Şanslı Masa, gönüllü imha!

Şanslı Masa, gönüllü imha!
Şanslı Masa, gönüllü imha!
'Şanslı Masa', insani ilişkileri bozma potansiyeli taşıyan bir "saldırganlık" tasarımı
Haber: ORHAN TEKELİOĞLU - orhantekelioglu@gmail.com / Arşivi

Bir program formatı olarak son yıllarda alıp başını giden reality şovların tarihi, “kamera şakası” programıyla başlar. “Yalansız, dolansız gösterme” anlamında “candid camera” şov, ABD’de TV’nin, radyonun yerini almaya başladığı dönemde, daha önce radyoda benzer bir şov yapan Allen Funt tarafından TV’ye uyarlanır. Bir kurgu marifetiyle hareket eden sandalyeler ya da şoförü olmayan arabalar, olaydan habersiz insanlara gösterilir ve o sırada yaşanan “şaşkınlık hali” gizli kamerayla kaydedilir ve görüntülenenlerin izin vermesi koşuluyla, ekranda gösterilir. Yaşlı ya da saf insanlar, bazı ünlüler, çocuklar, hatta bebekler bu şovun tipik özneleri oldu yıllar boyunca. Gizli çekimlerin sonunda, sırıtkan bir çehreyle program sunucusu ortaya çıkar, “candid camera şovdasınız!” diyerek gizli kameranın yerini gösterir. Sokaktaki insanı TV ekranında bir gösteri öznesi olmasının yolunu açan “kamera şakalarını” Türkiye izleyicisi de pek sever. Bizde öne çıkan, “kamera şakasını” yapanın, kameranın arkasında değil önünde olduğu versiyondur. Şakacı ile şakaya “maruz kalan” bir araya gelir ve kimliğini bir türlü gizleyen şakacı, örneğin yoldan geçen birinden yardım ister ve bunun neticesinde yaşananlar gizli kamerayla kaydedilir. Kabul etmeliyiz ki bu işin piri, Şakacı şovuyla Çetin Çiftçioğlu idi, kendisi de bir müzisyen (gitarist) olan Çiftçioğlu’nun, Müslüm Gürses’in sözde hastalanan darbukacısı yerine geçtiği ve bir türlü doğru ritmi bulamamasıyla Müslüm Baba’yı çıldırttığı bölüm pek şenlikliydi. Yine, Amerika’nın 2003 Irak harekatı esnasında, İstanbul’un göbeğinde, Amerikan para şütçüsü kıyafetiyle “Bağdat nerede?” diye yol sorması çok eğlenceliydi. 

Saldırganlık
Yine de bunlar, “şakalamayı” temel alan bir formatın sorunlarını hiçbir zaman yok etmiyor. Çünkü, bu formatta yaratılan “komik unsur”, kurgudan habersiz ünlü , ünsüz ama o esnada kendi “normalini” yaşayan birinin hayatına “normal-olmayan” bir müdahaleyi gerektiriyor. Zaten, durum için kullanılan “şaka” sözcüğü de, Freud’un kuramsal çerçevesini izlersek, uygar dünyada kabul edilebilen bir “saldırganlık”, “simgesel” bir tacizden başka bir şey değil. Sokakta, sıradan yaşamını devam ettiren bir kişiye hazırlıksız yakalayarak, gizli kamera kullanarak, onun kamusal alandaki mahremiyetine bir “müdahalede” bulunulur. Bu müdahale, Çiftçioğlu’nun yaptığı tür gibi (örneğin, bir hırdavatçıda boyaların kalitesini anlamak için tadına bakan bir “boya ustası” olarak satıcıyı şaşkınlığa uğratan) sempatik olabildiği gibi, Mustafa Karadeniz’in Şakamaka programında, “şakalama” olarak, türkücü Latif Doğan’ın kafasına silah dayayıp kaçırmaya kadar gidebilen bir edepsizliğe dönüşebilir. Mustafa Karadeniz’in şaka diye bir arabaya boya döküp dayak yedikten sonra sahayı terk etmesinden, nihayet bu tuhaf “şakalama” türünden kurtulduk derken, TRT’de Bi Zahmet programını yapan Gökhan Yıkılkan’ın formata “yeni” katkısıyla tanışmıştık. Bi Zahmet programında Yıkılkan, sokaktan geçen insanlardan, “bir el atıver abi!” kıvamında yardım isterken, onların şova katılım oranlarını “kademeleye” ve her merhale için para ödemeye başladı! Ödeme işlemi, “kamera şakası” yapıldığı ifşa edilerek verilmiyor, altını çiziyorum, “zorla” kamera mağdurunun eline sıkıştırılma marifetiyle yapılıyor ve sonra kaçıp gidiliyordu! Ciddi bir saldırganlık söz konusuydu. Örneğin, bir otoparkın girişinde mafyatik bir tipi oynadığı, yoldan geçen bir genci alenen tehdit ettiği, kimliğine cebren el koyduğu, saçını çekiştirdiği, sopa gösterdiği en halisinden “eşek şakası” hakkında savcılık soruşturma açtı mı bilemem ama, “para” ile, yani mağdura özür mahiyetinde “ödül” verilerek işlerin halledilebileği yolunda yapımcıları heveslendirdi belli ki. Kanal D’nin yeni “şaka programı” Şanslı Masa, aynı minvalde kotarılan ve neticeleri itibarıyla daha da “şanssız” olabilecek bir deneme. Yine kademelendirilen, yine her merhale için farklı miktarda para/ödül konan, fakat bu kez, sokaktaki insanı “şakalamayı” değil, insani bir ilişkiye müdahil olmaya çalışan, o ilişkiyi bozma potansiyeli taşıyan bir “saldırganlık” tasarımı. 

Aradan 50 yıl geçti ama
Birbirini iyi tanıyan (sevgili, yakın arkadaş vb.) iki kişinin yemeğe geldiği bir restoranda kurulan bir gizli kamera çekimine dayanıyor komik unsur. Çiftlerden birine, başka bir odada kısa bir sürede doldurulacak bir anket karşılığında bedava yemek teklif ediliyor. Odaya gelen kişiye, bunun bir kamera şakası oyunu olduğu, üstüne takılacak kulaklık ve mikrofonla masadaki olayların kaydedileceği söyleniyor. Oyunda artan oranlarda para kazanabilmek için kulaklıktan gelen direktiflerin yapılması lazım. En fazla 5 bin TL kazanılabilecek bu “oyuna” insanların nasıl ikna olduğunu bilmiyorum ama, ekranda görünenler gerçekten içler acısı. Unutmayalım, “şaka” denen ancak insani aklın yaratabileceği bu özel iletişim biçimi, hemen her zaman bir “saldırganlık” içerir. Şanslı Masa’daki sorun, yakın ilişkideki iki insanın ilişkilerini sarsabilecek en temel araçlardan biri olan “şakayı” tamamen dışsal bir müdahaleyle ilişkinin içine dahil etmeye çalışması. Gizli kamerayla belgelenecek, ekrandan milyonlarca göze sunulacak bu işi kabul eden, belki para, belki eğlence ve belki de, kendisinin bile farkında olmadığı, bilinçdışında duran bambaşka sorunlar yüzünden bu kurgunun bir parçası olmayı kabul eder. Dahası izleyici, komutları verenlerin de şov esnasında gösterilmesi nedeniyle, işe çok sorunlu bir şekilde eklemlenir. Komutu verenler katıla katıla güldüklerine göre (gülme efekti!) izlenilen durum (yakını tarafından “kandırılma”) mutlaka “komik” bir şey olmalıdır. Arkadaşlık, sevgililik gibi dürüstlüğe dayanan bir ilişkiyi daha kolay nasıl berhava edebilirsiniz? “Candid Camera”da eşyalar yer değiştiriyor, ödünüz kopuyordu; aradan bir 50 yıl kadar geçti, kapitalizm evrildi, serpildi, artık sıradan insanı ürkütmek yetmiyor, birbirini tanıyanların iç dünyalarına “dalmak” daha eğlenceli. Hislere odaklanmak, oynamak, gerekiyorsa bozmak. Üstelik çok ucuz, en fazla 5 bin TL. 

ORHAN TEKELİOĞLU: Bahçeşehir Üni.