Rusya'dan Çin'e bir örgüt

16 Ağustos'ta Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te, Şanghay İşbirliği Örgütü'nün (Shanghai Cooperation Organisation, SCO) yıllık zirvesi toplanacak.
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

16 Ağustos'ta Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te, Şanghay İşbirliği Örgütü'nün (Shanghai Cooperation Organisation, SCO) yıllık zirvesi toplanacak. Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan'ın üye olduğu bu örgütte, Hindistan, Pakistan, Moğolistan ve İran gözlemci statüsünde yer alıyor. Beş ülkenin "terör, ayrılıkçı hareketler ve dinsel fanatizm"e karşı mücadele için işbirliği yapmaları amacıyla, 1996'da Şanghay'da başlayan "Şanghay Beşlisi görüşmeleri", buna Özbekistan'ın daha sonra dahil olmasıyla, 2001'de bir işbirliği örgütüne dönüştü. Çin'in örgütlenmesinde başını çektiği ve zaman içinde Rusya'nın ağırlığının arttığı SCO, yukarıda sayılan "üç bela"ya karşı işbirliğinin yanında, üye ülkeler arasında ulaşım yollarının, enerji nakil hatlarının geliştirilmesi gibi iktisadi işbirliğine yönelik projelerin de hayata geçirilmesine önem veriyor.
2002'de St. Petersburg'da toplanan ikinci zirvede kabul edilen üç metin arasında en fazla dikkati çekeni, bir "anti-terör ajansı"nın kurulmasını öngören anlaşmaydı. Burada kastedilen terör, ayrılıkçı hareketleri ve fanatik dini hareketleri de kapsıyor. Bu cephesiyle bakıldığında, Şanghay İşbirliği Örgütünün esas amacının, 1990'larda SSCB'nin dağılması ve Varşova Paktı'nın lağvedilmesiyle, rakip güç ABD'nin bölgedeki nüfuzunun artmasına karşı bir işbirliği girişimi olduğu pek anlaşılmıyor. Fakat kelimelerin arkasında yatanları deşince, söz konusu olanın, esas harcı ABD karşıtlığı olan bir jeo-stratejik blok olduğu görülüyor. Zaten bu "üç bela"nın arkasında da ABD'nin olduğuna dair güçlü kanaat, çoğu zaman örtülü ama son dönemde Putin'in yaptığı gibi gayet açık biçimde, bu blok içinde düzenli olarak dile getiriliyor. ABD'nin Avrasya ülkelerindeki otoriter rejimleri devirme ve demokrasi adı altında kendine bağımlı yönetimlerin iktidara gelmesini sağlama projelerinin, "renkli devrimler" ve "ayrılıkçı ayaklanmalar"la hayata geçirildiği tesbitini, Şanghay grubunun üyeleri paylaşıyor. Bölgede ABD varlığının sınırlanması, hatta geri çekilmesine yönelik girişimlerin bugüne kadar en başarılı olanı, 2005'te Şanghay örgütünün Orta Asya'daki askeri varlığına son vermesi için ABD'ye bir takvim önermesi çağrısı yapmasından birkaç ay sonra, Özbekistan'da konuşlanmış ABD askerlerinin bu ülkeyi terk etmeleri oldu.
Kuruluşunda Çin'in inisiyatifinin ağır bastığı Şanghay örgütü içinde son üç yılda Rusya çok daha aktif bir rol oynamaya başladı. Kommersant, Troud gibi gazetelerde, "SCO'nun NATO'ya alternatif oluşturduğu ve asıl amacının Asya'da Amerikan etkisini geriletmek" olduğunu belirten yazılar, 2005'ten itibaren sık yayımlanmaya başladı. "Renkli devrimlere karşı panzehir" temasının işlendiği bu yazılarda, Şanghay örgütünün Rusya için öneminin G8 üyeliğinden bile daha fazla olduğu görüşü dile getiriliyordu. Kommersant gazetesi, söz konusu girişimin "Bağımsız Ülkeler Topluğu'nun yeni bir türü olduğunu ve yeni bir Varşova Paktı'na dönüşebileceğini" iddia ettikten sonra, bu girişimi destekleyen çevrelerin zihniyet dünyasını özetleyen şu cümleyle yazıyı noktalıyordu: "Moskova ve Pekin birbirine yakınlaştıkça, Asya'da demokrasiye o kadar az alan kalır." Eleştiri değil, olumlu, arzu edilir bir gelişmeyi dile getirmek için söylenmiş sözlerdi bunlar. Bugün Şanghay Altılısı'nın siyasal dilinde "demokrasi", Amerikan nüfuzu demek.
Hindistan, Pakistan, Moğolistan
Rusya, Bişkek zirvesi öncesinde, Hindistan'ın Şanghay örgütüne tam üye olmasının, Avrasya'yı bütünüyle kaplayan ve ABD egemenliğine karşı alternatif oluşturacak bir "askeri-siyasal blok" oluşması için elzem olduğunu savunuyor. Bu sadece Rusya tarafından dile getirilmiş bir niyet değil. ABD'nin Çin'e karşı müttefik olarak Hindistan'ı kendi safına çektiğini veya çekme yolunda olduğunu biraz böbürlenerek iddia etmesine, Rice'ın ziyareti sırasında iki ülke arasında "stratejik ortaklık" oluşturulduğunun ilan edilmesine karşılık, Hindistan Şanghay örgütüne yaklaşma yolunda güçlü sinyaller vermeye devam ediyor. Bunun gerçekleşmesinin önünde iki engel var. Birincisi, geleneksel Çin-Hindistan rekabeti ve sınır ihtilafı. Diğeri ise, böyle bir genişleme sonrasında Avrasya bloğu içinde son derece marjinal bir konuma düşeceklerini bilen, başta Kazakistan olmak üzere, diğer Orta Asya ülkeleri. Bir de Hindistan'ı üye olarak alıp Pakistan'ı almamak olmayacağı için, bunun yarattığı zorluğa veya iki ülkeyi de üye yapmanın sıkıntılarına, genişleme konusunda çekimser üyeler dikkat çekiyor. Buna karşılık, ABD ile flört eden Moğolistan'ın hızla Şanghay örgütüne üye olması konusunda daha güçlü bir fikir birliği var gibi gözüküyor.
Şanghay örgütü üyeleri ABD'nin gözlemci olma talebini reddederlerken aralarında herhangi bir tartışma yaşanmadı. Son derece doğal bir karar alındığı inancının verdiği rahatlıkla talebin kabul edilmediği açıklandı. İran'ın durumu ise, SCO içinde daha ihtilaflı. Hem Çin hem Rusya, İran'ın tam üye olmasının, hatta devlet başkanları zirvesine İran Cumhurbaşkanı'nın da davetli olarak katılmasının, Şanghay bloğunun imajının fanatik biçimde Batı karşıtlığına dönüştüreceğine işaret ediyorlar. Bu eleştirilere rağmen, Kırgızistan Ahmedinecad'ı, diğer gözlemci üye temsilcileriyle birlikte Bişkek'e davet etti. İran devlet başkanı da bu davete gayet sıcak bir mesajla birlikte, olumlu yanıt verdi. Bişkek'e altı üye ve dört gözlemci devletin yanında, Güneydoğu Asya Ülkeleri İşbirliği Örgütü ile Birleşmiş Milletler temsilcileri de davetli olarak katılacaklar.
Bugünkü haliyle SCO, 30 milyon kilometre kareye yayılan, Avrasya kıtasının üçte birini kaplayan, NATO gibi entegre olmasa da, ona denk bir askeri güce sahip bir işbirliği örgütü. Rusya tarafı bu işbirliğinin bir "ittifak" olarak derinleşmesi gerektiğini savunurken, Çin sözcüleri bunun bir güvenlik işbirliği olduğunu, askeri ittifakın ise gündemde olmadığını belirtmek gereği duyuyorlar. Rusya'nın Avrasya alanında daha aktif olmaya başlamasının, geleneksel Çin-Rusya rekabetini yeniden körüklemesi de ihtimal dahilinde. Şimdilik ABD'nin yayılmacı politikalarına karşı tepkiden beslenen ABD aleyhtarlığı, ABD'den sonra en büyük iki enerji tüketicisi olan Çin ve Hindistan'ın Rusya ile işbirliği yapmaktaki çıkarları, Şanghay işbirliğinin orta vadede giderek güçlenmesine uygun koşulları oluşturuyor.
Bişkek zirvesi öncesinde, 2002'den beri Moskova'da yayımlanan ve uluslararası ilişkiler konusunda Rusça dilinde prestijli dergi olma iddiası taşıyan "Global Dünyada Rusya" adlı dergide, etkili bir dış ilişkiler uzmanının yaptığı değerlendirmede, Türkiye'nin de Şanghay örgütüne gözlemci olarak kabul edilmesinin yararlı olacağı belirtiliyordu. Yazara göre, "Şanghay İşbirliği Örgütü üzerinde herhangi bir etkisi olmayacak böyle bir yakınlaşma, ABD'nin en yakın müttefiklerinin bile Washington'ın denetiminden çıkabileceğini göstermeye yarayacak". Bu amaçla yazar bu yazıda, Türkiye'ye OCS ile "iktisadi ve stratejik ortaklık" önerilmesi fikrini öneriyor.
Şanghay girişimi, 21. yüzyılın ortalarında, 20. yüzyılın Doğu-Batı kamplaşmasının yeni bir versiyonunun hazırlanmakta olduğuna işaret ediyor. Ama bu kez Çin ve Hindistan'ın yeni yüzyılın Japonyaları olarak yerlerini alacakları bir kamplaşma bu. İşin ilginç yanı, Şanghay girişiminden en fazla rahatsızlık duyan Japonya'da bir yetkilinin söylediği sözler: "Bu ittifaktaki ülkeler bizim değerlerimizi paylaşmıyorlar. Bunları çok yakın gözetim altında tutmalıyız." Japonya'nın Çin ve Rusya ile paylaşmayıp Batı dünyası ile paylaştığı değerler nedir diye sorunca aldığınız yanıt, her şeyi özetliyor: "Onlar Amerika ve müttefiklerine karşı bir blok oluşturuyorlar". Batı'nın paylaştığı esas değer ABD müttefikliği ise, bunun ötesinde bir ortak değer kalmamışsa, o zaman demokrasinin alanı sadece Avrasya'da değil, bütün dünyada daralmaya mahkum değil mi? Bize dayatılan Doğu-Batı karşıtlığını herhalde yeniden değerlendirmemiz gerekiyor.