Pinter'ın Dedektif'i

Michael Caine bir kez daha 'Sleuth' için kamera karşısında. Bu sene Venedik'te Altın Aslan için yarışan 'Sleuth' (Dedektif), 1972 tarihli aynı adlı filmin yeniden çevrimi. Orijinal filmde Laurence Harvey'yle paslaşan Caine, bu sefer Jude Law'a eşlik ediyor. Ama filmin bir özelliği var ki kolay kolay es geçilmez.

Michael Caine bir kez daha 'Sleuth' için kamera karşısında. Bu sene Venedik'te Altın Aslan için yarışan 'Sleuth' (Dedektif), 1972 tarihli aynı adlı filmin yeniden çevrimi. Orijinal filmde Laurence Harvey'yle paslaşan Caine, bu sefer Jude Law'a eşlik ediyor. Ama filmin bir özelliği var ki kolay kolay es geçilmez. Yeni filmin senaryosu Nobel ödüllü Harold Pinter imzalı. Biz de Sarah Lyall'ın The New York Times'da 'Sleuth' münasebetiyle kaleme aldığı Pinter makalesini sunuyoruz. Hem yeni bir filmin müjdesini vermek hem de yeri gelmişken Pinter'la ilgili kısa da olsa bir değerlendirme yapabilmek için...
Sleuth'un yeni film versiyonunun sonlarına doğru birdenbire cep telefonu çalıyor. Telefon zili, silah sesi kadar sarsıcı çalıyor ve sahnedeki gerilimi daha da derinleştiriyor. Arayan, kahramanlardan Milo'nun (Jude Law) sevgilisi, Andrew'un (Michael Caine) ise karısı olan Maggie. Peki hattın diğer ucundaki Maggie, Milo'ya ne söylüyor? Yönetmen Kenneth Brannagh da provalarda bu soruyu senarist Harold Pinter'a sormuş. Aldığı cevap tam olarak tatmin edici olmasa da tam Pinter'vari. Kenneth Brannagh, "Harold bana 'Telefonu edenin Maggie olduğunu nereden biliyoruz ki?' dedi" diye anlatıyor, gülerek. Belirsizlik kasıtlı. The Homecoming/Eve Dönüş, Bertrayal/Aldatma, The Caretaker/Kapıcı gibi kasvetli ve genelde şiddetli oyunların yazarı Pinter, ayrıntılara dikkat etmiyor. Pinter "Kendi oyunlarımı değerlendirip analizlerini yapmıyorum" demişti bir röportajında. "Yazdıklarımın büyük bir kısmının bilinçaltımdan geldiğini düşünüyorum. Çünkü çoğu sefer karakterin sonrasında ne diyeceğini tam olarak ben de bilmiyorum."
Sleuth, Anthony Shaffer'in oyunundan uyarlanan 1972 tarihli filmin yeniden çevrimi. Pinter, Shaffer'in Sleuth'ünü hiç seyretmemiş. Ama yapımcılardan biri olan Jude Law, onunla irtibata geçince senaryoyu okumuş ve temelindeki fikirden etkilenmiş: Bir kadın yüzünden psikolojik bir savaşın içine giren iki erkek. (İlk filmde Michael Caine genç kahramanı, Laurence Harvey ise yaşlı karakteri canlandırmıştı.)
Birinci versiyonundan daha kısa olan yeni Sleuth, aynı zamanda daha az diyaloglu, daha tedirgin edici ve karanlık. Jude Law "Bence ilk film oyun oynamak üzerineydi, ikinci film ise birbiriyle kavga eden erkekler üzerine" diyor. "Harold'un savaşla ilgili düşüncesi üzerine de ipucu veriyor. Erkeğin içgüdüsü savaşmak ve bazen ne için savaştığımızı unutuyoruz".
Pinter'ın işlerinin büyük bir çoğunluğu, güçle -gücün kimde olduğu, kimde olmadığı, kaynağı ve nasıl el değiştirdiğiyle- ilgilidir. Burada da durum aynen bu. Kurulan her tür ilişkiyi bir yanıyla güç savaşı kabul edip etmediği sorulduğunda Pinter, "derece derece" öyle olduğuna inandığını söylüyor. "Medyanın ve hükümetin en ağırlık verdiği şey, insanları azılı rekabete, tamamen bencil olmaya ve umursamazlığa yönlendirmek. Otoriter sistemlerin bir tarafında insanların yaşadıklarına ilgisizlik saklı. Bu illa ki uzaklarda değil, burada, bu ülkede de böyle".
Pinter için kişisel yaşam ile siyaset zaman zaman birleşiyor. Zira geçen sene yaşadıkları da -hastalığı, Nobel ödülü, dahiyane eserlerine yapılan övgüler- birbirinin içine geçmişti. İki sene önce 75. yılı kutlamaları sonrası Dublin'den ayrılmaya hazırlanan Pinter, havaalanında kayıp düştü ve başından yaralandı. Ertesi gün Nobel'i kazandığını öğrendi. Evinde Nobel konuşmasını hazırlarken doktoru telefon edip durumun iyi olmadığını, hemen hastaneye gitmesi gerektiğini söyledi. Ambulans çoktan yola çıkmıştı ama Pinter, konuşmasını bitirmeyi başardı. Onu sunması için kısa bir süreliğine hastaneden tahliye edildi. Konuşmayı televizyondan tekerlekli sandalyesinde yapabildi. Metin ABD'nin dış politikasına sert bir eleştiriydi ve yıllar boyu NATO'nun Sırbistan'ı bombalamasını, sansürü, Körfez ve Irak savaşlarını protesto etmiş Pinter'ın siyasi görüşlerini dünyaya duyurmasına vesile oldu.
Yaşlanmayı kafasına takmadığını söylüyor. "Işığın sönmemesi için hiddetlenmek, nereye kadar?" diyor. Son işi, karısı Antonia Frasier'a 32 yıldır yazdığı şiirleri topladığı Six Poems for A. Pinter'ın aktris Vivien Merchant'la ilk evliliğinden de 14 yıldır konuşmadığı bir oğlu var ve ona ulaşma çabaları hiçbir zaman sonuç vermemiş. Yine de Lady Antonia'nın çocuklarını "miras almaktan" gayet memnun olduğunu söylüyor. Onların çocukları da Pinter'a "büyükbaba" diyorlar. Pinter da huzurlu ev yaşamının sadakatsizlik, zalimlik, acımasızlık dolu oyunlarıyla hiç alakasının olmadığını kabul ediyor. "Nasıl neşeli bir oyun yazabilirsiniz ki?" diye soruyor. "Drama çarpışma, farklı seviyeleriyle endişe ve karışıklık üzerine kuruludur. Hiçbir zaman neşeli bir oyun yazamadım ama neşeli bir hayatın keyfini çıkardım".
Sarah Lyall'ın The New York Times'daki makalesinden kısaltılarak çevrildi. EAU