Radikal bir özerklik filozofunun ardından

Andre Gorz ve 58 yıldır hayatı paylaştığı Dorine, 24 Eylül 2007'de birlikte ölmeyi seçtiler. Gorz 84, 20 yıldan beri acımasızca ilerleyen bir hastalığın pençesinde olan Dorine 83 yaşındaydılar. Andre Gorz, eşinin hastalığı ortaya çıktıktan sonra...
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

Andre Gorz ve 58 yıldır hayatı paylaştığı Dorine, 24 Eylül 2007'de birlikte ölmeyi seçtiler. Gorz 84, 20 yıldan beri acımasızca ilerleyen bir hastalığın pençesinde olan Dorine 83 yaşındaydılar. Andre Gorz, eşinin hastalığı ortaya çıktıktan sonra, kurucuları arasında yer aldığı Nouvel Observateur dergisinden 1983'te emekli olmuş, Paris'e bir buçuk saat mesafede, büyük bir bahçe içinde yer alan müstakil bir eve taşınmış ve hayatının büyük bölümünü, ıstıraplı bir hastalığa karşı mücadele veren karısının bakımına hasretmişti.
Tam bir yıl önce yayınladığı, D.'ye Mektup. Bir Aşk Hikâyesi başlıklı son kitabında, Dorine'e olan büyük aşkını ve bu aşkı hayatının son deminde bütün varoluşsal derinliğiyle yeniden keşfedişini anlatıyordu. Kendi ismiyle özdeşleşen eserlerin gizli kalmış ikinci isminin, 1947'de tanıştıkları tarihten itibaren hiçbir zaman kesilmemiş olan yoğun bir diyalog sürdürdüğü Dorine olduğunu kitapta ilan ediyordu. Yaşadığı yoğun düşün yaşamı nedeniyle ona yeterince zaman ayıramamış olmaktan dolayı ne denli pişman olduğunu da, bu aşk mektubu vesilesiyle son derece güzel bir üslupla dile getirmişti.
D.ye Mektup'u okuyanların bu birlikte intihar haberine çok şaşırmamış olmaları gerekir. Gorz, Dorine'le yaşadığı aşk tutkusunu, 'ötekiyle, ve sadece onunla, ruh ve vücut olarak bir tür titreşime girme hali' olarak betimliyordu. Kendisini 'var eden'in Dorine olduğunu, bu tutkulu aşklarının 'felsefenin ötesinde ve dışında', 'başka bir dünyaya ulaşmalarını sağladığını' belirtiyordu. 24 Eylül günü onları ziyarete gelen yakınları, kapının dışında 'jandarmaya haber verin' ikazını ve çiftin yerde yan yana yatmış vücutlarını buldular. Dorine'in hastalığı çok büyük acılarla, son safhaya gelmişti. Birinin ölümü diğeri için ölümden de beter bir boşluk yaratacaktı. 'Geride kalan olma'yı Gorz kabul etmedi. Birlikte düşündüler, ürettiler, mücadele ettiler, sevdiler, yaşlandılar ve birlikte bize veda ettiler.
Gazeteci Gorz
Türkiye'de Andre Gorz, Elveda Proletarya kitabı vesilesiyle tanındı. Fransızcası 1980'de yayımlanan bu kitabın Türkçe çevirisini Alfa Yayınları basmıştı. Kitapta, çalışma düzeninde ve emek dünyasında yaşanan gelişmelere dikkat çekiliyor ve bunlar ışığında gelecekle ilgili değerlendirmelerde bulunuyordu. Bu gözlem ve değerlendirmeler o dönemde Türkiye sol çevreleri tarafından son derece soğuk, hatta düşmanca biçimde karşılandı. 1985'te, 15 günlük Yeni Gündem'de, kitabı tanıtan yazıma dost bir Marksist öğretim üyesinden gelen tepki anlamlıydı. Bunların yanlış şeyler olmadığını, ama 'konuşulmasının, tartışılmasının Türkiye için daha erken ve bu nedenle sol için zararlı olacağını' ortak bir dostumuz aracılığıyla bana iletmişti. Sanırım bugün Türkiye'de sol düşün ve hareketin içinde bulunduğu üzücü durumun nedenlerinin önemli bir kısmını özetliyor bu tavır.
Daha sonra, Ayrıntı Yayınları Andre Gorz'un son dönemde yazdığı üç kitabın çevirilerini yayınladı: İktisadi Aklın Eleştirisi, Kapitalizm, Sosyalizm, Ekoloji ve Yaşadığımız Sefalet/Kurtuluş Çareleri. 1946'da Sartre'la tanıştıktan sonra onunla birlikte uzun bir düşün yolculuğuna çıkan, asıl adı Gerard Horst olan Andre Gorz, 1923 yılında Viyana'da doğdu. Babası Yahudi, annesi Katolik'ti. Hitler'in Avusturya'yı Almanya'ya ilhak etmesinin ardından, Lozan'a mülteci olarak yerleşmiş ve kimya eğitimi almıştı. Ardından, Lozan'da, Paul Valery ve Jean-Paul Sartre okuyarak hayatına yepyeni bir rota vermişti. Britanya yurttaşı olan Dorine'le Lozan'da tanıştı. Sartre ve Beauvoir'la da. Varoluşçu felsefeye nüfuz edişi Sartre'ın dikkatini çekti. Gorz'un düşün dünyasında tanınmasına, 1958'de yayımladığı kısmen otobiyografik bir çalışma olan Hain sağladı. Sartre'ın kitaba yazdığı önemli önsöz, Gorz'un kişisel yaşam patikasıyla varoluşçu düşün arasındaki ilişkiyi sergileyen, bir tür varoluşçu manifestoydu.
Sartre'ın ısrarıyla Paris'e yerleşen Andre Gorz, Michel Bosquet takma adıyla iktisadi konularda gazetecilik yapmaya başladı. Şimdi öğreniyoruz ki, ona bu konuda en büyük yardımı yıllarca Dorine sağlamış ve İngilizce kaynaklara ulaşma kolaylığı sayesinde Gorz'un basın dünyasında hızla dikkat çekmesine yardım etmiş. Gorz 1964'te Nouvel Observateur'un kurucu ortağı olarak, bu haftalık haber dergisinde yayın yönetmenliğine başlamıştı. Gorz, emek dünyasındaki gelişmelerle ilgili çarpıcı gözlemlerinin yer aldığı kitabını, İşçi Stratejisi ve Neokapitalizm'i de aynı yıl yayımladı.
1980'da yayımlanan Elveda Proletarya'da, 1960'lardan itibaren gözlemlemeye başladığı, yeni üretim biçimlerinin değerden düşürdüğü ve dışladığı ücretli emeğin yeni toplumsallık arayışlarına daha radikal biçimde işaret ediyordu. Bu arayışını, Türkçe'ye çevrilmiş diğer üç kitabında kararlılıkla sürdürdü. Daha önce şiddetle karşı çıktığı bazı önerileri, iktisadi ve toplumsal gelişmeler ışığında ve düşün terazisinde yeniden tarttıktan sonra benimseme ve savunma cesaretini gösteren ender düşün insanlarından biriydi. Buna bir örnek, 1980'lerde şiddetle eleştirdiği yurttaşlık geliri önerisini, 1990 ortasından itibaren hararetle savunmaya başlamasıdır. Bunu meta ilişkisinin tahakkiminden çıkışın ilk adımı olarak görüyordu.
Ivan Illich'in izinde
Gorz, aynı zamanda Ivan Illich'in izini sürerek, kapitalist işbölümünün sadece insanlık üzerinde değil, doğa üzerinde sürdürdüğü yıkıcı tahakkümü de eleştiriyordu. 1975'te yayımlanan Çevrecilik ve Siyaset, 1978'de yayımlanan Çevrecilik ve Özgürlük başlıklı kitapları, siyasal çevrecilik hareketleri açısından uzun yıllar elkitabı olarak kullanıldı. İnsanın, meta üretimi sisteminin yarattığı suni ihtiyaçları tatmin etme peşinde hayatını neden heba ettiği sorusuna ömrü boyunca yanıt arayan Gorz için özgürlük, değişimin veya pazarın üretime hakim olması değil, insanların kendi ihtiyaçları için üretimde bulunmalarıdır. Değişimin kendi başına bir amaç değil, bu ihtiyaçların bir türevi olmasıdır. Marx'ın Grundrisse'de, Sartre'ın Diyalektik Düşüncenin Eleştirisi'nde, insan merkezli sosyalizm yaklaşımlarında dile getirilen temel soruyu Andre Gorz, emek dünyası için, çevre-insan ilişkileri için ve insanın insanlığını yok eden meta üretimi düzeninden kurtulma arayışlarını anlamlandırmak için sürekli sordu. Bunu yaparken, doktriner ve vaaz edici bir 'hoca' olmaktan dikkatle sakındı. Kuramla dikkatli bir somut gözlemin sentezini ustaca bir biçimde sundu.
Son kuramsal çalışması olan Maddi Olmayan başlıklı kitabı, bilim ve sermayenin nasıl insani amaçlara karşı özünde kayıtsız olduklarını ve bu ikilinin ittifakından doğan ucubenin insanlığı felakete sürükleyebileceğini vurguluyordu. Gorz, felaket tellallığıyla yetinmeyecek kadar düşünceye önem verdiği için, günümüz bunalımının sermaye ve bilim arasındaki ittifakta ortaya çıkan çatlaklarla ilişkisine de dikkat çekmekten geri kalmıyordu. Günümüzün yeni toplumsal muhalefetleri ve yeni toplumsallıkları içinde, başka bir dünyanın mümkün olduğuna, insanların yaratıcı güçlerinin sermaye ve bilimin soğuk ve ruhsuz egemenliğini yenebilecek ya da onun yanından geçip, devre dışı bırakabilecek yetiye sahip olduklarının kanıtlarını arıyordu.
Andre Gorz, faydacı yaklaşımla liberalizmin izdivacından ortaya çıkan insan suretli yaratığa ve neo-liberal tahakküme karşı, insanın içindeki özerklik ateşini aramayı ve göstermeyi yaşamının son gününe kadar sürdürdü. İnsanın özgelişiminin metalaşmış üretime tabi kılınamayacağını, kılınmaması gerektiğini bize her fırsatta hatırlattığı, insanların el yordamıyla da olsa buna karşı sürdürdükleri küçük mücadeleleri keskin tespitleriyle birleştirip, anlamlı kıldığı için, özgürlükçü sosyalizme inanmış biri olarak ben Andre Gorz'a çok şey borçluyum.