Rantiyenin şantiyesinde bir festival

Sevgili Romalılar, Bodrumlular, Türk ve Kürt kardeşlerim şu söylediğim Türkçe'yi anlamayan yabancı misafirlerimiz... Hepiniz, hoşgeldiniz!
Bugün karşınıza Akdeniz'in limanlarından birinden çıkıyoruz. Küçük bir şapelde unutulan Akdeniz ruhunu canlandırmaya çabalıyoruz.
Haber: CÜNEYT ÖZDEMİR / Arşivi

Sevgili Romalılar, Bodrumlular, Türk ve Kürt kardeşlerim şu söylediğim Türkçe'yi anlamayan yabancı misafirlerimiz... Hepiniz, hoşgeldiniz!
Bugün karşınıza Akdeniz'in limanlarından birinden çıkıyoruz. Küçük bir şapelde unutulan Akdeniz ruhunu canlandırmaya çabalıyoruz. Dünyanın önünde saygı ve ürkeklikle eğildiği ünlü denizkurdu Andrea Doria, Akdeniz'in limanlarını tarif ederken üç limandan bahseder. Kartaca, Haziran ve Temmuz. Yaklaşık 500 yıl sonra bir Ağustos ayında sanırım bu limanlardan birine Gümüşlük'ü de gönül rahatlığı ile kaydedebiliriz.
Braudel, Akdeniz'i tarif ederken denizlerin birleştiği medeniyetin kaynağı olarak sunuyor o unutulmaz eserinde. Zeytinin, buğdayın ve üzümün gerçek ve vazgeçilmez medeniyeti olarak tanımlıyor. Gönül ister ki günün birinde Akdeniz'i tarif ederken, henüz çok genç olan Gümüşlük'teki klasik müzik notaları ile harlanan sanat ateşini de yazabilelim. Bu festivalin ne kadar güçlükle hayata geçtiğini yakından takip eden biriyim. Festivali düzenleyen arkadaşlarımızın maddi manevi zorlukları nasıl aşmaya çalıştıklarını gördüm. Eren Levendoğlu günlerce İstanbul'da festivali hayata geçirmek için sponsor peşinde koşmak zorunda kaldı. Böylesine küçük bir festivale sponsor bulmak, destek bulmak hiç kolay olmadı. Şu yanıbaşımızdaki denizde bir zamanlar 500 kadırganın çarpıştığı Akdeniz'in gördüğü en büyük savaş olan İnebahtı deniz savaşında karşı karşıya gelen 100 bin insanın yaşadıkları ile karşılaştırılamaz ama yine de çetin bir mücadeleydi.
Bugün selülit fotoğraflarıyla anılan bu sahil kasabası, eller havaya kültürünün "beach"e dönüşen ve birer beton mezarlığına doğru adım adım elimizden kayıp giden Bodrum koyları, bir dönemin gönüllü ya da gönülsüz sürgünlerine ev sahipliği yaptılar. Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın, yani Halikarnas Balıkçısı'nın açtığı yoldan pek çok gönüllü Bodrum sürgünü geldi. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Azra Erhat ve Mina Urgan, Murat Belge ya da adlarını burada sayamadığımız onlarca, yüzlerce Türkiye aydını, burayı, Bodrum'u kendine ikinci ev bildi. Buraya yazlık olarak değil, bir yaşam biçimi olarak geldiler.
En az onlar kadar değerli sanatçılar da burayı evleri bildiler. Bugün Bodrum'dan bahsedip Zeki Müren'i anmazsak Türkiye'nin en farklı sanatçısının ruhu rahat etmez.
Talan var!
Bir zamanların minik sahil kasabası bugün maddi manevi koca bir talanla karşı karşıya. Ne yazık ki rantiyenin en büyük şantiyesine dönüştü. Ve ne yazık ki, teröristler değil rantistler ateşe veriyor ormanlarımızı. Bugün onlarca, yüzlerce ağacın katledildiği yangın yerlerini dolaştığınızda, her ne hikmetse, en güzel 'site' yapılacak yerlerin ateşe verildiğini görüyorsunuz. Bir yanda yangınlar, diğer yanda beton mezarlıkları andıran toplu yazlıklar. Ve iki aylık sezonda, Türk magazininin açık hava teşhir alanı koylar.
Tüm bu anlattığım rantiyenin karşısında, küçücük bir şapelin gölgesinde düzenlenen uluslurararası sanatçıların katıldığı Gümüşlük Klasik Müzik Festivali, can çekişmekte olan bir ruhun, anının son kerterezi. Bu festival "Akdeniz hâlâ Akdenizlilerindir"in en somut ve en küçük göstergelerinden biri.
Bu festivalin ne anlama geldiğini sanırım aranızda bulunan ve adını anmaktan çekindiğim bir dostum varlığı ile anlatıyor. Kendisi Van'ın Erciş ilçesinden kalkıp Bodrum'a yerleşmiş ekmek peşinde koşan Kürt kökenli vatandaşlarımızdan biri. Geçen gün kendisini aradım "Dersteyim" dedi. "Ne dersindesin?" diye sordum, "Keman dersindeyim" dedi. İsmet İnönü 60'ında başlamıştı keman derlerine, o ise orta yaşta böylesine güzel bir Akdeniz kasabasında onca işine gücüne rağmen keman dersleri alabiliyordu. Bugün bu festival seyesinde belki de hayatında hiç dinlemediği ve dinleyemeyeceği dünyaca ünlü sanatçıları burada, bu şapelin gölgesinde canlı olarak dinleyecek.
Aranızda Bodrum'a gelen Ankaralılar, İstanbullular, Vanlılar ve ne dediğimi anlamayan yabancı arkadaşlarımız var.
Bodrum bir koyundan bir koyuna başka yaşam biçimleri sunabiliyor sonuçta. Bütün bu sözlerimin ardından oradakileri "selülit dünyası" diye aşağılayan, buradakileri "klasik müzik dinliyorlar" diye daha üst düzeyde olumlayan bir tanımlama çıkarsa üzülürüm. Hepimiz Türkiye'yiz... Onlar olmadan sizler, sizler olmadan onlar hep biraz eksik kalacak.
Gümüşlük Klasik Müzik Festivali 4. yılında, biraz da öteki Türkiye'yi beriki Türkiye ile birleştiriyor.
Kuşkusuz Bodrum eski Bodrum değil. Tıpkı Akdeniz'in eski Akdeniz olmadığı gibi. Bu festival yalnız Bodrumlular için değil, tüm Türkiye için de değerli ve Akdeniz'i Akdeniz yapan ruhun tescili.
Demokrasiler ve her şeyden öte toplumların önünü açan sanat yaşadığı sürece, bir toplum içi kurumamış bir buğday tanesi olarak, bir zeytin ağacının asaletinde ve bir üzüm asmasının şehvetiyle Akdeniz'de bizi kucaklayacak.
17 Ağustos'a kadar sürecek Gümüşlük Klasik Müzik Festivali'ne ve Eklisia'ya hoşgeldiniz.
CÜNEYT ÖZDEMİR: Cüneyt Özdemir'in 'Gümüşlük Klasik Müzik Festivali'nde yapacağı konuşmanın genişletilmiş hali.