Regard

Fransızca 'bakış' demek bu başlık. Bakmak fiili regarder'den geliyor. Çeşitli boruların, tünellerin, üstlerindeki deliklere de "regard" deniyor.
Haber: SAMİM AKGÖNÜL / Arşivi

Strasbourg- Fransızca 'bakış' demek bu başlık. Bakmak fiili regarder'den geliyor. Çeşitli boruların, tünellerin, üstlerindeki deliklere de "regard" deniyor. Oradan bakılıp içindekiler görünüyor, akması, geçmesi gereken şeyler geçiyor mu, geçmemesi gereken tıkayan şeyler var mı diye.
Türkiye toplumu karanlık bir tünel. Ama içeri açılan bazı pencereler var, olanı biteni görebilmemizi sağlayan. Bazılarının yazıp çizdikleri, düşündükleri tünelin içini biraz olsun aydınlatıyor. Hrant Dink görülmeyenleri görmeyi sağlayan pencerelerden biriydi, kapattılar birkaç gazete sayfası ile. Bazen hareketler, tepkiler, olaylar ışık tutuyor toplumun karanlık dehlizlerine. Hrant Dink'in ensesine açılan üç delik toplumun içinde olan bitenin ne derece vahim olduğunu gösterdi bize. Bazen de tartışmalar, polemikler, suçlama ve hakaretler gösteriyor, toplumsal gelişmenin neresinde olduğumuzu. Son günlerin popüler polemiği "eyalet sistemi" de bu pencerelerden biri.
Çokkültürlülük ile çokkültürcülük farklı şeyler. Birincisi varolan bir durumu ifade ediyor ikincisi bir siyasayı, hatta ideolojiyi. Türkiye'de, mesela Kanada'da olana benzer bir çokkültürcülük olmadığını söylemek herhalde abartı olmaz. Ancak çokkültürlülük konusundaki tartışmalar dahi, "görünen köy kılavuz istemez" deyişine inat yaparcasına, bütün şiddetiyle devam ediyor. Mozaik mi mermer mi?
Çokkültürcülüğün en bilinen teorisyeni Will Kymlicka'dır. Teorisi liberaldir, Marksist analizlerdeki "bir toplumda neden kültürel farklılıklar olduğu" konusundaki tartışmalara itibar etmez Kymlicka. Onun için bu durum bir gerçek, bir veridir. Ve Kymlicka'nın derdi bu durumun nasıl barışçıl bir şekilde, etnik çatışmaya gitmeden yürütüleceğidir. Sunduğu önerilerden biri de eyalet sistemi gibi yönetim çeşitleridir. Bölgesel yönetimlerin güçlendirilmesinin etnik çatışma riskini azalttığını düşünür. Kimi durumlarda bunun doğru olduğunu görmek zor değil, gerçekten de bazı sanayi sonrası toplumlarda yerel yönetimlerin güçlenmesi, hatta ve hatta federalist sistemin iyice pekişmesi, ilgili devletin varlığının devamını sağlayabildi, etnik şiddeti bir nebze de olsa dizginledi.
Tersi de var
Ancak gerek İspanya gerekse Belçika örneğinde olduğu gibi sistem, kültürel farklılıkların başkalık duygusunu pekiştirmesini sağladı, ortak kader ve ortak aidiyet duygusunu her geçen gün biraz daha zayıflattı. Doğu Avrupa'da durum biraz farklı. Balkanlar'daki mitoz, Osmanlı millet sisteminin algılamalarda hâlâ ne kadar güçlü olduğunu gösterdiği gibi, Yugoslav kompartımanlı rejimin de uzun vadede ne kadar tehlikeli olduğunu açığa çıkardı.
Bana kalırsa siyaset biliminin eksiklerinden biri iki çeşit toplumsal yapılaşmanın birbirine zıt ve bağdaşmaz olduğu kanısıdır: Birey üzerine kurulu toplum (Fransa, Türkiye, ...), grup üzerine kurulu toplum (Osmanlı, Kanada, ...). İkisinin de vazgeçilmez olduğu noktalar var halbuki. Elbette devletle kontratı olması gereken birey olmalıdır, çünkü bu kontrat grupla olursa gruptan çıkmak, grup dışında varolmak, grup değiştirmek, birçok gruba ait olmak zorlaşır, imkansızlaşır. Ancak grubun devlet ve toplum tarafından tanınması, toplu kullanılan (eğitim, dil, din, dernekleşme...) haklarının verilmesi buna engel değildir. İster azınlık hakları deyin ister yerel yönetim, son tahlilde bireyler ve gruplar kendi kaderlerine yön verebildiklerine ikna edilmelidirler ki kontratı bozmaya yeltenmesinler.
Bu açıdan bakıldığında azınlık haklarının azınlığa verildiği ve bireylerin bu hakları kullanıp kullanmamakta serbest oldukları unutulmamalıdır. Coğrafi, toprak ve arazi çerçevesindeki eyalet sisteminin tehlikesi, bireyi eyalete hapsetmek olabilir. Bu zorlama, adı geçen eyalet(ler)de yeni bir çoğunluk ve yeni azınlıklar yaratabilir ve kısırdöngü devam eder. Oysa azınlık kavramının, hem çoğunluk hem de azınlık tarafından "öcü" kategorisinden çıkarılması, bireylere devletle kontratlarını bozmadan grupların içinde ve dışında varolma şansını verebilir. Bu tip bir çokkültürcülük devleti güçlendirdiği, meşrulaştırdığı gibi siyasi aidiyeti (vatandaşlık) toplumsal aidiyete (ortak kader) çevirir.
Milliyetçilik başka (rakip) milliyetçilikler olmadan yaşayamaz. Nasıl radikal Türk milliyetçiliği varolmak, keskinleşmek için Yunan milliyetçiliğine, Kürt milliyetçiliğine ihtiyaç duyuyorsa, Kürt milliyetçiliği de Türk milliyetçiliği, Arap milliyetçiliği ile radikalleşiyor. Sırf toplumsal ve kültürel haklar, toplumsal tanı(n)ma, rakip milliyetçiliklerin sivri uçlarını köreltir.
Darbeci eski bir generalin güdümlü ya da kişisel açıklamaları ve bu açıklamalara verilen tepkiler Türkiye toplumuna açılan deliklerden biri. Ancak tartışmaların olması son derece doğal ve olumlu; pencereyi genişletiyor. Şahsen, eyalet sisteminin sorunlara çare olacağını düşünmesem de, tartışmanın önü kesilmemeli, rögarın üstü kapatılmamalıdır.
SAMİM AKGÖNÜL: Doç. Dr.