Pınar Selek neden tehlikeli?!

Pınar Selek neden tehlikeli?!
Pınar Selek neden tehlikeli?!

?Pınar Selek?e gösterilmemeye çalışılan adalet yerine gelmezse, bu toplumun adaletle barışması süreci büyük bir darbe daha alacak?. Fotoğraf: Muhsin Akgün

Pınar Selek ve Abdülmecit Öztürk'e karşı açılan davada mahkeme iki kez beraat kararı verdi. Yargıtay Başsavcılığı mahkemenin beraat kararının onanmasını istedi. Ama Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Selek'le ilgili beraat kararını oybirliğiyle bozdu
Haber: AHMET İNSEL - ainsel@iletisim.com.tr / Arşivi

“Çocukken, ‘vatan haini’ ilan edilen barışçılarla tanıştım. 12 Eylül’ün kararttığı yıllardı. Her şey o kadar çirkin görünüyordu ki gözüme, haftada birkaç saat askerlerin türlü aramalarından geçip girdiğimiz zindan kapısı benim için bir ibadet yeri gibiydi. Demir parmaklıkların ardından o insanlarla öyle uzun uzun konuşma fırsatı hiç bulamadım. (...) ‘Barış Davası’ndan yargılandıklarını biliyordum. Barış sözü, dinlediğim masallarla rengarenk olmuş düşlerime yakışıyordu”.
Pınar Selek bu satırları, tutuklu olduğu Ümraniye E tipi cezaevinde 2000 yılının sonunda yazdı. 1998’de kendisi ve Abdülmecit Öztürk hakkında, Mısır Çarşısı’ndaki patlama nedeniyle açılan davada tutuklu olarak yargılanıyordu. Bu topraklarda savaşa karşı olan, barışı kendine rehber eden girişimler üzerine tutukluluk koşullarında hazırladığı kitabın birinci önsözünde yer alıyor yukarıdaki cümleler. Selek’in tutukluluk hali daha sonra kalktı, cezaevinden çıktı ve çalışmasını genişletip, Barışamadık başlığıyla yayınladı (İthaki yayınları, 2004).
Serbestlik koşullarında yazdığı ikinci girişte ifade ettiği gibi, Selek’in “iki ayrı varoluş alanından geçerek” hazırladığı bu kapsamlı çalışma, Barışseverler Cemiyeti, Barış Derneği, Türkiye Barış Derneği ve İzmir Savaş Karşıtları Derneği üzerine odaklanıyor. Bir türlü barışamayışımızın yakın tarihteki köklerini, antimilitarizmi, savaş karşıtlığını inceliyor. Tüm bu kavramların hep kendi içerdikleri dışında anlamlarla donatılmış olmalarına dikkatimizi çekiyor. Çoğu zaman bu kavramların savunucularının egemen ideoloji tarafından suçlanıp dışlanmasının izini sürüyor.
Selek, barışla, savaş karşıtlığıyla bir türlü barışamayan ideolojinin zaman zaman savaş karşıtları arasında da nasıl etkili olabildiğini göstermekten de çekinmiyor. “Türkiye’de savaş-karşıtı olduğunu söyleyen güçler(in), anti-emperyalizm çerçevesini ve protestoculuğu aşamadıklarına, bu toprakların savaşını ve çözüm yollarını gündemlerine alamadıklarına” işaret ediyor. Antiemperyalizmin salt ABD karşıtlığı sınırında tutulmasının, “haklı savaş-haksız savaş” farkının savaş karşıtı platformlarda bile ileri sürülmesinin, barış mücadelesine getirdiği iç kısıtları da gözardı etmiyor çalışmasında.

Pınar’a bomba sorulmamış
Görünen o ki, 12 Eylül’ün kararttığı yıllardan çıkmamız kolay olmayacak. Pınar Selek ve Abdülmecit Öztürk’e karşı açılan davada mahkeme iki kez beraat kararı verdi. Patlamanın gaz sızıntısından mı yoksa bombadan mı kaynaklandığına ilişkin farklı birçok uzman heyetin verdiği raporda, bunun bomba sonucu olamayacağı sonucuna varıldı. Ayrıca, Abdülmecit Öztürk mahkemedeki ifadesinde, polis sorgusunda işkence altında Pınar Selek’le birlikte Mısır Çarşısı’na bomba koyduklarını itiraf etmek zorunda kaldığını, gerçekte ne bomba koyduğunu ne de Selek’i tanıdığını söyledi. Pınar Selek’e ise, polis sorgulamasında, bu bombayla ilgili herhangi bir soru sorulmamıştı.
Mahkeme, delil yetersizliği nedeniyle iki sanığın da beraatine karar verdi. Cumhuriyet Savcısı ise patlamanın bombadan kaynaklandığı kanısında olduğunu belirterek, kararı temyiz etti. Çünkü tahliyeden sonra Emniyet Genel Müdürlüğü mahkemenin talebi olmamasına ve kendisinin böyle bir yetkisinin bulunmamasına rağmen, patlamanın bomba sonucu olduğuna dair bir bilgi notunu mahkemeye göndermişti. Bu notun kendilerine iletildiği Jandarma Komutanlığı aracılığıyla, Emniyet’in raporu bilirkişi raporuna dönüştürülmüştü.
İşin en ilginç yanı ise, polis ifadeleriyle Selek’in yargılanmasına neden olan Öztürk hakkındaki beraat kararını savcılığın temyiz etmemesiydi. Bombayla ilgili poliste yegane kabul ifadesi veren kişinin beraatına itiraz etmeyen savcı, bu konuda ifadesi bile olmayan Pınar Selek için aleyhte temyiz yoluna başvurdu. Yargıtay Başsavcılığı mahkemenin beraat kararının onanmasını istedi. Ama geçtiğimiz günlerde Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Selek’le ilgili beraat kararını oybirliğiyle bozdu. Bu durumda Selek yeniden ve bu kez tek başına yargılanacak. Hemen hatırlatalım, patlamanın hemen ertesinde yapılan ilk araştırmalar neticesinde herhangi bir bomba izine rastlanmadığını tespit eden Terörle Mücadele Şubesi bomba uzmanlarının verdiği bilgiye dayanarak, İstanbul Emniyet Müdürü de patlamanın tüp gazdan kaynaklandığını basına açıklamıştı.

Neden?
Bu durumda Emniyet’in, neden daha sonra Selek’in muhakkak bölücülük suçundan müebbet hapis suçuyla yargılanmasını istemeye başladığı ve bu talebinde ısrar etmeye devam ettiği sorusu akla takılıyor. Burada bir öç alma operasyonunun izlerini görür gibi oluyoruz. Patlama öncesinde, sosyolog Selek PKK ve PKK’lılarla ilgili bir araştırma yürütüyor ve bu çerçevede PKK’lılarla da görüşmeler yapıyordu. Bu görüşme bilgilerini elde etmek isteyen polis kendisini sorgulamak için gözaltına almıştı. Selek, haklı olarak bu bilgileri sorgulaması sırasında vermedi. Mahkemeye sevk edildi. Kendisiyle ilgili ilk davada Mısır Çarşısı patlaması yoktu. Halbuki patlama gerçekleşmişti. Selek’in kendine sorulan bilgileri vermemesi üzerine, Mısır Çarşısı’ndaki gaz patlaması daha sonra bombaya dönüştü. Polis sorgusunda kendisine hiç sorulmayan bomba iddiasıyla ikinci kez mahkemeye sevk edildi.
Nasıl gerçekleştirildiğini bilemediğimiz, ama Abdülkerim Öztürk’ün beraat kararının temyiz edilmeyip, sadece Selek’le ilgili beraatın temyiz edilmesinin yarattığı şüphe tüm ağırlığıyla ortada duruyor. Yargıtay Başsavcısı’nın bile kıramadığı bir derin iradenin bu konuda ısrarla ve etkili biçimde faaliyette olduğu kanaati oluşuyor insanda. Sanki bir bastırma, sindirme ve öç alma iradesi çalışıyor.
Pınar Selek, Barışamadık kitabının birinci girişinde, barışçıların serbest kaldıktan sonra her şeyin değişeceğini, çocukluğunda kahramanlarının silahlı canavarları etkisiz bırakacağını hayal ettiğini belirtiyor. Daha sonra tutukluların serbest kaldığını ve bunların biraraya gelmelerini beklediğini ama herkesin işinin başına dönüp, dağılıp gittiğini görünce, hayatındaki ilk yenilgi dersini aldığını anlatıyor. Bu nedenle, “barış deyince uzun yıllar boyunca aklıma hep yenilgi geldi”, diyor.
Pınar Selek’e gösterilmemeye çalışılan adalet yerine gelmezse, bu toplumun adaletle barışması süreci büyük bir darbe daha alacak. Bir kez daha adaletin yenilgisine şahit olacağız. Bütün bunlara rağmen, barış deyince, adalet deyince aklımıza önce yenilgi fikrinin gelmesi bu toplumun makus talihi olmasa gerek.