Şada Irak'ı birleştirdi

Kültürel çalışmaların öncülerinden Stuart Hall 1981'de yayınlanan "Popüler olanı yapıbozumuna uğratmak üzerine notlar" adlı bir makalesinde, popüler kültürü şöyle tanımlar: Popüler kültür eklemlenmenin, çarpıtmanın, direnişin...
Haber: KORAY DEĞİRMENCİ / Arşivi

Kültürel çalışmaların öncülerinden Stuart Hall 1981'de yayınlanan "Popüler olanı yapıbozumuna uğratmak üzerine notlar" adlı bir makalesinde, popüler kültürü şöyle tanımlar: Popüler kültür eklemlenmenin, çarpıtmanın, direnişin, müzakerenin ve nihayet bir geri kazanım sürecinin birbirini takip ettiği bir mücadele alanıdır. Bu tanımın en önemli özelliği Marksizmin burun kıvırdığı ve de kitleleri ideolojik manipülasyonun pasif özneleri haline getirdiği düşünülen popüler kültüre dair yeni bir yorumlama içermesiydi. Bu tanım içinde popüler kültürün tüketicileri bir yandan müzakere etme, yani popüler kültür ürünlerine üreticileri tarafından yüklenen anlamları değiştirme gücüne erişiyor bir yandan da Marksizmin -aslında genel olarak solun-, olası kültürel direniş kaynaklarına, özellikle daha sonraki yorumlarında, bir başkası yani popüler kültür de eklenmiş oluyordu. Bu kuramsal konumun en abartılı yorumları Hall'dan çok sonra popüler kültürün tüketicilerine tam anlamıyla özerk bir konum lütfedeceklerdi.
Hall'un popüler kültüre ilişkin tanımı bizleri popüler kültürü tekrar tekrar farklı bağlamlarda düşünmeye itiyor. 1 Nisan 2007 tarihinde ilk gördüğümde bir başka 1 Nisan şakası zannettiğim bir haberle karşılaştım. Bugünlerde birisi bitip bir başkası başlayan, küresel popüler kültür standardının en güzide örneklerinden biri olan müzik yarışmalarından Arap 'Yıldız Akademisi'nde Iraklı Shatda Hassoun (hemen tüm haberlerde Şada) birinci oldu, 'Mezopotamya'nın kızı' Şada için, sadece yarışmanın finalinden beş gün öncesine kadarki zaman diliminde 500 kişinin öldüğü Irak'ta Şii, Sünni, Arap, Kürt ve Türkmen fark etmeksizin tüm halk sokaklara döküldü. Şada sadece Irak'tan 7 milyon oy aldı. Haberlerde bu durumu trajikomik olarak nitelendirecek bir bakış açısı aramak şöyle dursun, en azından ironik bir bakış açısı bulmak için tümünü boşuna taradım. Tüm haber kaynaklarında Şada'nın Irak halkını nasıl biraraya getirdiğini, Iraklıların kendisi Irak'ı hayatta bir kere bile görmemiş Kazablanka doğumlu 'Mezopotamya kızı' Şada için nasıl da sokaklarda zafer kutlamaları yaptığını okudum.
Cinnet coşkusu
Farklı bir biçimde, Hall'un popüler kültüre değin tüm aşamalarını burada gözlemek mümkün. Popüler kültüre müzakere süreci yüklendiğinde genelde kastedilen popüler kültüre iliştirilen egemen ideolojik anlamların bir süzgeçten geçirilmesi durumudur. Burada olan ise salt çarpıtmaktan ziyade bir popüler kültür unsuruna yüklenen anlamların iyice pekiştirilmesi ve nihayetinde inanılmaz bir anlam kayması, müzakere yerine aslında tam bir faşizan sözde birlik ve mutabakat duygusu. Birlik her zaman barışı ve kaynaşmayı getirmiyor, bazen de savaşın o inanılmaz cinneti içinde kıvranan insanları biraraya geldiğinde ne yaptığını bilmez, şaşkın hale sokuyor. ll. Dünya Savaşı öncesinde Alman halkını ortak Yahudi popüler imgesi etrafında 'birleştiren' yine faşizm değil miydi? Faşizm şaşkınlığı, ne yapacağını bilmezliği ve çaresizliği çok seviyor ve insanları birleştirmesi için her zaman bir ulus da gerekmiyor. Bazen de Irak'ta olduğu gibi, mikro milliyetçilikler çağında, en tehlikeli hali, yani parçaların aynı sınır içinde hayali bir kökene dayalı (ama toplumsal olduğunda korkutucu olacak kadar gerçek) birlikteliklerini doğuruyor. Bu insanlar kökenleri yüzünden birbirine düşerken/düşürülürken, bize de trajikomik bir biçimde, sırf kökenleri yüzünden Iraklı olarak düşünülen/düşündürtülen bir şarkıcıya duyulan cinnet coşkusunu alkışlamak kalıyor. Iraklılar Iraklı olmayı sırf bu absürd düzlemde becerebildiği için mi Iraklıları alkışlıyoruz? Iraklılar çaresizlik içinde, kendileri için nesnel hiçbir getirisi bulunmayan bir olayı her yanı kan ve cesetle dolu bir ülke içinde havaya kurşun sıkarak tam bir delilikle kutladığı için mi Iraklıları alkışlıyoruz? Kökenleri yüzünden birbirine düşmüş/düşürülmüş Iraklılar yine kökenleri yüzünden bir şarkıcının zaferini coşkuyla kutlarken aslında ağlanacak hallerine gülmüyorlar mı?
Ünlü Fransız düşünürü Jean Baudrillard 1991'de Körfez Savaşı Olmadı isimli kitabından sonra çok eleştirilmişti. Savaştaki temel çatışma unsurlarının esas olarak medyanın perspektifinden süzülerek bize geldiği, temelde savaş sonrasında yenmek ve yenilgi, yenen taraf-yenilen taraf kavramlarının, bizim bağlamımızda neredeyse bir popüler kültür anlatısı, ona göre simülasyon olarak okunabileceğini ve gerçek olmadıklarını iddia etmişti. Baudrillard'a getirilen eleştirilerden belki de en ağırı, savaş imgelerinin ve televizyondaki görüntülerin belki çarpıtıldığı ve de bir nevi simülasyon olarak görülebileceği ancak ölümün ve cesetlerin gerçek olduğu şeklindeydi. Peki Iraklılar her yanından ölüm ve vahşet fışkıran bir ülkede (MIT'in 2006 raporuna göre Mart 2003'te başlayan işgal sonrasında Temmuz 2006'ya kadar Irak nüfusunun yüzde 2,5'u öldü) Iraklı olmayı beceremedikleri halde sırf Iraklı olduğu için (bu kısmı bize gelen popüler kültür anlatısı olmak üzere) Şada'yı destekleyip, ona milyonlarca oy atıp sokaklara dökülürken biz neden bunu bir barış hali ya da umut verici hal olarak kavrıyoruz? Kan ve ceset görüntüleri birer imge olarak kalıyor, bize onların kokularını, gerçekliklerini duyurmuyor, bize imgelerle gelen savaşı ancak bir popüler kültür anlatısı olarak okumak kalıyor.

KORAY DEĞİRMENCİ: ODTÜ, araş. gör.