PKK ve sol

PKK ve sol
PKK ve sol

Foça daki askeri araca yapılan saldırıda 1 asker ölmüştü.

Kürt politik hareketinin haklı bir amaca sahip olması, kendiliğinden bir şekilde bu amaca ulaşmak için kullanılan araçları meşru hale getirmiyor
Haber: ARMAĞAN ÖZTÜRK* / Arşivi

Ağustos ayına PKK eylemleri damgasını vurdu. PKK önce Şemdinli’ye karşı büyük bir hareket başlattı. Kentin kontrolünü ele geçirmeye çalışan örgütle ordu arasındaki savaş 20 gün boyunca aralıklarla sürdü. Bu süre boyunca Şemdinli’deki manzara, iç savaşlarla kavrulan herhangi bir Suriye ya da Irak kentinden çok da farklı değildi. Ayrıca pek çok yorumcunun haklı bir şekilde işaret ettiği üzere, en azından Şemdinli örneği özelinde Türkiye 90’lı yılların başlarına geri döndü. Örgüt kurtarılmış bölgeler yaratma stratejisini hayata geçirmeye çalışıyor, buna karşı devlet de köyleri boşaltıp kentleri yarı askeri bölgeler haline getiriyordu. Tabii Şemdinli tek çatışma alanı değildi. En son örneği Foça olmak üzere, PKK bir dizi askeri hedefe saldırdı. Tüm ay boyunca hem ordu hem de örgüt sayısız kayıp verdi. Son olarak insan hakları savunuculuğu ve sosyalist kimliğiyle önplana çıkan CHP milletvekili Hüseyin Aygün seçim bölgesinde kaçırıldı. Vekil iki gün sonra serbest bırakıldı. Ama bu süre zarfınca özel olarak Dersim, genel olarak Türkiye gündemi, PKK tarafından belirlendi. Tüm bu hatırlatmalar sonucunda vardığımız yer ise bir hayli düşündürücü. Vekilin kaçırılması örneği ve Şemdinli’nin işgal edilmesine yönelik provada görüldüğü üzere. PKK eylemlerinin epey ağırlıklı bir kısmında siviller ya eylemin doğrudan hedefi oldu ya da eylem düzenlenirken sivil kaybı arttıracak bir mantıkla hareket etti örgüt.

Tepkide isteksiz

Tam da bu noktada şöyle bir soru sorulmalı: Sivillerin hayatını hiçe sayan bu hoyratça tavır karşısında demokratik kamuoyu, özellikle de kendini solda tanımlayan kesimler yeterince güçlü bir şekilde seslerini yükseltiyor mu? Bu soruya olumlu yanıt vermek, ne yazık ki, mümkün değil. Çünkü PKK karşıtı kitlesel gösterilerin hemen hemen tamamında ulusalcı-milliyetçi güçler başı çekiyor. Türkiye solu, sivil ölümlerin yaygın olarak yaşandığı anlarda dahi PKK’ya tepki göstermede isteksiz davranıyor. Bu bahsi geçen isteksizliği sadece terörün yarattığı korkuyla açıklamak olanaksız. ETA eylemleri karşısında İspanya’da ya da IRA eylemleri karşısında İngiltere’de yapılan ve yüz binlerce insanın Madrid, Barcelona ve Londra sokaklarında terörü kınadığı eylemlerin niteliği ve sol parti ve sendikaların bu tür eylemlere aktif bir şekilde destek verdikleri gerçeği dikkate alındığında, PKK’ya karşı Türkiye solundaki suskunluk daha bir anlamlı hale geliyor.

Peki, neden böyle?

İspanyol solcularının ETA’ya yönelik muhalif eylemliliğinin bir benzerini Türkiye solcuları niye PKK’ya karşı göstermiyor? Türkiye’de sol sivillere şiddet uygulandığında sadece hümanist bir duyarlılığa dayanarak ve tüm politik angajmanlarından sıyrılmış bir şekilde PKK aleyhine gösteri yapacak kadar sivil, hümanist ya da güçlü değil mi yoksa?


Etik sınırlar

Şöyle bir tespitle tartışmayı derinleştirebiliriz. Türkiye solcularının ağırlıklı bir kısmı özel olarak PKK’nın, genel olarak Kürt halkının yürüttüğü direnişin belli ölçüde haklı taleplere dayandığını düşünüyor. Dahası devletin Kürtlere yönelik asimile edici politikaları ile bahsi geçen politik doğrultuya eşlik eden şiddet, PKK’ya yönelik eleştirileri bir ölçüde sınırlıyor. Pek az solcu Uludere’de sivilleri öldüren devletten hesap sorulamazken, Şemdinli’ye saldıran PKK’dan hesap sorulmasını makul görüyor. Tabii bu argümanları yeterli görerek Kürt direnişine soldan gelen desteğin etik sınırlarını tartışmaktan kaçınmak, doğru bir tutum olmaz. Çünkü Kürt politik hareketinin haklı bir amaca sahip olması, kendiliğinden bir şekilde bu amaca ulaşmak için kullanılan araçları meşru hale getirmiyor. Bu ülkede cemevleri ibadethane sayılmadığı için Aleviler, vicdanı red kabul görmediği için antimilitarist kesimler, eşcinseller, grev hakları yeterince güçlü bir şekilde korunmadığı için emekçiler fazlasıyla mağdur. Bu toplumsal kesimlerin mağduriyeti hiç de Kürtçe eğitim dili olmadığından dolayı hakları yenen Kürtlerden daha az önemli ya da değerli değil. Ama onlar haklarını şiddet yoluyla aramıyor. Demek ki amaç, her durumda aracı mübah kılmıyor ve haklı olduğunu düşünen her kişi sırf başkaları kendisine hak vermiyor diye diğer insanları öldürme yolunu tercih etmiyor.

Marksizm ve sol

Tam da bu noktada Marksizmin Türkiye solu ve Kürt direnişi üzerindeki etkisine değinmek gerek. Bilindiği üzere PKK kendisini Marksist bir örgüt olarak tanımlıyor. Türk ve Kürt solcularının ezici bir çoğunluğu dünyayı yorumlar ve onu değiştirmeye çalışırken, Marksist paradigma içindeki kavram setlerine başvuruyor. Bu olgu Marksist hareketin en baştan beri etiksel meselelere karşı yeterince duyarlı olmadığı yönündeki yaygın yakınmayla birlikte ele alındığında, Türkiye solunun PKK şiddeti karşısındaki suskunluğunun nedenleri daha bir açıklığa kavuşuyor. Şöyle ki, Türk ve Kürt solcuları, Marksist hatıra ve hassasiyetlerin etkisiyle devrimci halk savaşımını makul ve masum gören bir zihniyeti içselleştirmiş durumda. Tabii böylesi bir koşullanma altında PKK’nin sivil hayatı esir alması, sivillere yönelik PKK şiddeti ya da şiddet potansiyeli ve hatta politik bir enstrüman olarak şiddetin bizzat kendisi, doğru dürüst tartışılmıyor. Barcelona ile Diyarbakır, İstanbul ile Madrid arasındaki fark bu nedenle fazlasıyla derin.
Gelinen yer bakımından ise şöyle bir tespit yapılabilir: Kürt sorununun çözümünü Kürtlerin tümüyle Türkleşmesinde gören devletçi-otoriter teze karşı barışı, müzakereyi ve kardeşliği önplana çıkaran alternatif bir anlayış hep var oldu. Türk ve Kürt solcuları genelde iç savaş ve asimilasyon gibi seçenekleri olumsuzlayan barış yanlısı dili canlı tutmaya çalıştı. Ancak solda PKK şiddetini görmezden gelen hakim tavır, bu bahsi geçen barış dilinin inandırıcılığını ciddi ölçüde aşındırıyor. Çünkü sonuçta Hüseyin Aygün’ün kaçırılmasını bile güçlü bir şekilde kınayamayan BDP gibi örnekler, barışı siyasal bir umut olmaktan çıkararak, Kürt milliyetçiliğinin propaganda metası seviyesine indirgiyor.
Not: Bu yazıyı yazdığımda Gaziantep’deki patlamalar henüz gerçekleşmemişti. Ama bombalamadan sonra yaşananlar ne yazık ki, “Türkiye solu PKK’nın sivillere yönelik şiddetine karşı kitlesel bir şekilde tepki vermeye çekiniyor” tezini bir kez daha haklı çıkardı.

*A.Ü. SBF