Sahici bir kadından sahici şarkılar

Onun hakkında karar vermek epey zor. Böyle biraz Japon çizgi filmlerinden fırlamış bir hali var, fakat koca gözleriyle bakınca Türkan Sultan'ın siyah beyaz filmlerindeki halleri de geliyor insanın aklına.
Haber: NAZAN ÖZCAN / Arşivi

Onun hakkında karar vermek epey zor. Böyle biraz Japon çizgi filmlerinden fırlamış bir hali var, fakat koca gözleriyle bakınca Türkan Sultan'ın siyah beyaz filmlerindeki halleri de geliyor insanın aklına. Öte yandan, çok pardon Göksel hanım, biraz sakar ya da sarsak bir hali de var. Küçük bir kız çocuğu gibi kırılgan da duruyor, hoş bir genç kadın gibi de. Konuşunca işler daha da karışıyor, hoş, aklı başında, ne yaptığını bilen ve inanılmaz derecede komik bir kadın Göksel, bir sürü şeyle, hatta kendisiyle bile eğleniyor. Hayalkırıklığı tabii, bu kadın Depresyondayım diye bağırıyordu, Ya Sabır diye inim inim inliyordu. Bütün yaşadıklarımız yalan mıydı yani? Konu Göksel olunca, akıllar da böyle karışıyor işte. Mesela memlekette pop sevmezler bile "Aaaa Göksel mi, tamam pop yapıyor ama o başka" cümlesini tekerleme gibi söyleyip duruyor. O kadar ki, vakti zamanında popçulara pek açık olmayan Babylon'da çıktığında ortalık ana baba günü olmuştu. Ne de olsa "Göksel başkaydı". Çünkü o alternatif pop yapıyor ve çok da iyi beceriyor bu işi.
İki yıl önce Arka Bahçe'sini açmıştı, şimdi sıra aya gelmiş. Gerçekten, yeni albümünün adı Ay'da Yürüdüm. Bu ay merakı da nerden çıktı şimdi diye insan meraklanıyor tabii. 36 yaşında koca kadın, cık cık! "Birileri bir hayal kurmuş, bir şeye inanmış, buna hayatlarını adamışlar ve sonuçta gidip ayda da yürümüşler. Hem ayda yürüme hissi çok hoş hem de hayalini gerçekleştirmek çok güzel bir duygu olmalı. Aslında, benim gibi müzikle uğraşan ya da sanatın herhangi bir dalıyla uğraşan insanların yolculuğuna benzettim bunu. Hepimiz aslında bir hayalin, elle tutulamayan bir şeyin peşinden koşuyoruz. Yani albüm genel olarak, hayallerinin peşinden koşan bir kadını anlatıyor" diyor Göksel. Yaşasın, kadınlık meselesine kendisi geldi. Çünkü albümde Taş Bebek diye şahane bir şarkı var: "Boşver kılıfımı boşver, benim içim güzel, boşver süsü püsü boşver, sade sade bana gel" diyen. Şarkı güzel, Manga'dan Ferman Akgül ve Teoman da eşlik ediyor. Göksel'in kadın algısı nedir diye sormasak olmaz. "Sezgileri güçlü, doğurganlığın verdiği bir tür büyücülük yetenekleri olan, bunları kullanabilen ve gerçekten sapasağlam kadınlar vardır ya, onları seviyorum. Frida gibi mesela. Tutkuyla hayata bağlı, savaşçı, yeteneklerini harcamamış, yaratıcı, çalışkan ve üretken kadınlar. Onlar bence daha güzel. Ama bir taraftan hepimizin üstünde, güzel, zayıf, bakımlı olmamız gerektiği gibi bir baskı var ki, bununla ben de mücadele ediyorum. Nasıl görünüyorum, kilo mu aldım, şöyle miyim böyle miyim diye kendime soruyorum durmadan. Belki böyle büyüdüğümüz için. Bu beni inanılmaz kızdırıyor. Bunu da işte 'Taş Bebek'te söylüyorum; dışıma değil içime bak diye". Ah şunu bileydi herkes! Meselenin göbeğine bodoslama dalıyoruz. Çünkü Göksel de pek sıkıntılı bu konuda: "Güzel kadın zayıftır, güzel kadın ıvırdır zıvırdır gibi dayatmalar yüzünden büyük bir sektör dönüyor. Yani birileri kadınların güzelleşmesi, mükemmel olması bahanesiyle çok ciddi paralar kazanıyorlar". Yalan mı? Değil. Ama ne yaman çelişki ki, Göksel de tam bu sektörün vitrininde. "En fazla uğraşıp da yapabildiğim şey, şu anki halim! O da işimin gereği" diyor gülerek. "Onun için de ne zamanımın büyük bir kısmını harcıyorum ne de paramın. Zamanımı ona harcarsam nasıl şarkı yazabilirim ki?" Burada işin sırrı çözülüyor, biz demek ki tam da bu yüzden seviyoruz Göksel'i. Olduğu gibi olduğu için. İçinden nasıl gelirse öyle davrandığı için. Şükürler olsun sırra vakıf oluyoruz ve mesele albümün çıkış şarkısı olan Yarabbi Şükür'e geliyor. Çünkü "bazı kötü niyetliler", isim vermeyeceğiz, niye efendim öyle Yarabbi Şükür diyormuş diye laf söz ediyorlarmış. "Sanki hayatları boyu böyle bir laf etmemişler gibi" diyor Göksel. "Aslında benim müziğimde en önemli özellik, biz İstanbul'da nasıl yaşıyorsak, öyle olması. İstanbul bir yandan çok eski dokuda bir yer bir yandan da çok yeni ve modern. Her şey birbirine çok güzel bir şekilde karışmış üstelik. Bu beni çok etkiliyor. Müziğimde de onu yansıtmaya çalışıyorum". Alın bir sır daha çözüldü. Hani arabesk pop diyorlar ya müziği için, sonuçta bu topraklardan bu çıkıyor demek ki. Üstelik Göksel bunu çok da güzel kotarıyor. Hemen söyleyelim, pop da dense, arabesk de, albümün altyapılarında elektronik müzik bile var. Üstelik sözler de inanılmaz komik ve aynı zamanda romantik. Nasıl olur demeyin, öyle işte!
Ay'da Yürüdüm'de Göksel, "kendi beyi" prodüktör Alper Erinç'le çalışmış. Albümden önce ikisi bir de stüdyo kurunca, işler daha da kolaylaşmış sanıyorduk ki, fena halde yanılmışız: "Alper'le ilk 'Körebe' albümünü yaptık. O zaman sevgili bile değildik. En huzurlu çalıştığımız albümdü. Çünkü iş ilişkisi olunca kontrol edebiliyorsun kendini. Karı koca olunca daha hassaslaşıyorsun. Her türlü duygu işin içine giriyor, kıskançlıktan rekabete, birbirine kendini beğendirme, yoksa benim yaptığımı beğenmiyor musunlara kadar varıyor iş" diyor hınzır hınzır gülerek. Daha önceki albümlerinde Kibariye'nin söylediği Kimbilir, Neşe Karaböcek'in Günün Birinde şarkılarının süper coverlarını yapan Göksel, bu albümde coversız. Üstelik de pek bekliyorduk. "Onun baskısını da hissettim albümü yaparken. Sonra gerek yok, yapmayacağım dedim. Ama ileride bir albümde sadece yorumcu olabilirim. Öyle bir ara albüm yapma fikri var. Hiç uğraşmadan, söyleyip çıkmak istiyorum. Kendi sözünü söylemek, kendi müziğini yapmak çok zor. Çünkü çırılçıplak herkesin önüne çıkıyorsun. Ve hep reddedilme ihtimali de var". Reddedilme mi, mümkün değil, ne de olsa siz "başka"sınız Göksel hanım! 9 Haziran'da Parkorman'daki konserinizi de merakla bekliyoruz.
Ay'da Yürüdüm/Göksel/Sony Müzik