Romantik komedinin İngiliz kralı

İlk görüşte Britanya'yı akla getirenleri sayın: Kraliçe Elizabeth, kırmızı telefon kulübeleri ve 1994'ten beri Hugh Grant.
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

İlk görüşte Britanya'yı akla getirenleri sayın: Kraliçe Elizabeth, kırmızı telefon kulübeleri ve 1994'ten beri Hugh Grant. Uzun bir aradan sonra Britanya sinemasını tekrar uluslararası pazara açan romantik komedi Four Funerals and a Wedding/Dört Nikah Bir Cenaze, (Mike Newell, 1994) sinema tarihinde en yüksek gişe hasılatı yapan Britanya filmi payesi almanın yanı sıra Hugh Grant'i de romantik komedilerin İngiliz yüzü olarak tescillemişti.
O dönemi yıllar öce ardında bırakan Hugh Grant, bu hafta gösterime giren Music and Lyrics/Söz ve Müzik'te (Marc Lawrence) gözden düşmüş Britanyalı bir pop yıldızı, 1980'lerin revaçtaki gruplarından Pop'un as elemanlarından Alex rolünde. Artık sahneye sadece 80'ler nostalji gösterileri vesilesiyle çıkan ve bu durumu alaycılıkla kanıksamış bir karakter. Yıllar sonra ilham, Drew Barrymore'un oynadığı, deli dolu, hafif sakar, duyarlı ve acemi söz yazarı Sophie'yle geliyor. Hugh Grant de karakterinin 1980'lerdeki komik hallerini canlandırırken ya da orta yaşa yakın kadınlara poposunu sallarken, rezil olmaktan korkmadığı performanslarından birini veriyor. Zaten Grant'in yeni jön olarak parladığı dönemi de aşabilmesi muhtemelen, rezil olmaktan çekinmemesinin meyvesi.
Nikahta bereket
Oyuncunun yeni jönlüğe terfi ettiği Dört Nikah Bir Cenaze, Britanya imajının tazelendiği "cool Britannia" çağının öncüllerindendi. Dört Britanyalı arkadaşın nikahtan nikaha koşması, ülkeyle ilgili bildik ne varsa aynı hikâyeye boca edilmesine vesile oluyordu. Filmin bu yüzden turistik bir seyirlik olarak mimlenmesi şaşırtıcı değil. Ama ne senarist Richard Curtis, (uluslararası pazarı hedefleyen Britanya romantik komedilerin kadim senaristi) ne yönetmen Mike Newell ne de Hugh Grant, sadece bildik klişeleri paketleyip, cilalayıp yeniden dolaşıma soktukları eleştirisini hak ediyor. Dört Nikah Bir Cenaze, gereklerini yerine getiren bir romantik komedi. Sinemaya aynı kalibrede bir romantik komedi oyuncusu hediye etmesi de cabası.
Dört Nikah Bir Cenaze'nin sıradışı popülerliği, Grant için basmakalıp rollere takılı kalma tehlikesini de beraberinde getirdi. Mike Newell'la çektiği bir sonraki filmi An Awfully Big Adventure/Büyük Macera, Dört Nikah Bir Cenaze'nin aksine sert, karanlık bir büyüme hikâyesiydi ama Grant'in kariyerinde çok da dikkat çekmemişti. The Englishman Who Went Up a Hill but Came Down A Mountain/Tepeye Çıkıp Dağdan İnen İngiliz, (Christopher Monger) ise Grant'in Dört Nikah Bir Cenaze'de özdeşleştiği şeyler kullanılarak pazarlandı.
Bu popülarite, haliyle Grant'in yolunu Hollywood'a da düşürdü. Chris Columbus'un Nine Months/Dokuz Ay'ı, Grant'in varlığına rağmen pek de hedefini bulamayan bir romantik komediydi. Gene Hackman'le karşılıklı oynadığı gerilim Extreme Measures/Dehşet Sınırı, (Michael Apted) Grant'ten başarılı bir farklı tür deneyiydi. Arada her Jane Austen uyarlaması gibi dönemin popüler Britanyalılarını toparlayan Sense and Sensibility/Aşk ve Yaşam'da (Ang Lee) rol kesti, Restoration/Restorasyon'da (Michael Hoffman) dönem filmlerine iyice ısındı, ama Grant yeniden bir romantik komediyle göze girdi.
Sıcak rehber
Yine Richard Curtis imzalı bir senaryodan çekilen Notting Hill/Aşk Engel Tanımaz, Hugh Grant'in kariyerini yenileyen ve üç aşağı beş yukarı Dört Nikah Bir Cenaze'nin formülünü yineleyen bir aşk hikâyesi. Bu seferki ulaşılmaz ABD'li kadın, film çekimi için Londra'ya gelen Hollywood yıldızı Anna Scott (Julia Roberts). Ona huzurlu, sıcak, daha genel bir ifadeyle, 'ABD'den farklı' Britanya'da rehberlik etme görevi de yine Hugh Grant'in. Grant, bu sefer Londra'nın Notting Hill semtinde bir kitap dükkânı sahibi. Yine karşısındakini kendinden geçirtecek kadar anlayışlı ve de şaşkın. Film, Grant'in Julia Roberts'a Türkiye'yle ilgili bir kitap tavsiye etmesi yüzünden bizde bayağı konuşulmuştu. Ama tabii ki asıl önemi, Hugh Grant'i yeniden Hugh Grant yapması.
Zaten Aşk Engel Tanımaz sonrasında Grant pek de tür değiştirmedi. Kendi kendini rezil edebilme yeteneği, daha çok komedi filmi yapımcılarının işine yaradı. Sırasıyla Mickey Blue Eyes/Belalı Aşk'ta, (Kelly Makin) bir mafya babasının kızıyla evlenmeye karar verdiği için başına gelmedik kalmayan Britanyalıyı canlandırdı. Woody Allen imzalı suç komedisi Small Time Crooks/Ufak Sahtekarlıklar'ın bol yıldızlı kadrosundaydı.
Hugh Grant, bestseller uyarlaması Bridget Jones'un Günlüğü'nde (Sharon Maguire) "gıcık" karakteri oynayarak, komedi yeteneğinin esas oğlanın haricini de kapsayabileceğini gösterdi. Bu yeteneğini sonraki filmlerinde de gani gani kullandı. Yine revaçtaki bir başka Britanyalı Nick Hornby'nin romanından perdeye getirilen About a Boy/Bir Erkek Hakkında'nın (Paul Weitz) bencil, çalışmayan, hâlâ 20'lerinde gibi davranan 40'lık kahramanı Will'i tam kendi bedenine uydurdu. Söz ve Müzik'te de imzası bulunan Marc Lawrence'la ilk çalışması Two Weeks Notice/Aşka İki Hafta'da bir başka romantik komedi gediklisi Sandra Bullock'la eşleştirildi. Richard Curtis'in bu sefer yönetmenliğe soyunduğu Love Actually/Aşk Her Yerde'de bildik şaşkın hallerini, işe yeni girdiği için ne yapacağını bilemeyen başkanı oynamak için kullandı. Politik taşlama American Dreamz'de, (Paul Weitz) reality show sunucusu rolünde sevimsiz tarafını bir kez daha gösterme fırsatı buldu.
Şimdi Söz ve Müzik'te yine sevimli haliyle karşımızda. Üstelik Bir Erkek Hakkında'da şarkı söyleyip kendini rezil ettiği sahnenin benzerinden de art arda geliyor. Hugh Grant, çoğunlukla romantik komediyle sınırlanmış olmaktan hiç gocunmayarak yoluna devam ediyor. Gerçi, zamanında oyunculuğun hiç de çekilir bir meslek olmadığını söylemiş ama her oyunundan zevk alır bir hali var. Onu, hep aynı karakteri oynamakla itham edenlere inat tüm rollerinin keyfini çıkarıyor. Bunu da çoğunlukla kendisiyle dalgasını geçerek yapıyor. Belki de göründüğü her romantik komediyi izletebilmesi ve bu türde ısrarının sebebi, seyirciye de yansıyan zevkidir.