San Francisco'da panik

Göründükleri filmlerde rol çalacak kadar baskın kişilikli şehirlerden epeyce var. New York, İstanbul, Londra, Paris, Los Angeles vs... Ama bir şehir var ki çoğunlukta bıraktığı izlenime epey uzak bir türün favori mekânları arasında.
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Göründükleri filmlerde rol çalacak kadar baskın kişilikli şehirlerden epeyce var. New York, İstanbul, Londra, Paris, Los Angeles vs... Ama bir şehir var ki çoğunlukta bıraktığı izlenime epey uzak bir türün favori mekânları arasında. Özgürlük bölgesi, gay cumhuriyeti, farklı yerlerden insanların rüya şehri San Francisco, yıllardır gerilim, cinayet filmlerinin de sık sık ziyaret ettiği bir yer. Bunun en yeni örneği Zodiac bu haftadan itibaren gösterimde. Yönetmen David Fincher, son filmi Zodiac'ta gerçek bir hikâyeyi, 1960'ların sonu, 70'lerin başında San Francisco'da dehşet salan Zodiac takma isimli seri katili yakalama çabalarını hikâyeleştiriyor. Cinayetlerini işledikten sonra, yayınlanması için gazetelere şifreli mektuplar gönderen Zodiac'ın yakalanması, tabii ki araştırmaya dahil olan herkesin hayatının en öncelikli meselesi. San Francisco Chronicle karikatüristi Robert Graysmith (Jake Gyllenhaal) bulmaca merakı ve izci ruhunun etkisiyle katili bulmak için parçaları birleştirmeye çalışıyor. (Film, Graysmith'in kitabından uyarlanmış) Aynı gazetenin adli muhabiri Paul Avery (Robert Downey Jr.) polisin bir adım önünden gitme çabasında. Müfettiş David Toschi (Mark Ruffalo) bu bölük pörçük cinayetlerden anlamlı bir profil oluşturmak için tam mesai çalışıyor. Tabii ki bu karakterlerin hepsinin paydası, filme ismini veren Zodiac ve onun mesken tuttuğu San Francisco.
San Francisco, Zodiac'ta epey sahnede rol çalıyor. Fincher'ın da buna pek bir itirazı yok. Aslında bu da anlaşılır bir şey. Zira yönetmenin çocukluğu 1960'lar ve 70'ler San Francisco'sunda yani Zodiac'ın faaliyet gösterdiği dönemde geçmiş. Fincher'ın Zodiac paniğiyle çocukluğunun San Francisco'sunu özdeşleştirmesi kuvvetle muhtemel. Suç tarihinden bir bölümünü aktardığı bu şehre, layık olduğu kadar büyük bir rol vermesi belki de bundandır. İş gerçek hayattan bir hikâye olunca San Francisco'yu mesken tutan diğer filmlerin de öyküde yer bulması kaçınılmazlaşıyor. Zira Zodiac'ın kahramanları da sinemaya meraklı olduğundan yapımda tonla filmin ismi geçiyor. Bunların en baskınlarından biri ise Dirty Harry/Kirli Harry. Sebep malum. Clint Eastwood'la özdeşleşmiş karakterlerden Kirli Harry, 1971 tarihli ilk macerasında Zodiac'tan esinlenerek yaratılmış Scorpio adlı bir seri katilin peşine düşüyor. Kirli Harry, aslında San Francisco'nun özgür ruhunun zıt kutbunda bir karakter. Muhafazakar, şiddetperver ve iş, suçluları yakalamaya gelince kanun tanımaz, sert bir dedektif. Ama 1980'lere kadar süregelen maceralarında San Francisco'dan ayrılmadı.
San Francisco'nun gerilim, cinayet hikâyelerine elverişliliği, başka polisiye serilerin de ilham kaynağı. 48 Hrs./48 Saat ve Another 48. Hrs/48 Saat Daha'nın farklı renklerdeki polis-mahkûm ikilisi Nick Nolte ve Eddie Murphy, San Francisco'nun bol yokuşlu sokaklarında macera yaşayanlardan. Ama San Francisco'daki yokuş bolluğunu kafalara kazıyan, bir televizyon dizisi, The Streets of San Francisco/San Francisco Sokakları. Fötr şapkalı Karl Malden ve ekürisi, çaylak Michael Douglas, Zodiac'ta da tanık olduğumuz 1970'ler San Francisco atmosferini dünyanın büyük bir kısmıyla tanıştırdı.
San Francisco'yu yine aynı senelerde gerilime dekor yapan Francis Ford Coppola imzalı The Conversation/Konuşma, bu şehrin türe uygunluğunu teyit eden bir klasik. Dinleme cihazı uzmanı Harry Caul'un (Gene Hackman) kendini bir cinayet komplosunun ortasında bulmasının anlatıldığı Konuşma'nın Zodiac'la San Francisco dışında bir bağlantısı daha var. Fincher, hayranı olduğu Konuşma ve All the President's Men/Başkanın Bütün Adamları'nın David Shire imzalı müziklerini Zodiac'ta kullanmış.
Hitchcock'un gözünden
1970'lerden öncesinde de San Francisco gerilim filmlerinin dekoru. Üstelik türün ustasının anlattığı hikâyelerle. Hitchcock imzalı başyapıtlardan Vertigo, şehrin sisli havasını, simgelerinden Golden Gate köprüsünü sinema tarihine yazdıran filmlerden. San Francisco'dan 90 mil uzaklıktaki tekinsiz kasaba San Juan Bautista'nın kilisesi (daha da önemlisi çan kulesi), James Stewart'ın intihara teşebbüs eden Kim Novak'ı kurtardığı Fort Point, Vertigo'nun en ünlü sahnelerine vesile olan mekânlar.
Vertigo'da Kim Novak vücudunda perdeye gelen sarışın femme-fatale tiplemesi, 1990'larda vamplığını epey artırarak ve iyice tehdit edici bir hal alarak tekrar San Francisco'da ortaya çıktı. Paul Verhoeven'in çığır açıcı gerilimi Basic Instinct/Temel İçgüdü'de Sharon Stone tarafından canlandırılan Catherine Tramell'ın parmağında çevirdiği erkekler de San Francisco'dandı. Onun ağına düşürdüğü dedektif Nick Curran'ı canlandıran Michael Douglas da San Francisco Sokakları'ndan sonra bir kez daha şehre geldi.
Zaten Michael Douglas'ın kariyerinde San Francisco'nun ayrı bir yeri var. Oyuncu, filmi bu yazıya vesile olan yönetmen David Fincher'ın önceki işlerinden The Game/Oyun için de San Francisco'daydı. Bu sefer bir polis rolünde değil de varlıklı ama mutsuz bir işadamı Nicholas van Ourton olarak. Fincher'ın yapbozlu gerilim hikâyesinde kardeşi (Sean Penn) yüzünden eşekten düşmüşe dönen van Ourton, San Francisco'nun üst sınıf mahallelerinin de izbe köşelerinin de perdeye gelmesine vesile oluyordu.
Yazıyı tüm bu külliyata kaynaklık eden bir yaratıcıyla ilgili Hammett'la noktalamakta fayda var. Romanlarıya kara filme öncülük eden Dashiel Hammett'tan esinlenen Hammett, Wim Wenders'in Francis Ford Coppola yapımcılığında çektiği bir polisiye. Yazarı hikâyelerinden birinin kahramanlarına dönüştürüyor. Hammett romanlarından çeşitli unsurların biraraya getirildiği filmin dekoru ise 1920'ler San Francisco'su. Şehir yine yoğun sisli haliyle perdeye geliyor.
Kaynaklık ettiği bunca gerilim, acaba San Francisco'da tehlikenin kol gezdiğinin mi kanıtı? Aslında şehrin, kendine has havası, yokuşu bol sokakları, sayısız turist çeken yapılarıyla insanların yaratıcılığını kamçıladığını söylemek daha akıl kârı. Zira onu görmeyenlerin bile filmler yoluyla çoğu bölgesinden haberdar olduğu bu kentin, yaratıcı insanları mıknatıs gibi kendine çektiği, sinemanın da sınırlarını aşan bir gerçek.