Sapla saman

Haber: ARİS NALCI / Arşivi

Türk ve Ermeni halkları arasındaki diyaloğu anlamak ve bu diyaloğa iştirak etmek, bir hayli zor. Bir yandan “soy sop” konularını gündeme getiren bakanlar, bir yandan da çocukları sırf provokasyon olsun diye Akhtamar adasına götürüp ellerine tutuşturdukları mumlarla dua etmeye çalışırken görüntülenen zavallı güvenlik görevlisinin görüntülerini Youtube üzerinden dünyayla “Türk polisi ayine izin vermedi” başlıklı haberleriyle gündemi oluşturanlar. Bugünlere Türk ve Ermeni diyaloğunun nereye vardığı konusunda bir şeyler söylemek oldukça zor. Öte yandan sivil toplum örgütlerinin ve sivil diplomasinin bugüne kadar kat ettiği yol birkaç bürokrat ve diplomatın sözleriyle alaşağı edilmeye çalışılıyor.
İki inek çayırda otluyormuş. Bir diğerine demiş ki “Pi sayısı hep beş rakamla yazılıyor ama sonsuza kadar gidiyor aslında.” Diğer inek dönüp cevaplıyor, “Möööööö”. İşte Türk-Ermeni diyaloğunda gelinen nokta bence bu. Hangisi birinci inek hangisi ikinci ona siz karar verin. Zira ikisi de birbirinden farksız bence. Diyalog kanallarında sapla saman birbirine karıştı.
Bir yandan evlerinin kapılarını sonuna kadar Ermenilere açtığını söyleyen bir Van halkı ve Akhtamar’da ayin yapılmasını, yılda bir kere de olsa (ki ben kilisenin önümüzdeki yıllarda ibadete tamamen açılabileceğini düşünenlerdenim) izin veren, hükümet. Öte yandan Ermeniliği halen bazılarına hakaret etmek için kullanan aynı hükümetin İçişleri Bakanı .
Hani hükümet sözcüleri, parti başkanları hep diyorlar ya “dış mihraklar bunları kullanıyor” diye. Bu “mihrak”ların eline kendiniz veriyorsunuz yahu malzemeyi. 
Düşünün bir kere Van’daki Akhtamar adasındaki Surp Haç Kilisesi’ni Ermenistan ’dan bir grup ziyaret ediyor. Her yıl zaten belirli bir artışla adaya turistik geziler başladı. Ancak bu yıl bu geziler hayli yoğun. Gelen grup tamamen Ermenistanlı öğrencilerden oluşuyor. Sonra içeri giriyorlar ve öğretmenlerinin kendilerine verdiği mumları yakıp dua etmeye başlıyorlar. Öğretmenleri bunun da videosunu çekip altına “Türk polisi çocukların ayinine izin vermedi” diye bir yazı ile tüm dünyaya duyuruyor. Yurtdışında Türkiye ’deki ayinin AKP’nin imajını düzeltmek için kullanacağı bir etkinlik olduğuyla ilgili yazmayı bekleyen tüm basın organları da bu haberi manşetlerine çıkarıyorlar.  Al sana diyalog. Bu olayın böyle gelişmesine izin veren ise işte aynı hükümet. Her katıldığım toplantıda aynı şeyi söylemekten bıktım. Ama bir kere de buraya yazmadan usanmayacağım. Biz Türkiyeli Ermenilerin en önemli avantajı bu işte. Türklerin ne söylediğini ve Ermenilerin onları dinlerken ne anlamadığını, Ermenilerin de konuşurken ne söylemek istediğini ancak Türklerin ne anlamadığını çok iyi biliyoruz. İşte dilde tercüman değil de duyguda tercümanlık böyle bir konum. 

Videoya devam...
Çocuklar garip bir çelişkiyle kamerayı tutan kişiye bakıyorlar ama ellerindeki mumlar yanıyor. Bir yandan da “Der Voğormya/ Tanrım acı bize” ilahisini söylüyorlar. Öte yandan kilisedekiler garip ifadelerle onlara bakıyor. Ama o sataşma bakışları değil. Ne yapacağını bilememe bakışı. Çünkü turist olarak gezmeye geldikleri Akdamar Müzesi’nde, geçmişinde ve geleceğinde mekânın doğal ezgisi olan bir ilahi ile karşılaşmışlar. Güvenlik görevlisi (dikkat polis değil) ise onlarla aynı konumda. Eli ayağı birbirine girmiş. “Yahu keşke deseydiniz de ben diğerlerini dışarı çıkaraydım” bakışlarıyla canhıraş kameraya yöneliyor. Sonrası yok. Videonun başı da yok. Ama sonuç belli bu video tüm dünyada “İşte Türklerin gerçek yüzü” ifadeleriyle yayınlandı, üzerine ABD’deki önemli Ermeni köşe yazarları yazılar döşedi. “Neden Ermeniler AKP’nin imajını düzeltmek için Akhtamar’a gitsin ki?” başlıklı yazılar yazdılar. Tam da istedikleri şey. (http://www.news.am/eng/news/28312.html)

İşte diyalog...
Ben anlıyorum, o kamerayı kapatan güvenlik görevlisinin aslında önceden konuşularak ikna edilebileceğini. Ben anlıyorum, o çocukların aslında o denli provokatif bir şekilde olmasa da orada ayin yapmak istediklerini. Diasporadaki Ermenilerin haklı çekincelerini anlıyorum Akhtamar’a gelmekteki. Ama işte ben anlıyorum. Bir Türkiyeli Ermeni olarak ben anlıyorum. Bu da daha büyük yükler koyuyor omzuma gün geçtikçe. Cemil Çiçekler konuştukça. Birileri bu ülkede Ermeni olarak “suçlana”dıkça. Bu iş olmaz arkadaşlar.
Sapla samanın karıştığı yer de burası zaten. Kim kimi ne kadar anlıyor, kim kimi ne kadar anlamak istiyor. Ve benden de bir o kadar “mööööööööööööööööö”.