Sağlıkçıların beyaz eylemi

Bunca gürültü, bunca toplumdan, insanlardan ama en çok da çocuklardan uzak konuşmalar, bunca kibirli bakanın, yöneticinin demeçleri, televizyon...
Haber: ŞÜKRÜ HATUN / Arşivi

Bunca gürültü, bunca toplumdan, insanlardan ama en çok da çocuklardan uzak konuşmalar, bunca kibirli bakanın, yöneticinin demeçleri, televizyon konuşmaları, her gece milyonlarca insanın ruhunu, kalbini esir alan TV dizileri arasında duyulacak mı, duyulsa bile ne anlama geldiği bilinebilecek mi, yani biraz olsun kulak kabartılacak mı bilmiyorum, ama hekimler ve sağlık çalışanları 1 Mart'tan beri adında "beyaz" olan bir dizi eyleme başladılar. Eylemleri "Artık yeter" seslenişi ile duyuran Türk Tabipleri Birliği'ne göre "AKP hükümeti 'dönüşüm' programı ile sağlıkta yıkıma devam ediyor. Yoğun bakım ünitelerinde bebeklerimiz, immunglobulin bulamadığı için insanlarımız ölüyor. IMF emriyle çıkarılan paket fiyat ve ilaç sınırlandırmalarından halkımız mağdur ediliyor. Dört yılı aşkın süredir uyguladıkları politikalarla sağlık sisteminin hiçbir sorununu çözmeyi başaramayanlar, gene o bildik eski senaryoyu hayata geçirmeye çalışıyorlar. Sağlık sistemindeki bütün sorunların sorumlusu olarak sağlık çalışanlarını gösteriyorlar". 1 Mart günü ülkemizin bir çok sağlık ocağında -belki önündeki caddenin adı Nusret Fişek olan Adıyaman Tut Sağlık Ocağı'nda da- binlerce sağlık çalışanı "Sağlık Ocaklarımıza Sahip Çıkıyoruz" mesajını vermek için toplandı. Yani adı; hekimlik, sağlık hizmetleri topluma daha yakın olsun, "sosyalize" olsun diye Nusret Fişek tarafından konan, milyonlarca insanın yıllarca ücretsiz okullara çocuklarını götürür gibi, kendi evlerine girer gibi tasasız gittikleri sağlık ocaklarına sahip çıkmak için, artık eylem yapmak gerekiyor. Bense, peki sağlık ocaklarının yerine aile hekimliği sistemini getirecekler anladım, ama ya o içlerinde kadınlara en yakın insanların yani köy ebelerinin oturduğu sağlık evlerini ne yapacaklar sorusuyla meşgulüm. Yani bu ülkenin köyüne, mezrasına dağılmış 40 yıllık sağlık evlerine nasıl kıyacaklar sorusunun acısıyla kıvranıyorum, örneğin şu resimdeki ebe hanımı düşünüp. Yani birinci basamak sağlık hizmetlerini de piyasa ekonomisine göre düzenlemek -tahrip etmek de diyebiliriz- için tamamen kopya edilmiş aile hekimliği sistemini getirmek isteyenler bu ülkenin uzmanlarınca tasarlanmış sağlık ocaklarının temelindeki "Parasız hizmet, entegre hizmet, ekip hizmeti, nüfusa orantılı hizmet, koruyucu sağlık hizmetine öncelik ve önem, gezici hizmet, personelin sürekli eğitimi, toplum katılımı, sevk sistemi, tam gün çalışma" ilkelerinin, değerlerinin yerine ne koyacaklar acaba? Bu sorunun cevabını herkes artık gündelik yaşamından biliyor ama ben yine söylemek isterim: Bütün bunların yerine bireysel çıkarı tahripkâr bir biçimde öne çıkaran hekimlik anlayışını koyacaklar yalnızca. Yani artık sağlık ocakları olmayacak, yani artık hastalarına çıkarsız, tasasız, yani sahip olmak için değil olmak için bakan hekimler ama en çok da varlıkları ile oraları herkesin evi yapan hemşireler, ebeler olmayacak.
Dönmek ve acı
Yakında öğrendim ki, "nostalji" sözcüğü ilk kez 22 Haziran 1688'de, Johannes Hofer isimli bir tıp öğrencisi tarafından, dağlarından uzak kalan İsviçreli askerlerin hastalığını tanımlamak için kullanılmış. Yani nostos ("dönmek") sözcüğü algos ("acı") ile birleştirilmiş. Ben de bir taraftan beyaz eylemlere elimden geldiğince katılmak için heyecan duyarken öte yandan İsviçreli askerler gibi nostalji duyuyorum. Öncelikle bundan 24 yıl önce Adıyaman'da derme çatma bir binada ebeler, hemşireler, sağlık memurları, şoförler, hizmetlilerle birlikte sağlık ocağı bölgesinde bebek ölüm hızını binde 200'den (evet yanlış duymadınız binde 200'den) binde 140'a düşürmek için çalıştığımız günlere dönmek istiyorum. Bana "doktorum" diye seslenen, belindeki fıtığa aldırmadan aşı kaplarını sevinçle kaldıran sağlık memuru Zeki Kaya'yı özlüyorum. Aslında çok üzgünüm, bütün bu yapılanlar, örneğin sağlık ocaklarına aşı götürürken Nemrut dağı yolunda geçirdiği trafik kazasında ölen Adıyaman 2 Nolu Sağlık Ocağı sağlık memuru Zeki Kaya'nın ruhunu da inciteceği için.
20 yıldır sürüyor
Ama esas bundan 20 yıl kadar önce 23 Ekim 1988'de Ankara'da Etlik Kasalar mevkiinde başlayan ilk beyaz yürüyüşü hatırlayıp, o yürüyüşün nedeni olan sorunların neredeyse aynen sürüyor olmasından ("Pratisyen hekimin adı yok", "İnsan sağlığından tasarruf yapılamaz", "Hükümet hekimlerin sesine kulak verecek mi?", "Hekimlik onurunu geri alacağız" gibi sloganlar taşınmıştı bu yürüyüşte) üzgünüm. Yani aslında üzgün olmaktan çok kızgınım. Biz bu yürüyüşü o zamanın Sosyal Güvenlik Bakanı "Hekimler paraya doymuyor" dediği için, bunu hekimliğe hakaret olarak düşündüğümüz için yapmıştık. Şimdi ise sağlık hizmetlerinin her aşamasını parayla ölçen bir sistem hepimize dayatıldığı ve aslında bunu yapanların, hekimlerin eskisi gibi sesinin çıkmayacağını düşünerek buna cesaret ettikleri için çok kızgınım. O yürüyüşe şimdi yok edilmeye çalışılan sağlık ocaklarını kuran ve bundan 17 yıl önce yitirdiğimiz hocamız Nusret Fişek de katılmış ve şöyle demişti: "Ben eskiden beri konuşmanın, doğru görüşleri anlatmanın önemine inanarak bir yaşam sürdürdüm. Ama şimdi görüyorum ki hükümetleri rahatsız edecek eylemler yapmazsak taleplerimize kimse kulak vermiyor".
Ben her şeye rağmen, sağlık-para, hekimlik-para ilişkisinin geçimsiz bir ilişki olduğuna yani parayla nasıl aşk satın alınamazsa, hekimliğin de satın alınamayacağına inanan binlerce hekim olduğuna ve onların Nusret Fişek'ın ilk beyaz yürüyüşte söylediği söze kulak vereceğine inanıyorum. Yani aslında sevgili hekim arkadaşlar bir kez daha "beyaz"ı savunmak için ne kadar gerekiyorsa o kadar öne çıkmamız gerekiyor. Yani kimse istiyor diye değil, yani kimse bizi zorladığı için değil, yani yaşamayı, yani hekim olmayı ciddiye aldığımız için öne çıkmalıyız diye düşünüyorum. Ne dersiniz? Yani var mısınız bir kez daha? O zaman hepimiz "Beyaz Miting" için 11 Mart Pazar günü Ankara'da Sağlık Bakanlığı önünde toplanıyoruz.
ŞÜKRÜ HATUN: Prof. Dr., Kocaeli Üni.