Sanattan konuşmak

Bu bir polemik yazısıdır. Buna karşın amacı şu ya da bu görüşü eleştirmek, yargılamak, onun yerine bir başkasını ikame etmek değildir. Basit bir nedenle kaleme alındı.
Haber: BARIŞ ACAR / Arşivi

Bu bir polemik yazısıdır. Buna karşın amacı şu ya da bu görüşü eleştirmek, yargılamak, onun yerine bir başkasını ikame etmek değildir. Basit bir nedenle kaleme alındı. O neden, sanat denen özgürlükler alanının içine düşürüldüğü garip duruma karşı bir ses olmaktır. Belki de bir kültür endüstrisinin doğuşunun yarattığı iç bulanması da denebilir buna. Bu yüzden, polemikçi yanının, etmek istediği sözün önüne geçmemesini diliyor.
Şu ifade biçiminin yarattığı ve yaratıldığı atmosfer çıkış noktası oldu: "İyi bir Hale Asaf." Bu, nedir? Sanat dünyası nasıl oldu da, böylesi bir dili geliştirdi? Bir yandan "klasik sanat tarihçisi" olunmadığı, onun bir iktidar eyleyicisi olduğu söylenirken, bir yandan da böyle bir üst dil kullanmak ne demektir?
Dil en çok bilinçdışını eleverir
Burada problem birkaç yerden birden uç veriyor. Öncelikle, "iyi" sözü ahlaksal bir terim. Bir sanat yapıtını "iyi" diye nitelerseniz, onu sanatsal/estetik kriterlerin dışında bir yere koyuyorsunuz, başka bir gözle ele alıyorsunuz demektir. Bu eski bir alışkanlıktır. Kökenini Platon'un idealar evreninde bulan; iyi, doğru ve güzelin, yani ahlaksal olanın, bilgisel olanın ve sanatsal olanın iç içeliğini varsayar. Kilise duvarına yapılan bir mahşer freskosu için, döneminde, böyle bir şey söylenebilir örneğin: "İyi bir mahşer tablosu." Günümüzden bir değerlendirmeyle değil elbette; o günün koşulları içinde, izleyicisini öte dünyayla terbiye etmeye çalışan sanatçı ve "büyük patron"u için uygun bir değerlendirme biçimidir. Yapıtla amaçlanan etki, yarar elde edildi; bu "iyi"dir.
Buradaki "patron" saptaması, başka bir bağlamda, kullanılmakta olan "lügat"ın kaynak ve kökenini anlamak için önemli bir ipucu olabilir. Konuşanın temsiline ilişkin bilinçdışı bir sürçme. Bu, dili kullananın yapıttan beklentisini ortaya koyan bir ifade: "İyi parça; satar!" anlamına da gelmez mi?
Öte yandan iyi, doğal olarak kötüyü varsayar. Bütün ahlak değerlendirmeleri bu ikilik üzerine kuruludur. Yüzyıllar boyunca egemenlik sürmüş ahlak yargılarından gelen bu çürümüş ideolojiyi, dekadansı sanat süreçlerine dahil etmek, en hafif deyimiyle, vahim bir yanılgıdır. Şöyle bir şey: "Kötü Hale Asaf'lar da var (yapıtları anlamında). Onları boşverelim. Biz iyilerinden şöyle üçer beşer seçip onları götürelim."
Böylesi bir dil sanat tarihçisine ait olmamalı. Bir sanat simsarı bu şekilde konuşursa bu yadırganmayacaktır. Onun gözünde yapıt, alımlama mekanizmasını tetikleyen, ilişkisel bir yaşam olanağı değil, salt bir metadır. Eğer ki, sanat tarihçisi bu dili kullanmaya başladıysa, bu bugünkü sanat pazarının, 90'lardan sonra yeni bir döneme girmiş olan Türkiye kültür endüstrisinin gereksinimi olarak yetiştirilen yeni bir tipin bilinçdışı olarak değerlendirilebilir.
İyi, yani kaliteli
Sanatçı olarak Dubuffet'yi isyan ettiren, onu akıl hastanelerinde sanat aramaya iten tam olarak böyle bir şey olsa gerek. Sanat yapıtının ürünle yerinin değiştirilmesi. Sanatçının adının vitrin süsü olarak kullanılması.
Sadece sanatçı mı buna tepki veren? Sanat tarihçisi olarak, bu konuya özenle eğilen Nicos Hadjinicolaou da benzer süreçlere dikkat çekmeye çalıştı. Belirli bir çağ içinde sanat yapıtlarının tasnifinde hep "peak"lerle hareket edilmesini eleştirir. O dönemin en iyileri üzerinden hareket etmek, tikel yapıtı bağlamından koparmak ve anlaşılması önüne büyük setler çekmenin ötesinde bir girişim değildir. Kurumsallaşmış kültür, çağ ruhu içinde onu var eden büyük bir yığınağı görmezden gelir; böylece yok eder. Bunun altında yatan giz, yapıtın ekonomik bir parametre olarak ele alınmasıdır. Benzer şekilde sanatçıyı dönemlere göre tasnif etmek de aynı yaklaşımın mantıksal bir uzantısıdır. Picasso'nun yapıtları böyle bir tasnifin ne kadar yapmacık ve iş görmez olduğunu tanıtlıyor. Klasik sanat tarihçisi olmadığını söyleyen kimsenin bunları hesap ederek söz alması ve "iyi, nitelikli, kaliteli, başarılı vb." terimlerden özenle uzak durması gerekir.
"Dil sürçmeleri" zihnin kısık sesli soytarılarıdır. Bunu bir kenarda tutup denmek istenenin "iyi" değil de "güzel" olduğunu varsayalım. Ancak bunun da sorunu ortadan kaldırdığını söylemek çok kolay değil. Özellikle de, sanat yapıtı, sanat tarihçisi tarafından, güzellik ölçütüne göre değerlendirilmeye çalışılıyorsa. Sanat tarihçisinin işi, "güzel"le değildir. Bir topluluğun, bir dönemin, bir kültürün güzel diye nitelediği, sanat olarak gördüğü şeylerin ortaya çıkma süreçleri hakkında fikir sahibi olmaya çalışmaktır.
Buraya kadar dilsel çözümleme ve yapıt üzerinde durdum. Bir de sanatçı açısından düşünüldüğünde durumun korkunçluğu kat be kat artıyor. Sanatçı verili hakikat üzerine konuşmaz, onun edimi bir takım hakikatler yaratır. Yaşamı boyunca Dionysoscu bir coşkuyla araştırmalar yapan sanatçının yapıtı bu anlamda bütüncüldür. Onun iyileri ve kötüleri olduğunu söylemek, tüm bir yapıtı hiç anlamamış olmakla eşdeğerdir. Sınıflama, tasnif etme ve bilimsel analiz (ki asıl kırılma noktası burada, irrasyonel bir şeyin rasyonel bir çerçeveyle anlaşılır kılınacağı iddiasındadır), yalnızca bir aracıdır, yapıntıdır. Bu yüzden onu terk edip bir yenisini kurmak her zaman olanaklıdır. Thomas Kuhn'un göstermiş olduğu gibi, bilim tarihi bunun örnekleriyle doludur.
Yapıtın hakikatinin anlaşılmasında yalnızca bir aracı olarak ikame eden dil, amacının dışında kullanılırsa, tam da o zaman, iktidar üretir. Sanat tarihçisi, yaratıcısı olduğu yapıntı dille başedebilecek güçte olmalıdır. Yoksa "iyi yapıt"ı "daha iyi yapıt", onu da "daha iyi sanatçı" izler. Bu denmek istenmiyorsa, sanat tarihçisi, yapıt ve sanatçılar hiyerarşisi kurmaktan, pey artırımına kalkışmaktan uzak durmalıdır.

BARIŞ ACAR: Sanat tarihçi