Şakadan halkoylaması mı?

11 Eylül'den itibaren, yani iki gün sonra, gümrük kapılarında anayasanın bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkındaki kanunla ilgili halkoylamasının oy verme işlemleri başlayacak.
Haber: AHMET İNSEL / Arşivi

11 Eylül'den itibaren, yani iki gün sonra, gümrük kapılarında anayasanın bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkındaki kanunla ilgili halkoylamasının oy verme işlemleri başlayacak. Oy verme işlemi başlamış bir süreci durdurmak mümkün olmadığına göre, 21 Ekim'de de Türkiye'de halkoylaması yapılması artık kaçınılmaz.
Durumda ciddi bir gariplik yok mu? 1982 Anayasasının değiştirilmesi için hazırlıkların yapılmaya başlandığı bir sırada, bu anayasasının bazı maddelerinin değiştirilmesi için seçmenin oyuna başvuruluyor. Eğer AKP yönetimi vaadinde samimi ise 21 Ekim'den sekiz-dokuz ay sonra, yeni değişen maddeleri dahil olmak üzere, Anayasanın bütünü değişecek ve halkoylamasına sunulacak. Peki bu durumda bu halkoylamasının ne anlamı var?
11 Eylül'de gümrüklerde oy vermeye başlayacak seçmenler, neye "evet" veya "hayır"diyeceklerini biliyorlar mı? Bu konuda herhangi bir tartışma başlamadığına göre, yanıt büyük bir kısmı için olumsuzdur. Halkoylaması ile ilgili bir kampanya hazırlığının, en azından şimdilik olmadığını da görüyoruz. Bu durumda, halkoylaması, kimsenin dikkate almayacağı, katılım oranının çok düşük olacağı, "şakadan" yapılmış bir oylama mı olacak? Öyleyse, buna neden ihtiyaç var?
Önce halkoyuna neyin sunulduğunu kısaca hatırlatalım. 11 Eylül tarihinden itibaren seçmenler, 31 Mayıs 2007'de parlamentoda kabul edilen 5678 sayılı kanuna kabul ya da red oyu verecekler. Bu kanunda, cumhurbaşkanı seçimi, milletvekili seçimleri ve TBMM toplantı yeter sayısı hakkında yürürlükteki anayasada yapılan değişiklikler ve anayasaya ilave edilen geçici iki madde yer alıyor.
Cumhurbaşkanının "halk tarafından", beş yıllığına seçilmesi, bir kişinin en fazla iki kez cumhurbaşkanı seçilebileceği, milletvekili seçiminin dört yılda bir yapılacağı, TBMM'nin, "yapacağı seçimler dahil bütün işlerinde üye tamsayısının en az üçte biri ile" toplanabileceği hükümlerini bu anayasa değişikliği kanunu içeriyor. Kanunda ayrıca cumhurbaşkanı aday gösterme koşulları ve seçim süreci belirtiliyor.
Geçici maddelerden birincisinde, Anayasanın 67. maddesi son fıkrasında yer alan, seçim kanunlarında yapılan değişikliklerin, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmayacağı hükmünün, "Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılabilmesi için; çıkarılması gereken kanun hükümleri ile seçim kanunlarında yapılacak değişiklikler bakımından dikkate alınma[yacağını]" belirtiyor. Diğer geçici madde ise, "onbirinci Cumhurbaşkanı seçimi"nin ilk ve ikinci tur oylamalarının tarihleri, adaylık ve seçilme süreci yer alıyor. Ne var ki, hepimizin bildiği gibi, "11. Cumhurbaşkanı", 27 Ağustos'ta yürürlükteki anayasa çerçevesinde, yedi yıllığına seçildi. Dolayısıyla şimdiden hükmü kalmamış bir geçici maddenin anayasada yer alması için seçmenler oy kullanacaklar!
Ya hayır derlerse
Gelelim esas konuya. Anayasa, temel hak ve özgürlüklerin yanında, yasama ve yürütme arasındaki yetki paylaşımı ve ilişki biçimini tanımlar. Cumhurbaşkanının kim tarafından, nasıl ve hangi süreyle seçileceği kadar, seçilecek kişinin hangi yetkilere sahip olacağı önemlidir. Bu yetkiler ışığında seçim biçimi anlamlı olur. 21 Ekim'de seçmenler, eğer oy sandıklarına giderlerse, yürürlükteki anayasada tanımlanan cumhurbaşkanlığı makamına kimin, nasıl seçileceği konusunda kanaatlerini ifade edecekler. AKP yönetimi, yeni anayasada gerçek bir parlamenter rejime geçiş önerdiğine göre, yetkileri kısılmış bir cumhurbaşkanının seçimi konusunda yeni düzenlemeler getirme ihtiyacı doğmayacak mı? 21 Ekim halkoylamasında söz konusu değişiklikler kabul edilirse, bunlar yeni anayasa tartışmalarında yeniden tartışılmasına gerek olmayan maddeler mi olacaklar? Ya da farz edelim ki halkoylamasında seçmenlerin çoğunluğu cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine "hayır" oyu verdi. Aynı zamanda, milletvekili seçiminin dört yıl olması önerisine de hayır demiş olacaklar. O zaman yeni anayasada milletvekili seçim süresi konusunda yeniden bir düzenleme getirmenin meşruiyeti ne olacak?
AKP yönetimi, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi fikrinin seçmen çoğunluğu için cazip olduğunu kestirerek, bu halkoylamasında kendisi için yeni bir meşruiyet pekiştirmesi arayışında olabilir. Olabilir ama, bunu yaparken yeni bir anayasa konusundaki inandırıcılığını da şüphe altına atıyor. Şakadan halkoylamasının arkasında başka siyasal niyetler bulunması ihtimalini insan ister istemez düşünüyor.
21 Ekim halkoylaması siyasal tarihimizin gariplikler sayfasında yerini almaya şimdiden aday. Bu halkoylamasından evet de çıksa, hayır da çıksa, bu sonucun önerilen değişikliklerle pek ilişkisi olmayacak. Evet diyenlerin büyük çoğunluğu AKP'yi desteklemek için, hayır diyenlerin çok büyük bir kısmı AKP'nin siyasal tahakkümüne bir set çekmek için oy verecekler. Önerilen maddeler değil, iş 22 Temmuz sonrası, bir tür ikinci AKP referandumuna dönüşecek. Bu şakadan halkoylamasını yorumlamak için kalemşörler ve siyasiler günlerce meydan savaşı verecekler ve esas konu olması lazım gelen anayasa tartışmaları gölgede kalacak. Tartışmalar ister istemez bu tuhaf halkoylamasıyla belirlenecek. 12 Eylül Anayasas'ının yürürlükten kaldırılması girişimini uykuya yatırmak isteyenler, bunu fırsat bilecekler. Başkaları, bu halkoylamasının sırtına kaldıramayacağı kadar büyük bir anlam yüklemeye çalışacak. Halkoylamasını bu biçimde anlamsızlaştırmak, katılımcı demokrasi açısından zararlı bir adım değil mi?
Siyaset biliminde referandumun netameli bir yöntem olduğu bilinir. Sorulan soruya değil, bambaşka şeylere seçmenlerin yanıt vermesi ihtimali çok güçlüdür. 21 Ekim halkoylaması korkarım bu tespiti yeniden doğrulayacak. O zaman halkoylaması halkın oyalanmasına dönüşmüş olmayacak mı?