''Puccini kahramanımız''

Giacomo Puccini'nin 'La Rondine/Kırlangıç'ı Türkiye'de ilk kez bu sezon İstanbul Devlet Opera ve Balosu tarafından sahneleniyor. Hem de farklı bir uyarlamayla...
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Giacomo Puccini'nin 'La Rondine/Kırlangıç'ı Türkiye'de ilk kez bu sezon İstanbul Devlet Opera ve Balosu tarafından sahneleniyor. Hem de farklı bir uyarlamayla... Orijinalinde 1910'ların sonu 1920'lerin başında geçen hikâye, Aytaç Manizade tarafından yönetilen bu versiyonunda 1950'lere getiriliyor. Böylece sahnede de sanki o dönemde Cinemascope çekilmiş bir film canlanıyor. Biz de hikâyenin "esas oğlan"ı Ruggero'yu oynayan Ari Edirne'yle (Bülent Külekçi'yle dönüşümlü canlandırıyor) buluştuk. Laf 'Kırlangıç'tan çıktı, AKM'ye, Ari Edirne'nin çocukluk arkadaşı Hayko Cepkin'e, vahşi rock'la opera arasındaki benzerliğe kadar geldi.
Kırlangıç Türkiye'de ilk defa sahnelendi. Ve çoğu kaynakta Puccini'nin hakkı en yenmiş eseri olarak geçiyor. Sebebi ne olabilir sizce?
Diğer operaların gölgesinde kalması. Çünkü opera-ballo dedikleri, daha eğlenceye dayalı bir tarz bu. Giden seyirciyi sıkmamaya yönelik, ciddi bir opera seyretmek yerine konusu olan ama seyirciyi eğlendirmeyi de amaçlayan bir opera. Artık televizyonda zaplayan veya internette tıklayan bir toplum olduğu için, iki saatlik hoşça vakit geçirilebilecek bir eser bence günümüze de uygun.
Eseri 1950'lere uyarlamak, onu daha güncelleştirmek için yapılan bir şey miydi?
Tabii daha göze yatkın olsun. Mesela şimdi San Francisco Operası repertuarına almış, Avrupa'da da birkaç şehirde sahneleniyor. Onlar 1920'lerde bırakmışlar. O da güzel. Çık, silahını çek, aryanı söyle, aşk düeti yap... Böyle bir şey değil. Rejisörler, artık oyun bekliyor. Gözler sinema gözü. İnsanlar üç saat Wagner operası seyredeyim diye yola çıkmıyor. Sinemanın en güzel tarafı ne? Sinemada istediğiniz zaman istediğiniz yeri görüyorsunuz. Ama burada durağan bir resim var. O resimde aksiyonu yaratan oyuncular. İşin zor tarafı o. Bir yandan şarkı söyleyerek oynamak da zor. Akıcılığı yakalamak için ayrı bir efor sarf ediyorsunuz. Burada altta giden bir matematik var. Adam yazmış. Sen ona uymaya çalışıyorsun. Rejisörle anlaşmaya çalışıyorsun. Akıcılık orada zorlaşıyor. Ama artık öyle. Amuda kaldırarak oynatıyorlar. İnsanlar neşeli şeylerden hoşlanıyor. Bir gün balkondan opera seyrediyorum. Balkon seyircisi, arkalar daha farklı oluyor. Ben özellikle oradan seyrediyorum. Sevmeyen adamı zorla getirmek de ayrı bir şey. Yani tabii ki gelmeli de... Adam uyuyor, yandaki arkadaşı dürtüp duruyor, "Abi" dedi "aksiyon var, aksiyona bak". Yani olay oraya gitmiş vaziyette. İnsanları ondan kurtarmak lazım. Geleneksel olmak da lazım ama yenilikçi de olmak lazım. Beraber gitmesi gerekiyor. Yoksa bir yerde takılıp kalıyor.
Operaya ilgi nasıl?
Valla ben çok mutluyum. Gittikçe katlanıyor gibi geliyor bana... Şu anda mesela "La Rondine" insanlar arasında popülerleşmeye başladı. Benim facebook profilime devamlı mesajlar geliyor. Mesela bir tanesi "Puccini kahramanımız" diye bir mesaj atmış. İyi de geliyor, kötü de geliyor, karışık oluyor.
Belki bu AKM'nin yıkılıp yıkılmamasıyla ilgili tartışmalara bir tepki de tetiklemiş olabilir bu ilgiyi...
Daha güzelini yapacaklarsa yapsınlar tabii. Yapacak bir şey yok. Devlet ne karar veriyorsa o. Ama bence en doğrusu içte bir düzenleme yapılması.
Müziğe kilise ve amatör korolarda başlamışsınız.
Ben orada başladım müziğe sonra arkası geldi.
Operaya ne zaman karar verdiniz?
Lise sonda. Koroda sololar yapıyordum. 12 yaşında girdim, 15-16 yaşlarında solo yapmaya başladım. Sesin güzelmiş dediler falan filan yavaş yavaş gidiyor. Konservatuara devam ettim. Melek Çeliktaş'ın öğrencisi oldum. İstanbul Devlet Opera ve Balesi'ne girdim. Siemens yarışmasında birincilik aldım. İtalya'da, Avusturya'da eğitim gördüm.
Lisede Hayko Cepkin'le aynı sınıftaymışsınız.
Hayko'yla aynı korodaydık. Kesinlikle onun müziğine de bakarsanız geçmişte aldığı şeyleri duyarsınız. Ben duyuyorum. Çok teatral bir adamdır ve besteci yönü de var, helal olsun gidiyor. Hayko'yla aynı okula gittik, aynı çocukluğu yaşadık. Yani biz aşağı yukarı kardeş gibiydik
Aynı mahalle mi?
Kurtuluş'ta.
Peki müzik zevkleriniz ayrışıyor muydu?
Ben hard rock ya da brutal müziğe pek ısınamadım. Ama Hayko'nun müziği güzel. Brutal hariç. Bizim de brutal'ımız var. Böyle tizlere çıkıyoruz. Hayko'yla bizim yaptığımız iki uç diyebiliriz. Arada sanat müziği, pop, halk müziği varsa eğer, opera ve brutale kayan rock, kullandıkları yöntem açısından kopuk değil. Çünkü o da teatral taraflarını kullanıyor. Biz de öyle.
Tiyatrodan bahsetmişken daha önce Kenterlerde bir tiyatro oyununda, Maria Callas'ta oynadınız. O nasıl bir deneyimdi?
Onda da Bülent Külekçi oynuyordu. İşte kader ya. Ben her zaman kadere inanırım. Beni davet etti. "İşte işlerim dolayısıyla gidemeyeceğim. Benim yerime devam eder misin?" dedi ve o şekilde yer değişimi oldu.
Mario Frangoulis gibi popüler tenorlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Valla bence iyi yapıyorlar. İyi yapılan her şey de takdire değer. Mario Frangoulis de güzel yapıyor. Sonuçta bu iş, her tarzı kaldırabilecek bir şey. İyi şarkı söylemeye çalışmak, çalışmak diyorum çünkü iyi şarkı söylemek gerçekten zor, bunu sahneye koyabilmek ve devamlı olabilmek. Bunu başarabilen insanlar başka şeylere de kayıyorsa veya başarabiliyorsa çok güzel. Mesela ben şu anda daha "medyatik tenor" olmayı düşünmüyorum. Ama fırsat çıkarsa deneyebilirim. Daha opera düşünüyorum. Biraz daha kapalı düşünüyorum belki ama bilmiyorum. Belki Hakan abi (Aysev) gibi daha sonra düşünebilirim.