahrip edenler, şimdi Irak'ı 30 yıl boyunca sömürgeleştirmek için harekete geçti.
Aslında,1999'da ABD Başkan Yardımcılığı ile petrol işleriyle iştigal eden Halliburton şirketinin yönetim kurulu üyeliği koltuğunu birlikte paylaşan Dick Cheney açıkça söylemişti: "2010 yılına kadar günde 50 milyon varil petrole ihtiyaç duyuyoruz. Dünya petrol yataklarının üçte ikisi de, bu zenginliğe sahip Ortadoğu'da bulunuyor."
Irak'a "özel" muamele
Bir diğer hazırlık da 2003'te yapılmıştı. Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nca hazırlanan "Irak'ın Geleceği Projesi"nde "Production Sharing Agreement/Üretim Paylaşma Anlaşması"nın Irak için model olması fikri işgal öncesi gündeme gelmişti. Ancak bu projedeki planla uluslararası alanda uygulanan anlaşma arasında önemli farklar vardı. Üretim Paylaşma Anlaşması rezervlerin mülkiyetini devletlere bırakırken, petrol gelirlerine özel şirketleri ortak ediyor. Ve genel olarak petrol çıkarmanın çok maliyetli olduğu veya rezervlerin yeterince büyük olmadığı ülkelerde yabancı şirket yatırımlar teşvik için imzalanıyor. (Seta Vakfı, Irak Dosyası).
Oysa Irak, petrol rezervlerinin büyüklüğü, petrol çıkartılmasının uygunluğunun yanında altyapı iyileştirilme çalışmaları karşılanabilecek bir ülke. Ancak, önce Irak'ı yıkanlar, şimdi Irak'ın imarı adına Iraklıların kaynaklarını kullanmak için harekete geçiyor. Üstelik, işgal öncesinde olduğu gibi sonrasında da dünyaya yalan söyleyerek. Çünkü Irak'ta Üretim Paylaşım Anlaşması bile normal işletilmiyor, şu anki haliyle bu anlaşma Irak'ın yapısına uymuyor. Böyle bir anlaşmayı herhangi bir ülkeye, ABD müttefiki Suudi Arabistan ve diğer petrol zengini ülkelere kabul ettirmek bile mümkün değil.
Yüzde 25 ile idare edin!
Sondaj ve işletmeyi de içeren tasarı yasalaşırsa Üretim Paylaşma Anlaşması gereği Irak petrollerinin yüzde 75'i Batılı petrol şirketlerinin, bu paylaşımda aslan payı da ABD ve Britanya'nın olacak. Üretim Paylaşma Anlaşması kağıt üzerinde Irak'ı, petrolün yasal sahibi gibi gösterirken yabancı şirketlere yatırım yapma, rafineri işletme, nakil borusu inşa etme yetkisi ile birlikte geliri paylaşma imkanı tanıyor. Bu da 1972'de millileştirilen petrol üzerindeki inisiyatifin yabancılara devri, bir başka deyişle ekonomisinin yüzde 95'i petrole bağlı olan Irak'ın yıkımı anlamına geliyor. İran'da Mussadık, Mısır'da Nasır'ın millileştirme politikalarını darbe ve savaşlarla yok edenler şimdi de Irak'a son darbeyi vurmaya hazırlanıyor. Ancak, Mussadık'ı devirip Şah'ın yolunu açanlar bugün İslami bir İran'la uğraşıyor. Mısır'daysa Müslüman Kardeşler'in yükselişini izliyor.
Kolay değil
Irak'ın önümüzdeki beş yıl içinde 20-25 milyar doları arası petrol yatırımına ihtiyacı var, yani kabaca yılda 4-5 milyar dolar. Ancak geçen yıl 3 milyar dolara dahi ulaşılamadı. Çünkü, petrol rafinelerinin güvenliği hâlâ sağlanamıyor, boru hatları sık sık sabotaja uğruyor, tesisler çürüyor. Petrol şirketleri de her şeye rağmen böyle bir enkazı ayağa kaldırma vaadi ile ortaya çıkıyor. Şiiler ve küçük anlaşmalar yapan Kürtler "dar görüşlü" bir yaklaşımla "işgalcilere diyet öderken" geleceklerini ipotek altına aldıklarından habersiz. Zaten varolan direniş ve kaos karşısında petrolün güvenli bir biçimde nasıl çıkarılacağı da büyük bir soru işareti.
İşgalden bu yana Irak'ın petrol üretimi büyük oranda azaldı. İşgal öncesi günde 3,5 milyon varil petrol üretilirken bu rakam şu anda 2 milyona düştü. 12 yıl süren ambargo nedeniyle modernizasyon çalışmaları yapılamayınca petrol üretim tesisleri çürüme aşamasına geldi. Iraklı petrol uzmanları, mühendisleri ya öldürüldü ya da ülkeden kaçtı. Sadece direnişçilerin değil kaçakçıların vurduğu darbe de cabası. Ancak, direniş sona erse bile yabancı şirketlerle yapılacak anlaşma ve satılan petrolden gelmesi beklenen yüzde 25'lik payın nasıl bölüşüleceği başka bir çatışmanın habercisi. Çünkü Irak Anayasası 109. maddesi "petrolün bütün bölgelerdeki ve eyaletlerdeki Irak halkına ait olduğunu" söylerken 110. maddesi "petrol gelirlerinin ülkenin bütün bölgelerindeki demografik yapıya uyumlu adaletli bir şekilde" dağıtılacağını öngörüyor. Irak'ın hâlâ merkezi ya da federal bir yapıda mı yönetileceği belli değil. Keza bu iki durumda da gelirler çok farklılaşacak. Anlaşmaları merkezi otorite mi federal bölgeler mi yapacak? Petrol bölgelerine hakim olan gruplar bu gelirleri diğerleri ile eşit şekilde paylaşmayı kabul edecek mi? Anayasadaki "federal kontrol" maddesi şu an varolan kuyuları mı yoksa gelecekteki rezervleri mi içerecek? Basra ve Kerkük petrolleri kimin denetiminde olacak? Anayasa'nın 111. maddesi ise merkezi otorite ile yerel otorite arasındaki anlaşmazlıklarda son sözün yerel hükümette olduğunu belirtiyor.
Bambaşka bir Ortadoğu!
Bu işten en çok nemalanacak olan tabii ki ülkenin yüzde 60'ını oluşturan ve Basra petrolleri üzerindeki Şiiler. Iraklı Kürtler ise Kerkük'ü, tarihsel bağlantı iddiasından çok, işte bu nedenle istiyor. Sünnilere göreyse, örneğin Kürtlerin yeni kuyular açması ve rezerv tespiti yapması anayasaya aykırı. Kürtler bugüne kadar varolan kuyuların merkezi otoritenin denetimine tabi olacağını bundan sonra açılacak kuyuların ise Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi'ne ait olacağı iddiasında. Kürtlerin son iki yılda aralarında Türkiye'den şirketlerin de bulunduğu petrolcülerle Üretim Paylaşma Anlaşmaları yaptığı biliniyor. Yani Iraklılar açısından durum göründüğünden de karmaşık. Ama, yabancı şirketler için bu durum herhangi bir fark yaratmıyor. Onlar her halükarda, merkezi ya da federal bir yapıda 30 yıl boyunca Irak'ı iliklerine kadar sömürecek. Irak halkı ya da Şii ve Kürtler ise petrol gelirlerinin yüzde 25'ine bile razılar.
Ancak tüm bunlar ve ABD ile Britanya'nın işgal hayallerini hayata geçirmek için Irak'ın yeni diktatörler, küçük Saddamlar aracılığıyla "istikrara" kavuşması, savaş suçlarına ortak olan şirketlere paylarının bir an önce verilmesi gerekiyor. Ancak ülkenin ahval ve şeraiti böyle bir durumu şimdilik mümkün kılmıyor. Bu yüzden, Bush yönetimi Saddam Hüseyin'i Şiilere "armağan" ettikten sonra, Kürt Peşmerge ve Şii milisleri Irak ordusu adı altında Sünni bölgelerine göndermeye hazırlanıyor. Bush, Yeni Irak planı gereği yeni atamalar ve yeni savaş politikaları ile direnişi daha kanlı bir şekilde bastırmak için son kozunu oynayacak. Tabii ki yalanlarını sürdürerek.
Zaten Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice kısa bir süre önce ABD'nin Afganistan ve Irak için 350 milyar dolar harcadığını belirterek Kongre'den 100 milyar dolar ek bütçe isterken şunları söylemişti: "Bu sadece bir para meselesi değil. Irak, can kayıplarına ve harcanan paralara değer bir yatırım. Irak'ta çok fazla kayıp verdiğimizi biliyorum. Ama buna değer. İleride Irak'ın istikrarı ile bambaşka bir Ortadoğu olacak." Hayır Bayan Rice, bu bir yanıyla basbayağı bir para meselesi ve siz "Irak'ın istikrarı" ile "Irak'ın petrolü " sözcüklerini karıştırmış olmalısınız.
METE ÇUBUKÇU: NTV