Sadelik makamı

Radiohead'in sağ gösterip sol vurmasına alıştık artık. 15 senelik bir kariyeri arkasında bırakan bu İngiliz beşlinin yaptığı her albüm, ortaya koyduğu her nota birikintisi hep farklı bir dünyanın kapılarını zorlayan, bir evvelkini yıkan, bir sonraki hakkında en ufak bir ipucu vermeyen koca bir gizem olarak durdu önümüzde.
Haber: MERT EMCAN / Arşivi

Radiohead'in sağ gösterip sol vurmasına alıştık artık. 15 senelik bir kariyeri arkasında bırakan bu İngiliz beşlinin yaptığı her albüm, ortaya koyduğu her nota birikintisi hep farklı bir dünyanın kapılarını zorlayan, bir evvelkini yıkan, bir sonraki hakkında en ufak bir ipucu vermeyen koca bir gizem olarak durdu önümüzde. Kimi zaman küstahça, kimi zaman samimiyetle. Pink Floyd'dan sonra gelen belki de en progresif popüler rock grubu olan Radiohead'in tahammül edemediği yegâne şey sıradanlık, tekdüzelikti. Bu yüzden 2003 yılında çıkan ve dinleyende karmaşık hisler uyandıran, her ne hikmetse hayranlarını tam anlamıyla tatmin etmeyen Hail To The Thief'in arkası bir türlü gelemedi. Yeni albüm haberleri müzik basının ısrarla aralamaya çalıştığı bir sır perdesi haline dönüştü adeta. İlk önce konserlerinde test etmeye başladılar yeni materyalleri. Ardından albüm kayıtları haberleri dolaşmaya başladı ortalıklarda. Ha çıktı ha çıkacak derken bir türlü gelemedi yeni Radiohead albümü. Arada karizmasını gizem üzerine kuran solistleri Thom Yorke'un solo albümü The Eraserhead çıkınca iyice bir kötümserliğe büründü bekleyenleri. Radiohead tıkanmış, yolun sonuna mı gelmişti?
Grup en sonunda bu sorunun cevabını geçtiğimiz ay verdi. Ancak bildik metodlarla değil, kendi kafasına göre şekillendirerek verdi cevabını. Yeni albümleri In Rainbows plak şirketi üzerinden yapılan tantanalı, gösterişli ve maliyetli bir reklam kampanyasıyla çıkmadı. Hatta bir plak şirketi üzerinden dahi çıkmadı. Radiohead çok basit şekilde albümü internet sitelerine koydu ve "gönlünüzden ne koparsa" tavrıyla hayranlarıyla paylaştı. Kimisi hiç para vermek istemedi, kimisi hakkımız kalmasın mantığıyla kredi kartını işleve soktu sitede. Sonuç yepyeni, taptaze ve bütün Radiohead albümlerinden farklı 10 şarkılık bir seçki ve 2007 senesinin en iyi albümlerinden biri.
Dingin ve rahatlamış
Albüm 15 Step ile açılıyor. Elektronik vuruşlarla açılan şarkı dinleyeni bir anlık gaflete düşürüp albümün kendini giderek elektronik tınılara bırakan Radiohead'in bu yolda ardına bile bakmadan ilerleyeceğini düşündürüyor. Ancak bir 40 saniyeden sonra anlıyoruz ki işin aslı böyle değil. Jonny Greenwood'un sonradan giren ve caz akorlarıyla kotarılan şarkı grubun başka bir haleti ruhiye içinde olduğunu gösteriyor bize. Grup belki de bu albümde ilk defa bu kadar dingin ve rahatlamış durumda. Şarkılar basit, kimi zaman naif hatta. Müzikal yapı gösterişten uzak, ılımlı, yakın. Nude şarkının adı gibi çırılçıplak, korunaksız ve sade bir melankoli olarak duhul ederken bünyeye, Weird Fishes/ Arpeggi yine sade bir gitar arpeji üzerinden bulutlu bir pazar sabahı rehaveti veriyor insana. Öte yandan Faust McCartney imzalı klasik bir Beatles ninnisi gibi dururken, Reckon Led Zeppelin'in efsane davulcusu John Bonham'ı andıran nazik, caz kokan davulları ve Greenwood'un meltem gibi esen gitarıyla Thom Yorke'un iç sesine kulak kabartıyor. Albümün belki de en göze çarpan parçası All I Need ise, statik ama son derece etkileyici elektrikli piyano üzerinden sessizce haykıran, aşka dair bir yakarış ('Ben bir sonraki perdeyim/Kuliste bekleyen/Bir hayvanım/Senin ateşli arabanda kısılıp kalan')
Bu hiç alışık olduğumuz bir Radiohead değil. Sanki grup küçük bir barda oturmuş, bir yandan içkilerini yudumlayıp sigaralarını tüttürürken bir yandan da ellerine aletlerini almış takılıyorlar... Caza bulaşıyorlar bol bol ama sanki enstrümanlarını çalmayı daha yeni öğrenmişçesine basitlik ve sadelikten şaşmıyorlar. Düz, ne yaptığını bilen ve ilerisine gitmeye çalışmayan bir grup görüntüsü sunuyorlar. Radiohead'in böyle bir grup olmadığını biliyoruz. Ama şu da görülüyor ki grup kâşiflikten ve etrafındaki baskılardan sıkılmış, yorulmuş ve bir mola istiyor. Kendini yeniden yaratabilmek için müzikle kurdukları ilişkinin kökenine iniyorlar. Belki de ilk defa müziklerinin bu kadar keyfini çıkarıyorlar, ilk defa seda değil şarkıları ön planda tutuyorlar. İlk defa barışıyorlar, bizle ve kendileriyle. Halbuki bilmiyorlar ki biz onlara hiç küsmeyiz.
In Rainbows/Radiohead