Roboski'nin birinci yılında

Kardeşimin de öldüğü olay, 12 saat boyunca Türk medyası tarafından saklandı. Kardeşlerimiz can çekişirken televizyonlarda gördüğümüz şey efendilerin yılbaşı hazırlıklarıydı
Haber: NARİN ANT / Arşivi

R oboski katliamı, yaklaşık bir yıl önce, çoğu çocuk 34 canın savaş uçaklarınca paramparça edilmesiyle gerçekleşti. Çocuklarımızı, kardeşlerimizi sırtımızda, katırlara, traktör römorklarına üst üste yığarak taşıdık. Hiçbir yardım gelmedi. Ambulansların geçişlerine izin verilmedi. Ölen 34 kişiden 13’ü kan kaybından ya da donarak öldü. Yavrularımızın uzuvları birbirine karıştı, ancak otopsi sonucunda ayırt edilebildi. Katliamdan günler sonra aileler, olay yerinde eller, kollar, parmaklar bulmaya devam ettiler. Devlet ise, “kaçakçılık hafif bir suç değildir” söyleminin arkasına saklandı. Evet, kaçakçılık bir suçtur ama hiçbir zaman cezası yargısız infaz olmamıştır! En büyük kaçakçılık yolu olan İstanbul Boğazı’nda böyle bir şey oldu mu?
Herkes biliyordu 
Yaklaşık yüz yıldır yaptığımız bu sınır ticaretinde, resmi olmasa da, askerlerle yapılan bir anlaşma söz konusuydu. Getirilen mallardan (sigara gibi) askerler de yararlanırdı. Sınır ticareti yapılan güzergâh karakola yakın bir mesafede olduğu için askerler gidiş geliş saatlerimize kadar biliyorlardı.
Her gece yaklaşık 200 kişi sınırı geçerdi. O gece ise, pek çok grup kaçağa çıkmadı. Giden iki grup söz konusuydu ve ikinci gruptan da pek çok kimse, yolun yarısında geri döndü. Dolayısıyla bu planlı katliamdan köylülerin bir kısmının da haberi vardı. O gece geri dönen grup “Heronları gördüğümüz için geri döndük” gibi cevaplar verdiler. Burada ilginç olan şey şu: Heronlar her zaman köyün üstünde olurlardı zaten. Olay gecesinde askerler köylülerin önünü kestiler. Nitekim katliam gecesi birinci grupta olan kardeşim Adem Ant, halamı arayıp “Askerler yolumuzu tutmuş, ne yapalım şimdi?” derken bombalama başlıyor.
28 Aralık 2011’in saat 21.45’inde başlayan ilk bombardımanda oğlunu kaybedenlerden biri olan Ubeyt Encü, köyün tepesindeki karakolun komutanını arayarak “Bombalamayın, bizim çocuklarımız orda” deyince, komutandan aldığı cevap şu oldu: “Biliyoruz, haberimiz var, biz korkutmak amaçlı yapıyoruz!” Başka köylüler de karakolu arayıp oradakilerin köylü olduklarını bildirdikleri halde aradan 45 dakika geçtikten sonra bu kez ikinci grup bombalandı.
Katliamdan yaklaşık iki ay önce köylülere ateş edilmişti. Hatta o gece kardeşim de yaralanmıştı. Ona “Sakın bir daha gitme” demiştim, o da “Bir şey olmaz, korkutmak amaçlı yapıyorlar” cevabını vermişti. Bu açık katliam inkâr edilerek “hata” sözcüğünün arkasına saklandılar. O gece sınırdakilerin köylü oldukları komutanlarca bilindiği halde yetkililer “Aradakileri Ahmet mi Mehmet mi olduğunu bilemeyiz” gibi cevaplar vererek olayın üstünü örtmeye çalıştılar.
Hata ve teşekkür 
Olay 12 saat boyunca Türk medyası tarafından saklandı. Kardeşlerimiz can çekişirken televizyonlarda gördüğümüz şey efendilerin yılbaşı hazırlıklarıydı. Olayı yurt dışındaki kanallardan öğreniyorduk. Hiçbir yetkili olaya ilişkin en ufak bir açıklama yapmadı. Katliamdan sonra yetkililerin yaptığı ilk açıklama olayın bir hata olduğuydu. Hüseyin Çelik olayın bir operasyon kazasından ibaret olduğuna dikkatleri çekerken, Başbakan yapılan operasyondan dolayı Genelkurmay’a teşekkür edip hemen akabinde yavrularımıza fiyat biçti: “Hataysa hata, tazminatsa tazminat!” İdris Naim Şahin ise, “Özür dilenecek bir durum yok, O çocukların orda ne işi vardı? Ölmeselerdi yargılanacaklardı’’ diyerek dehşet tablosunu tamamladı. Bu nasıl bir hata? Madem hataydı, bu teşekkür nereden çıktı?
Katliam sonrası yetkililerce yapılan açıklamada “MİT Müsteşarlığından gelen yanlış istihbaratla operasyonun gerçekleştirildiği” bilgisi verildi. Ancak MİT Müsteşarlığı Basın ve Halkla İlişkiler tarafından medyaya yapılan açıklamada şu sözler sarfedildi: “Öncelikle şu gerçeği bir kez daha ifade etmek isteriz ki; 28 Aralık 2011 tarihinde hayatını kaybeden 35 vatandaşımız ile ilgili olabilecek grup, yer, tarih, sayı ve geçiş güzergâhlarına ilişkin Teşkilatımızca herhangi bir istihbarat paylaşımı gerçekleştirilmemiştir.” Bu çelişkili açıklamalar, katliamın planlı yapıldığının bariz kanıtlarından başka bir tanesidir.
Katliamın gerçekleştiği günden bu yana Roboski’ye yönelik suçlamaların ardı arkası kesilmedi. Terör örgütü figüranı, dolap beygiri gibi yakıştırmaların yanı sıra oradakilerin insan olduğu unutuldu, insanlık unutuldu. Yetkililer her fırsatta katliamda hayatını kaybedenleri “şeytanlaştırarak” katliamı meşrulaştırdılar.
Bir yıl oldu ama... 
Katliam birinci yılını doldurmasına rağmen, hâlâ tek bir kişinin bile ifadesi alınmadı. Olaydan bu yana sadece bir komutanın görev yeri değiştirildi. Gerekenleri yapıyoruz diyerek bizi oyalamaya çalıştılar. Katliamı gündeme getirenlere karşı bir cephe oluşturuldu, “çok konuşuyorsunuz, paranızı verdik daha ne istiyorsunuz” gibi söylemlerde bulanarak çocuklarımıza fiyat biçtiler ve bizi susturmaya çalıştılar. Yetkililer olayla ilgili konuşmuyor, yöneltilen sorulara cevap vermiyorlar. Nitekim kısa süre önce Başbakan, TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’in “Uludere’ye ne oldu?” sorusuna şu cevabı verdi: “Sen işine bak!” Olay sıradanlaştırıldı. Faillerin sorgulanması gerekirken katliamda yakınlarını kaybedenlere yönelik suçlamalar ise sürüyor. Katliamla ilgili tek kelime söyleyen kişiler bile susturulurken biz hâlâ aradan geçen bu sürede rağmen adalet talebiyle “Roboski” demeye devam ediyoruz.
* Katliamda ölen 18 yaşındaki Adem Ant’ın ablası