Pozitif milliyetçilik

"Bizim milliyetçiliğimiz müspet milliyetçilik yoludur" vecizesi masumane bir içeriğe sahip değil. Pekâlâ, herkes kendi milliyetçiliğini "pozitif milliyetçilik" olarak tanımlayabilir. Kerameti kendinden menkuldür çünkü.
Haber: AYSEL TUĞLUK / Arşivi

'Samimi olmayı vaat edebilirim; tarafsız olmayı asla.'
Goethe


"Bizim milliyetçiliğimiz müspet milliyetçilik yoludur" vecizesi masumane bir içeriğe sahip değil. Pekâlâ, herkes kendi milliyetçiliğini "pozitif milliyetçilik" olarak tanımlayabilir. Kerameti kendinden menkuldür çünkü. Hangi yakıştırmada bulunursanız bulunun, milliyetçilik politikada en tehlikeli araçtır.
Basit bir cümle kurarak söze başlamalı: Milliyetçilik, milliyetçiler tarafından yaratıldı!
Eskiden önce ulus-milliyet olduğuna inanılır ve ulusalcı milliyetçiler de bu zeminin ürünü olarak kabul edilirdi. Oysa milliyetçilik, milliyetçilerin bir kurgusu olarak ortaya çıktı ve sonrasında hayata geçirildi. İkinci husus ise, Marksist-Leninist literatüre dayanan teşkilatların sakız gibi kullandığı "ezilen ulusun milliyetçiliği olmaz" belirlemesinin temelsiz bir propaganda deyimi olduğudur. Artık bütün Batı entelektüel çevrelerince bilinen bu gerçekleri bizlerin de anlaması ve analizlerde kullanmamızın zamanı geldi. Her iki husus birbirine örüldüğünde ortaya şu çıkar: İster sömürge, ister bağımsız, isterse ezilen konumunda olsun uluslar, milliyetler milliyetçilerin ürünüdür. Dolayısıyla ön sıfatı ne olursa olsun ulus sürecinden söz edildiği anda milliyetçilik devrededir.
Kürtler açısından milliyetçilik belirttiğim hususlar ışığında kendi üzerinde düşünmeyi gerektiriyor. Bir de Türk egemen sınıflarının tarihsel karakteri ve politikayı yürütme tarzı gözönüne getirildiğinde sorunun aciliyeti bir kat daha artıyor. Özellikle de kültür, ulus, kimlik sorunlarında verili örneklere öykünmek veya asgari düzeyde onlarla karşıtlık içinde şekillenmek milliyetçilik sorununu -yukarıda ifade ettiğim hususlara eklenerek- çok şiddetli hale getiriyor.
Etnik kimlik harcı
Kuzey Irak'taki oluşumun ABD ile ilişkileri ve bir ulus-devlete yönelik her türlü sembolik ve altyapısal yönelişi ve sınır ötesine yaydırılan çatışmalar bu belirttiklerime eklenince, Kürt milliyetçiliği oldukça somut ve canlı bir halde gündemdedir artık. Buna bir de emperyalistlerin bir yönetim ve savaş stratejisi olarak milliyetçiliği tahrik ettiği eklenirse, yeni uyananlar için kabus şimdi başlıyor!
Milliyetçilik özellikle iki göstergeye bakılarak sabitlenebilir: İlki, etnisite ile devlet arasında zorunlu bir bağın inşası iken, ikincisi devlet söz konusu olmasa da etnisiteye dayalı, ötekileri dışlayan kapalı bir "biz" inşasıdır. Açıkçası bu iki göstergeden biri devrede olduğunda programatik olarak ne denilirse denilsin, milliyetçilik eşiktedir.
Asimilasyona, inkâra, yok olmaya karşı mücadele etmekle kimlikleri toplumsal inşanın, özellikle etnik kimlik- temel harcı haline getirmek çok farklıdır. İlki neredeyse canlı olmanın ortak bir dilidir. Bitkiler bile sıkıştırılınca, dalları kesilince farklı yollarla boy verirler. Yani var olmak için çaba sarf etmek ve baskının biçimlerine karşı mücadele etmekle, sözünü ettiğim kimliklere yönelik pozitif tanımların enflasyonu arasında çok büyük fark vardır. Bir de, baskı altındaki kimliklerin savunulması konusu ilgili olduğu kimlik bağlamını aşan daha geniş bir özgürlük-eşitlik-adalet bağlamı içinde ele alınmayıp salt kimlik etrafında örülürse, varacağı yer ben-merkezci dışlayıcılıktır. Söz konusu olan etnik, ulusal bir kimlikse varacağı yer, milliyetçiliktir!
Gözlemlediğim ve analize tabi tuttuğum kimi örnekler günlük siyaset dili ve kuramsal lafların çoğunu silip süpürmeye yetiyordu. "Kürtler yeryüzünün en mazlum halkıdır ve devlet olmanın kirine bulaşmamışlardır..." diye söze başlayan bazı söylem sahipleri, neredeyse hiç şüphe duyulmaması gereken hakikatleri dile getirdiklerine inanıyorlar. Sınıflar, gruplar ve kişiler arası farkları iptal edip pozitif tanımlara dahi ulaşabiliyorlar. Yoksul Kürt halkı mazlumdur evet, ama Kürt egemen sınıfları bu topraklarda olup biten her pisliğe şu veya bu oranda bulaşmışlardır! Buna Ermeni ve Nasturi kıyımı da dahildir! Grup ve birey olarak da zalimliğin her biçimini sergileyenlerin sayısı, diğer halklardakinden az değildir. Kadına yönelik (töre-namus) cinayet biçimlerini hatırlatmam yeterli olur sanırım. Velhasıl, Kürt milliyetçiliği en ilkel şekliyle son yüzyılın başından beri çeşitli biçimlerde mevcuttu ve elit politik sınıf tarafından sürekli canlı tutuluyor. Konjonktürel nedenlerden dolayı önümüzdeki dönemde daha da boy verecektir. Egemen devletlerin varlığı hep perdeleyici bir unsur olarak durumun görülmesini engelliyor.
Basit birkaç örnekle devam etmek istiyorum: Akın Birdal'ın Diyarbakır'dan aday oluşuna karşı bazı çevrelerin "neden Türk birini aday gösteriyorlar?" karşıt propagandası yayılmıştı. Ne kadar emekçi, insan hakları mücadelecisi, hatta Kürtlerin dostu olduğunun önemi yoktu. O "klan"dan değildi! Neyse ki, Diyarbakır halkı bu primitif milliyetçiliğe prim vermedi. Yine Baskın Oran'dan desteğin çekilmesini nasıl izah edeceğiz? "Kemalist biridir" deniyordu. Evet öyledir. Gerçek bir demokrat ve Türk yurtseveridir. Eğer birlikte yaşamak gibi derdimiz varsa, Baskın Oran'la Meclis'te olmalıydık!.. Devam ediyorum: Diyarbakır milletvekili adayları olan bizlere karşı, diğer partilerin özellikle AKP milletvekili adaylarının "bunlar Kürtçe bilmiyor" vs. demesi kanımca en ilginç örneklerdendir. Netice şu ki, milliyetçilik Kürt politik eliti ve egemen sınıflar tarafından hep bir strateji olarak kullanıldı. Söylemi, taktikleri, ilişkileri ötekileştirme ve sözde kan bağlarına dayandırıldı. Bazen bağımsız devlet kurma, bazen yığınları sömürmek için, bazen ise işgal ve istilalara karşı mücadele açısından ve elbette çoğunlukla yığınların birbirini boğazlaması için kullanıldı. İşgal ve istilalara karşı mücadeledeki etkisi ve bağımsız devlet kurmak için kullanılışı neredeyse etik olarak onu "iyi" kategorisine ait kıldı. En minimal düzeyde bile bu pozisyonlardaki kullanım "milliyetçilik değildir" denilerek aklandı. Oysa yığınsal hareketlerde dile gelenler bazen programlarda ifade edilenlerden daha fazla gerçeğe yakındır.
Farklılıkların karışımı
Milliyetçilik çoktandır küresel bir sorundur. Ciddi anlamda küresel ölçekte devlet ötesi, etnisite dışı ve diller-kültürler ötesi yeni, çoğul kimlikler içeren siyasal, kuramsal ve pratik çözümler içeren bir perspektife ihtiyacımız var. Yönetim ve mücadele stratejilerinde geleneksel, total ve etnik kimlikleri dışlayan ve esas olarak kapalı bir "biz" yapılanmasını aşıp farklılıklardan oluşmuş merkezsiz bir ağ oluşturan "çokluk" modelini gündemleştirmeliyiz. Farklılıkların küresel konfederal ağlar dahilinde karışımını savunmak 21. asrın paradigması gereğidir de.
Siyasal hareketlerin de ciddi olarak program, taktik, ilişki ve günlük söylemleri düzeyinde tartışma ve hesaplaşma sürecine girmesi elzemdir. "En iyisi biziz" diyebilen her grubun milliyetçiliğe saplanması için biraz zaman ve üreme yeter de artar bile. Sonrası, içeri ve dışarı sınırlarını belirleyen nur topu gibi milliyetçiliktir!
Son 200 yıldır bu hastalığın pençesinde birbirimizi ve kitleleri boğazlama zamanını yaşıyoruz! Türkiye epey zamandır iki dayatmayla karşı karşıya: Bir yandan küresel sermayenin tam desteğiyle yürütülen ılımlı İslam politikaları, öte yandan da ulusalcı-milliyetçi cephenin dayattığı çatışmacı siyaset. Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanmış bir dayatmadır bu, halen süren. Mustafa Kemal o dönem Panislamizle de, Pantürkizmle de mücadele etti. Ama kurduğu cumhuriyet karma bir milliyetçiliğe-dinciliğe teslim edildi. Kürtler için de şimdi benzer bir tehlike söz konusu. Kürt siyaseti bu tuzağı kendi içinde olduğu kadar dışa dönük demokratik arayışlarla mı aşacak ya da kapanarak milliyetçi-tarikatçı anlayışlara teslim mi edilecek sorusu halen gündemdedir...
Cumhuriyetin demokratikleşmesi temelinde sağlanacak Türk-Kürt ittifakıyla bu tehlikelerden kurtulabileceğimize inanıyorum. Demokratik birlik çözümü gerçek Türk ve Kürt yurtseverliğinin onurlu-samimi-adil dayanışmasıyla sağlanacaktır. I. Meclis'te başlatılan bu ortaklığı içinde olduğumuz son Meclis'le güncelleyebiliriz. Ancak sınır ötesi operasyonlar yazık ki, milliyetçi dayatmaları bir 'seçenek' haline getiriyor.
En başa dönersek; "pozitif milliyetçilik" adlandırması esasta reklâm faaliyetinin bir parçasıdır. Yakın zamanda başlayan ve halen devam eden bazı kalitesiz ürünleri pazarlamanın bir yolu olarak benimsendi. Esasen her kimlik etik olarak pozitif denilebilecek bazı öğeleri kuruluşunda taşır. Bu bakımdan neredeyse tüm kimliklerin bir özdeşliği vardır. Dolayısıyla bir kimliğin diğerlerinin üzerine çıkarılması ve özellikle diğerlerini aşağı ve dışa itmesi anlamında milliyetçilik kavramı pozitif herhangi bir unsur taşımaz. Yani sakız ve soda satmak için ulusal sembolleri kullanmak ya da milliyetçi jargonu tekrarlamak olsa olsa en ucuz reklâm yöntemidir ancak.

AYSEL TUĞLUK: DTP Diyarbakır Milletvekili