Şam'daki Bağdat

Zengin, fakir, eğitimli, eğitimsiz, kadın, erkek, Hıristiyan, Sünni, Şii, Kürt ya da Türkmen... Hepsinin yüzünde aynı ifade var: Rahatlık ve endişe. Sadece Suriye'de 1.4 milyon insan geleceği belli olmayan bir yolculuğa çıkmış durumda.
Haber: METE ÇUBUKÇU / Arşivi

Şam
Zengin, fakir, eğitimli, eğitimsiz, kadın, erkek, Hıristiyan, Sünni, Şii, Kürt ya da Türkmen... Hepsinin yüzünde aynı ifade var: Rahatlık ve endişe. Sadece Suriye'de 1.4 milyon insan geleceği belli olmayan bir yolculuğa çıkmış durumda. Irak'ın işgali sonrası, dört yıl önce hayal bile edemeyecekleri bir hayata yol alıyorlar. 2 milyon kişi Irak içinde evini, toprağını bırakıp başka kentlere göç ederken 2 milyon kişi de ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Irak'ın işgalinin görünmeyen yüzünde benzer hikâyeler, işgalin neden olduğu vahşet, tecavüz ve katliamdan kaçış var. Dört yıl önce her birimiz gibi normal hayatlar yaşayan bu insanlar, bugün Suriye'nin başkenti Şam'ın farklı mahallelerine sığınmış, gecekondudan bozma apartmanlarda bir ya da iki odalı dairelere sınmış. Çoğu orta sınıfa mensup, doktor, mühendis, akademisyen, öğretmen. Hiçbirinin aklına böyle bir son gelmemiş.
Iraklıların 'nakba'sı
Bu, 1948'de İsrail'in kurulmasından sonra yaşanan Filistin göçünden beri Ortadoğu'da yaşanan en büyük mülteci hareketi. Filistinlilerin nakba (felaket) olarak adlandırdıkları durumu farklı biçimlerde Iraklılar yaşıyor. Suriye geleneksel Panarabist politikası gereği herhangi bir Arap ülkesinden geleni misafir olarak kabul ediyor, kapısını açıyor; en azından şimdiye kadar kimseyi geri çevirmemiş. Ancak ülkede tek bir mülteci kampı bile yok. Çünkü Suriye'ye göre onlar mülteci değil, Arap kardeşliğinden dolayı gelen misafirler. Ama kamp olmayınca dünya, yüz binlerce mültecinin farkına varmıyor. Modern zamanların "görüntü yoksa haber de yok" şeklindeki medya şiarı Suriye'de ifadesini buluyor; 1.4 milyon kişi görmezden geliniyor. Kampların olmaması dünyada bir farkındalık yaratmıyor.
Suriye Kızılayı Başkanı Dr. Abdul Rahman Atar, "Suriye'nin de bir dayanma sınırı var. Bizim neden olmadığımız bir işgalin sonucunu çekiyoruz. Dünyanın bunu görmezden gelmesi ise inanılır gibi değil" diyor. Açıkça söylemese de Irak hükümetinin bu göçü durdurmak için kılını bile kıpırdatmadığı hatta kendi insanlarını ülkeden kovmak için "elinden geleni" yaptığını düşündüğü anlaşılıyor. Nisan 2007'de Cenevre'de yapılan yardım toplantısında verilen sözler ise yerine getirilmemiş. 10 milyon dolar veren Katar dışında ne ABD ne de Irak hükümeti vaatlerini tutmuş. Zaten vaatler gerçekleşecek olsa Irak niye işgal edilsin ya da Irak hükümeti kendi insanlarını korumak için niçin tedbir almasın ki? Arap ülkelerinin sessizliği ise hiç şaşırtıcı değil. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Türkiye Temsilcisi Metin Çorabatır, dünyanın bu durumu görmemesini kamp ortamının olmamasına bağlıyor. Ancak Çorabatır'a göre "Kamp kurmak durumu daha karmaşık hale getiriyor. Kamplar sonra şehirleşiyor. İnsanların geri dönmesi zorlaşıyor".
Küçük Bağdat'lar
Şam'da Iraklı mahalleleri kurulmuş. Artık onlarca küçük Bağdat var. Yoksulluk, sağlıksız koşullar dizboyu. Ama en azından insanlar güvende. Şii ölüm mangaları, El Kaide ya da mafya tarafından tehdit edilmiyorlar. Jaramana'daki klinik önünde bekleyen yaşlı kadın için sıraya girmek çok zor. Belli ki Irak'ta hali vakti yerinde bir yaşam sürerken hiç tahmin etmediği koşullarla karşı karşıya kalmış. Kenar mahallelerin birinde küçük bir odada hayat sürüyor; ağlıyor. Kocası ölmüş ve iki oğlu ise fidye için kaçırılmış, şimdiye kadar haber yok. Muhtemelen binlercesi gibi onlar da yaşamıyor artık. Çünkü Irak'ta artık fidye için kaçırılanlar bedel ödense de canlı bırakılmıyor. Hatta cesetler bile satılıyor.
Savaşların asıl kurbanları olan kadınlardan tecavüze uğrayanlar o bildik geleneksel yapı nedeniyle bu travmayı anlatamıyorlar. Bir kısmı da yoksulluk nedeniyle kendini satmaya başlıyor. Oysa UNHCR zor durumdaki kadınlara öncelik sağlıyor. Yüksek Komiserlik, Süleymaniye, Erbil ve Duhok vilayetleri yani Kürt bölgesi dışındaki orta ve güney bölgelerinden gelen herkesi doğal mülteci kabul ediyor, doğrudan kayıt yapıyor.
Kadim kültürler yok ediliyor
BM kayıt merkezinde sırada bekleyen insanlar kaybetmenin boşluğu içinde. İsmi Kuteyba. Bağdat'tan gelmiş. Dört kez tehdit mektubu aldıktan sonra ülkeyi terk etmiş. Şimdi ise geleceği belirsiz bir yolculukta. Bir diğeri ise üç kızıyla birlikte kaçan İntifa. Samara'dan geliyor. Hani bombalanıp mezhep savaşının hızlanmasına neden olan, Şiilerin Askariya türbesinin bulunduğu kent. "Peki, kimler öldürüyor?" diyoruz. El Kaide, Şii milisler, Irak ordusu yanıtını veriyor. Sadece ölüm değil, Bush yönetimi "özgürlük" uğruna Mezopotamya'nın kadim kültür ve dinlerini de yok ediyor. Tarih bir daha geri gelmemecesine siliniyor. Ezidiler öldürülüyor, sayıları sadece 15 bin olan Irak'taki Sabiler için "katli vaciptir" fetvası çıkıyor; hem Sünniler hem de Şiiler tarafından.
Seyid Zeynep semti, diğer adıyla Küçük Bağdat her geçen gün kalabalıklaşıyor. Günde 2 bin kişinin giriş yaptığı Suriye için bu durum her anlamda tedirginlik yaratıyor. Bir yandan ABD, İsrail baskısı, içeride yükselme potansiyeli olan İslami muhalefet, diğer yanda Iraklı mülteciler. Bir süre sonra Muhaberat'ın bile kontrolü zor görünüyor. Seyit Zeynep'teki otobüs firmaları harıl harıl işliyor. Bağdat-Şam arası 500 dolara çalışan ciplerin üstü eşyalarla dolu. Şam'a yeni ulaşanlar yeni semtlerinde ilk şaşkınlıklarını yaşıyorlar. Lokantalar, kasaplar, fırınlar Bağdat'tan kopyalanmış gibi. Tabii ki mahalleler yakından takip ediliyor. Bedenini satmak zorunda kalan kadınlar, sokaklarda dilenen çocuklar vb. Suriye için yeni olgular. Bunlara, mültecilerin tüm sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlanması da eklenince, Suriye'yi epeyce zorlanıyor. Bu yüzden Türkiye dahil hükümetlerden yardım bekliyorlar. BM dikkat çekebilmek için, Amerika'dan Angelina Jolie, Türkiye'den Muazzez Ersoy'u devreye sokuyor. İnsanlar onlar dolayısıyla durumdan haberdar olur diye.
Evet, işgal böyle bir şey. Sadece bir toplumu çökertmiyor, sadece insanları çaresiz duruma düşürmüyor, tüm dünyaya insan olmanın gereklerini bir kez daha hatırlatıyor. Bush'lar, Cheney'ler, Rumsfeld'ler, Şiiler, El Kaideciler, şeriatçılar, Kürtler el birliği etmişçesine mültecilerin sayısını artırırken bu sayı Suriye'de 1.4 milyon, Ürdün'de 750 bin, Mısır'da 100 bin ve Türkiye'de 10 bine yükseliyor. 2 milyon mülteciyle başa çıkmaya çalışan Suriye, yakında kademeli vize uygulamasına hazırlanıyor.
Suriye'deki yüz binlerce mülteciyi görmek gerekiyor. Çünkü bilmiyor gibi yapmak sorunu çözmüyor. Suriye'nin vize uygulamaya başlamasının ardından bu sorunun Türkiye dahil bölgede birçok ülkeyi etkilemesi kaçınılmaz gibi görünüyor.

METE ÇUBUKÇU: NTV