Qamişlo'nun huzuru, Başbakan'ın sorunu

Qamişlo'nun huzuru, Başbakan'ın sorunu
Qamişlo'nun huzuru, Başbakan'ın sorunu
Diyarbakır'da Erdoğan ve Barzani'ye verilen mesaj açık: Bu kentte başka bir hegemonya var, bu hegemonya tanınmadan, somut adımlar atılmadan barış ve çözüm olmaz
Haber: CUMA ÇİÇEK* / Arşivi

“Diyarbakır’ın huzuru, Erbil’in huzurudur, Qamişlo’nun huzurudur.” Erdoğan’ın bu sözleri basında çok fazla öne çıkmasa da, Türkiye Cumhuriyeti Başbakan’ı ile Irak Kürdistan Bölgesi Başkanı Barzani’nin tarihi Diyarbakır buluşmasının önemini özetleyen en çarpıcı belirlemeydi. Zira Kürt coğrafyasının ve meselesinin Türkiye sınırlarını aşan sınır ötesi niteliğini ve dört ülkenin siyasi egemenliği altında parçalanmış bir halde yaşayan Kürtlerin kader birliğini hatırlatıyor. Daha da önemlisi, Başbakan bu sözleriyle çözüm/barış sürecinin geleceğini ve Ankara-Hewlêr (Erbil) arasında kurulan siyasi ve ticari evliliklerin temellerini belirleyen jeopolitik denklemi özetliyor.
Bu cümle aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın açmazını da ortaya koyuyor. Erdoğan’ın kurduğu cümleyi tersinden okursak söylemek istediğimiz daha net anlaşılır: “Qamişlo’nun huzuru, Erbil’in huzurudur, Diyarbakır’ın huzurudur.”

Ankara’nın huzuru

Hatta bir adım daha öteye gidip şunu iddia edebiliriz: “Qamişlo’nun huzuru, aynı zamanda Ankara’nın huzurudur.” Zira Ankara’nın huzur yolu Diyarbakır’dan geçiyor. Qamişlo’nun huzurunu kaçıran, aracılar üzerinden PYD ile savaş yürüten bir hükümetin, PKK ile barışamayacağı ve Diyarbakır’a huzur getiremeyeceği aşikar. Ötesi, Qamişlo ve Diyarbakır’daki kardeşlerinin huzuru kaçmışken, Hewlêr’deki Kürdün Ankara’daki Türk ile mutlu bir evlilik kurması da hayal. Bu evlilik Şivan Perwer’li, İbrahim Tatlıses’li düğünlerle her gün kutlansa bile!
Kulağa hoş gelen sözler bir yana bırakılıp, hükümetin yaptıklarına bakılırsa ne Diyarbakır’a ne de Qamişlo’ya huzur getirmeye niyetinin olmadığı görülüyor. Büyük bir halkla ilişkiler kampanyasıyla yürütülen, haber kanallarının çoğunda canlı olarak sunulan Diyarbakır buluşması, bu algıyı değiştirmek için önemli bir fırsattı. Kimileri, Erdoğan’ın on yıllık başbakanlığı döneminde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ni hiç ziyaret etmemişken, belediyeyle görüşmeyi son anda programına dahil etmesini, büyük bir adım olarak okuyabilir. Lakin, Kürt meselesinin sembolik adımlarla çözülemeyecek kadar karmaşıklaştığını ve acil adımlar beklediğini anlamak için uzman olmaya gerek yok. Zira Şivan Perwer ve Barzani gibi iki büyük sembolik ismin katılmasına ve tüm devlet olanaklarının seferber edilmesine rağmen, Erdoğan’ın Diyarbakır’da toplayabildiği insan sayısı ortada. Habur’dan giriş yaparak Barzani’nin geldiği güzergâhta PKK’lileri karşılayan 2-3 milyon insan, Diyarbakır Newroz’unda Öcalan’ın mesajını dinlemeye giden bir milyona yakın insan dikkate alındığında, Kürtlerin nabzının attığı Diyarbakır’da Erdoğan’a (ve Barzani’ye) verilen mesaj çok açık: Bu kentte başka bir hegemonya var, bu hegemonya tanınmadan, somut adımlar atılmadan barış ve çözüm olmaz.

Başbakan’ın sorunu

Başbakan’ın Diyarbakır’a gelmesinden hemen önceki gün Nusaybin’de sınıra örülen duvara karşı protesto gösterisi yapan Suriyeli Kürtlere Türk askerleri ateş açtı ve bir kişi vurularak yaralandı. Erdoğan daha Diyarbakır’dan ayrılmamışken, Qamişlo’dan Nusaybin’e geçmeye çalışan üç Suriyeli sivil Kürt, askerlerin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi. Öte yandan, basında yer alan haberlere göre, Erdoğan ile Barzani arasında varılan mutabakatta, bir yandan petrol anlaşmaları ve yeni sınır kapıları üzerinden Ankara-Hewlêr evliliği sürdürülmeye çalışılırken, öte yandan Suriye Kürdistan bölgesinde PYD’nin kurmak istediği de facto yönetime karşı Irak Kürdistan Yönetimi’nin müsaade etmeyeceği yer alıyor. İşin komik ve sorunlu tarafı, buna rağmen Barzani’nin çözüm sürecine destek vermeye devam edeceği belirtiliyor. Buradan açıkça sormak lazım: Diyarbakır’ın huzurunu isteyen, Hewlêr ile siyasi ve ekonomik evlilikler yapan bir Ankara, Qamişlo’da Kürtlerin özyönetimine neden karşı çıkar? Türkiye bir yana, Barzani bölgesel hükümet ortağı YNK’ye (Kürdistan Yurtsever Birliği) rağmen neden karşı çıkar?
Somut adımlar bağlamında Başbakan’ın ne söylediğine bakılırsa, Qamişlo gibi Diyarbakır’ın da yakın zamanda huzura kavuşamayacağı ortada. Kürtler üç alanda somut adım bekliyor: Siyaset alanının genişlemesi, kolektif kültürel haklar ve özyönetim hakkı. Her ne kadar Başbakan’ın “dağdakiler inecek, cezaevleri boşalacak” sözleri, siyaset alanının genişlemesi yönünde bir umut yarattıysa da, iki gün sonra yaptığı açıklamada fazla umutlanmamamız gerektiğini bizlere hemen hatırlattı: “Ben hayallerimi anlatıyorum, siz genel aftan bahsediyorsunuz, yok böyle bir şey, kesinlikle yok.” Zaten yardımcısı Beşir Atalay’ın Başbakan’dan önce yaptığı açıklama da bu minvaldeydi: “Terör dokuz aydır yok, terör bitsin, silahlar teslim edilsin, biz de üzerimize düşeni yapacağız. Bunu af olarak nitelemiyoruz ama dünyanın her yerinde çözüm süreçleri sonuçta silahların tesliminin sonrasında o insanların geleceği ile ilgili kararları getirir. ... Bugün Başbakan’ın söylediği odur.”

Umut tazeleme hareketi

Öyle görülüyor ki, Diyarbakır buluşması bir umut tazeleme hareketiydi. Zira hükümet uzunca bir zamandır bölgede “umut olma” halini yitirmiş durumda. “Sabredin, koşullar daha müsait değil, zamana ihtiyaç var, batı kamuoyunun hassasiyetleri var, yoksa biz bu işi çözeceğiz.” Yıllardır bu sözlerle bekletilmeye, avutulmaya çalışılan Kürtlerin sabır taşları çatladı. Bu dille konuşan “mütedeyyin Kürtler” bile konuşamaz, davalarını savunamaz oldular. Öcalan’ın hükümete yönelik “Seçime kadar dört ay daha bekleyeceğim” sözü dikkate alındığında, hükümetin seçim öncesi önemli bir hamle yaptığı ortada. Görülen o ki, umut tazeleme hareketleri devam edecek. Kürtlerin bu umut tazeleme hareketlerine ne kadar prim verdiğini hep beraber göreceğiz. Kimileri Diyarbakır buluşması seçime indirgenemeyecek kadar büyük, tarihi bir buluşma dese de, hatırlatmakta yarar var: Seçimler büyük hegemonya kavgasının stratejik kavşaklarını oluşturur. Zira elindeki sekiz kent merkezini on-on ikiye çıkarmış, Diyarbakır, Van ve Mardin gibi üç büyükşehir belediyesini kazanmış bir Kürt siyaseti, Diyarbakır-Hewlêr-Qamişlo denklemini yeniden kuracaktır. Ya da Mardin ve Van büyükşehir belediyesini, Kürt siyasetinin elindeki bir-iki kent merkezini kazanmış AK Parti çözüm sürecini başka türlü kuracaktır. Özetle, mesele sadece seçim değil, Kürt meselesinin jeopolitik denkleminin yeniden kurulması ve devam eden hegemonya kavgası.
* Paris Politik Etütler Enstitüsü (Sciences Po de Paris), Doktora