Rockçı korsan!

Johnny Depp'in, Pirates of the Carribean: The Black Pearl/Karayip Korsanları: Siyah İnci'deki muzip, tekinsiz, alaycı karakteri, Kaptan Jack Sparrow'u canlandırmaya hazırlanırken Keith Richards'tan esinlendiğini bilmeyen var mı?
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Johnny Depp'in, Pirates of the Carribean: The Black Pearl/Karayip Korsanları: Siyah İnci'deki muzip, tekinsiz, alaycı karakteri, Kaptan Jack Sparrow'u canlandırmaya hazırlanırken Keith Richards'tan esinlendiğini bilmeyen var mı? Ayrıksı oyuncu, bildik tuhaflığını büyük bütçeli bir yapımın hizmetine vermesi gerektiğinde ilham kaynağı olarak Rolling Stones'un efsane gitaristi Keith Richards'ı seçmişti. Zaten insanın, Kaptan Sparrow gibi hem tekinsiz hem eğlenceli hem de hayranlık uyandırıcı bir karakter canlandırması gerektiğinde Keith Richards'tan daha ideal bir refarans bulması da zor.
Johnny Depp, Karayip Korsanları serisiyle ilgili her röportajında bu etkileşimden bahsetmekle kalmadı, onu seriye davet etti. Nihayet yoğun bir söylenti safhasından sonra Richards da, Sparrow'un babası Kaptan Tegue olarak üçüncü macera Pirates of the Carribean: At World's End/Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu'nda yerini aldı. Kaptan Tegue, oğlunu korkudan tir tir titreten emektar bir korsan. Bu kanunsuzların kurallarının uygulanmasını sağlamakla görevli. Perdede şöyle bir görünüyor ama o da yetiyor. Zira karşımızda örgülü, boncuklu saçlarıyla, gözlerindeki maskarayla Sparrow'un orijinali duruyor.
Denklemin iki tarafında
Eğer Johnny Depp'in sık sık belirttiği gibi gerçekten de korsanlar, 18. yüzyılın rock starlarıysa (fırlamalık, gezginlik ve tabii göz alıcı giyim tarzı bu benzetmeye zemin sağlamış olsa gerek) denklemi tersine çevirip Keith Richards'ı da 20. ve 21. yüzyılın korsanı olarak değerlendirmek mümkün. 1960'larda müziği ve tarzıyla orta sınıfın güvenli dünyasında yarattığı tedirginlik, 18. yüzyılda ufukta beliren korsan bayraklarının yol açtığı endişeye yakın seviyede olsa gerek. En azından bize aktarıldığı kadarıyla.
Bize aktarılan, yolun başında çoğu Britanyalı yaşıtı gibi Teddy Boy akımının takipçisi bir genç. Annesi tarafından Duke Ellington, Billie Holliday ve benzerleriyle tanıştırılıyor. Müzikle ilk irtibatı lisede girdiği koro. Sesi sertleşince oradan atılıyor. Ama her devirde rock müzisyeni fabrikası işlevi gören sanat okullarından birine yazılması, sonrasında oradan da ayrılıp Mick Jagger ve Brian Jones'la beraber Rolling Stones'a ilk şeklini vermesi, dünya müzik tarihinde çığır açacak adımlar.
Bu dönemde Richards'ın gitar çalış stilini en çok etkileyen isim Chuck Berry. Grup arkadaşı Mick Jagger'la beraber ellerine geçen her blues albümünü iştahla tüketiyorlar. Grubun, o enerjiyi farklı bir kanala akıtarak pop müziğin seyrini değiştirdiği, pek kimsenin itiraz etmediği bir gerçek.
Bu farklı kanal tazeliğini hâlâ koruyor. Sadece müzik değil, kılık kıyafet, hayat tarzı gibi yardımcı -hatta belki müzik kadar önemli- öğeler de hâlâ taze. Örneğin Keith Richards, 51 yaşında Love is Strong'un klibinde yarı yaşındaki rock yıldızlarının nasiplenmek için ölüp biteceği bir duruşa sahipti.
Yamuk ve cool
Artık 63 yaşında ama basını sarsacak skandallar yaratmaya devam ediyor. En son babasının küllerini kokaine karıştırıp çektiğini beyan etmesi mesela. Gerçi daha sonra hayatının bu döneminde ancak intihar etmek isterse kokain kullanacağını, sözlerinin yanlış anlaşıldığını ifade etti. Ama gazetelerle dalga geçişi, ona özgü hınzır damarın hâlâ attığının kanıtı.
Uzman görüşü, bu hınzır havasını, devamlı hareket halindeki Mick Jagger'ın arkasında taviz vermediği sakin duruşuna bağlıyor. Her daim dağınık saçları, ağzından düşürmediği sigarası, yamuk ve cool duruşu Keith Richards'ı Keith Richards yapanlar. Neredeyse rock'ın temellerini atan gitar riff'leri kadar önemli ayrıntılar bunlar.
Tabii Richards, tüm bu görüntüsünün hakkını da veren bir hayat öyküsünün sahibi. Hayatında skandaldan geçilmiyor. Uyuşturucudan ilk defa 1967'de, Marianne Faithfull'un, onun evinde unuttuğu ceketinin cebinden amfetamin çıktığı için tutuklanıyor. Ama sonrasında kendisinin bizzat dahil olduğu suçlamalarla defalarca karakol yollarına düşüyor. İki sene boyunca eroin bağımlılığından kurtulmak için terapi gördüğü sırada Rolling Stones'un şimdiye kadar en çok satan albümü Some Girls çıkıyor. 1980'lerde Mick Jagger'la fikir uyuşmazlığı, Richards'ı hepsi de başarılı solo albümlere yöneltiyor. 1990'lardan beri de tüm vakti Rolling Stones'a ayrılmış durumda. Hâlâ da turnelere çıkıyor. Zaten Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu'nda misafir oyuncu olacağının dedikoduları bile aylarca sürdüğüne göre, Richards'ın etkisinin hâlâ yerinde olduğuna kanıt aramanın da gereği yok.