Pretoryen güçler ve rejim

Bundan dokuz yıl önce, Yeni Yüzyıl gazetesinde "Pretoryen rejim" ve "Pretoryen demokrasi olur mu?" başlıklı iki yazım yayımlanmıştı (21 ve 28 Mart 1998). Siyaset bilimi yazınında pretoryen kavramını kısaca özetlediğim bu iki yazıda...
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

Bundan dokuz yıl önce, Yeni Yüzyıl gazetesinde "Pretoryen rejim" ve "Pretoryen demokrasi olur mu?" başlıklı iki yazım yayımlanmıştı (21 ve 28 Mart 1998). Siyaset bilimi yazınında pretoryen kavramını kısaca özetlediğim bu iki yazıda, Türkiye'de rejimin pretoryen cumhuriyet olarak nitelendirilmeyi gerektiren özelliklerini vurgulamıştım. Bu yazıları aynı gazetede yanıtlayan rahmetli Coşkun Kırca, Türkiye'de rejimin niteliğinin pretoryen olduğunu kabul ettikten sonra, bunun "asker etkisinde sınırlı bir çoğulcu siyasal sistem" olduğunu ve bu özellikleri çerçevesinde rejimin demokrasi olarak kabul edilmesi gerektiğini iddia etmişti. Demokrasi tanımında değil ama en azından rejimin baskın pretoryen nitelikleri konusunda hemfikirdik.
Aradan dokuz yıl geçti. Türkiye'de siyasal yapı bazı değişikliklere uğradı. Örneğin o dönemde hükümetin karşısında MGK bünyesinde yoğunlaşan ikinci iktidar odağı, pretoryen güçlerin bir iç hükümeti gibi faaliyet gösteriyordu. Meşruiyetini parlamentodan alan hükümetler karşısında kurumsal meşruiyetini olağanüstü hal ve askeri cunta anayasasından alan bir iç hükümet odağının varlığı, sürekli darbe rejimi olarak tanımladığımız oluşumu mümkün kılıyordu. Açık darbenin ağır siyasal maliyetinden tasarruf eden, MGK'nın aylık düzenli toplantılarının kilometre taşlarını oluşturduğu, istihbarat ve yönlendirme faaliyetlerinin kılcal damarlarla toplum bünyesini kuşattığı, kuvvet komutanlarının bilgisi dahilinde birlik kumandanlarının aldığı yerel inisiyatiflerin olağanlaştığı bir siyasal rejimdi bu.
Bugün MGK ne yasal ne de maddi olarak o zamanki işlevini yerine getirme olanaklarına sahip. Buna karşılık, pretoryen rejim ve ikili iktidar yapısı hâlâ yürürlükte. O zaman MGK'da yoğunlaşan iç hükümet, bugün askeri ve sivil bürokrasinin içinde, açık kurumsal bir odağa sahip olmadan, bir etkileşim ağı biçiminde çalışıyor. Aradan geçen zaman, rejimin pretoryen niteliğinde büyük bir değişiklik yaratmadı. Bugün de, "asker etkisinde sınırlı bir çoğulcu sistem" Türkiye'de yürürlükte ama bu sistemin ikili iktidar yapısı kurumsal olarak bugün daha belirsiz. Bu ise, pretoryen güçlere daha dağınık ama aynı zamanda çok daha yaygın bir görünüm veriyor. Bir cephesiyle pretoryen güçlerin içinde de başıbozukluğun ortaya çıkmasına, diğer cephesiyle pretoryen iktidar odağının daha fazla askeri bürokrasi içinde yoğunlaşmasına yol açıyor.
Tiranlık
Pretoryen kavramı, Roma Cumhuriyeti'nin ilk zamanlarında, bir bölgeyi yöneten ve hakimlik yapan kişiyi belirten "pretör" kelimesinden türedi. Daha sonra, konsüller savaş sırasında hakimlik yapamadıkları için, "pretör" adı altında hakimler atandı. Bunun yanında, komutanın çadırının etrafındaki yüz ayakkare büyüklüğündeki alan "pretuar" olarak adlandırılıyordu. Komutanı korumakla görevli askerler, bu alan içinde bulundukları için, bunlara "pretoryen muhafızları" adı verildi. Bilahare, idari ve adli yetkileri kendindn toplayan şefin makamı olarak mahkeme salonu da "pretuar" olarak adlandırıldı.
İmparator Augustus zamanında, sadece pretoryen muhafızları Roma'nın kutsal merkezine silahları ile girme hakkına sahip oldular. Cumhuriyetin bunalıma girmesi ve rejimin imparatorluğa dönüşmesine paralel olarak, pretoryen birliklerinin konumları Roma'da giderek güçlendi. İmparatoru korumakla görevli bu muhafız birlikleri, ordunun elit güçleri oldular. Maaşları normal askerlerden üç-dört kat yüksekti. İmparatora karşı hazırlanan komploları engellediklerinde çok büyük hediyeler alıyorlardı: Komploya dahil olup, imparatoru devirip yerini yeni birinin almasını başardıklarında da sadece hediye almakla kalmıyorlar, güç ve yetki alanlarını da genişletiyorlardı. Pretoryenler tarafından imparator ilan edilen ilk kişi, Claudius'du (MS.41). Zaman içinde, bu muhafızlar, korumakla yükümlü oldukları imparatorları devirmek, yenisini atamak yetkilerini ellerine geçirdiler. Konstantiopolis'i kuran İmparator I. Konstantin pretoryen birliklerini IV. yüzyılın ilk çeyreğinde lağvetti. Dört yüzyıl boyunca pretoryenler, imparatorluğu korumak gerekçesi arkasında aslında giderek daha fazla kendileri için iktidar arayışında olan güçler haline gelmişlerdi. Bu nedenle pretoryen müdahale kavramı, geleneksel siyaset felsefesinde tiranlık anlamına gelirdi.
Pretoryen, modern siyaset literatüründe, kamuyu ilgilendiren işlere askeri müdahaleyi belirten, bir şefin diktatörlüğünü desteklemek ve korumaya dayalı siyasetleri ifade eden anlamlarla yer aldı. Hükümetleri kuran ve deviren, asli siyasal kararların alınmasında belirleyici olan askeri güçleri belirtmek için kullanıldı. Bu tür güçlerin arkasına takılan veya bunlara dayanarak siyasal alanda yer edinmeye çalışanları da kapsadı.
Marx, Fransa'da III. Napolyon iktidarı için pretoryenlik imasında bulunur. Fransız siyaset bilimcisi Duverger ise, 1960 başında, "pretoryen diktatörlük" kavramını, ortak çıkarları, ülkenin yüksek menfaatlerini, devletin kutsallığını korumak için hareket ettiklerine inananların veya güç ve iktidar hırslarını tatmin etmek isteyenlerin hükümet yerine hükmetmeleri olarak tanımladı. İki durumda da sonuç aynıydı, çünkü ulusun kendilerine verdiği silah ve güç kullanma ayrıcalığını, takdir yetkisi kendilerinde olan amaçları gerçekleştirmek için kullanıyorlardı. Bu kavramı Anglo-sakson siyaset bilimciler (Huntington, Finer, Nordlinger) sistemleştirdiler. Esas kullanım alanı, Latin Amerika oldu. Bazı Fransız siyaset bilimciler, kavramı Marksist bir içerikle bağdaştırarak, uyguladılar (Alain Rouquié).
Askeri bürokrasi tahakkümü
Kavram, bağımsızlık sonrası Pakistan için de kullanıldı. Amelie Blum'un 2003'te yayımlanan yazısında, 1950'lerin sonunda, Pakistan'da cemaatçi milliyetçiliğin "İslam milleti" anlayışına karşı, Pakistan'ı yaratan güçler olarak tanımlanan Müslümanlar Birliği ve bürokrasiye dayanarak ordunun, rakip bir tasarımı hakim kılmaya ve pretoryen devletin meşruiyetini sağlamaya çalıştığını belirtiyor. Bu tasarımın sloganı, "Ulus, ordudur!" Ziya ül Hak'tan sonra, bulunan üçüncü yol, "İslami ulus, ordudur" sloganı olacaktır. Blum bunu, pretoryen İslami milliyetçilik olarak tanımlıyor.
Başka araştırmacılar, 1991 öncesinde Mali'de pretoryen bir devlet yapısı olduğunu, Afrika'da çok partili rejimlerin iflasının Nijer'de, Fildişi Kıyısı'nda olduğu gibi, yeni pretoryen iktidar biçimleri yarattığını dile getiriyorlar. Suriye de bariz pretoryen cumhuriyet özellikleri sunuyor. Bunlar askeri diktatörlükten farklı olarak, gerçekten işleyen veya göstermelik bir parlamenter sistem çerçevesinde askeri bürokrasinin tahakkümünü mümkün kılan rejim biçimleri. Bazıları diktatörlüğe daha yakın, bazılarında ise parlamenter rejim görünümü ağır basıyor.
Türkiye'de pretoryen iktidar güçlü bir parlamenter rejimle birlikte, ama onunla rekabet halinde yaşıyor. Levent Ünsaldı, Fransa'da 2005'te yayımlanan 'Türkiye'de Asker ve Siyaset' başlıklı kitabında, Türkiye'de ordunun yegane meşru siyasal güç olması veya böyle algılanmasının, diğer bütün kurumların fiilen veya bilkuvve gayri meşru görülmeleriyle gerçekleştiğini gösteriyor.
Rejimi çevreleyen koşulların giderek daha fazla hareketlendiği, istikrarsızlaştığı durumda, rejimin içinde dengeleyici karşı hareketliliği sağlayan bir iç çekirdek işlevi olarak da bu askeri merkezin ele alınabileceğine işaret ediyor. Bunun bir sonucu, sivil güçlerin ülke yönetiminde ağırlığının artmasının rejimin temel ilkelerinin tehdit altına girmesi olarak algılanmasıdır. Daha da önemlisi, sivil güçlerin de bir kısmının, karşı denge konumundaki pretoryen güçlerin müdahalesini kendi iktidar mücadelelerinin bir aracı olarak görmeleri, pretoryen güçleri araçlaştırmalarıdır.
28 Şubat girişiminin 10. yıldönümünde, Ali Bayramoğlu'nun yeni baskısı geçtiğimiz günlerde yayımlanan '28 Şubat, Bir Müdahalenin Güncesi' kitabını yeniden okurken, ne bütünüyle bu ülkeye özgü olan ne de başka örnekleriyle tıpatıp benzerlik gösteren pretoryen siyasal rejimimizde, arada gerçekleşen reformlara rağmen, özünde çok büyük bir değişiklik yaşamadığımızı görüyoruz.