Sarılmak

Sarılmak
Sarılmak
Hayatını düşmanlık duvarlarını yıkmaya, Türk ve Ermeni halklarının birbirini tanımasına adayan Hrant Dink, aslında 19 Ocak 2007'de öldürülmedi
Haber: KARİN KARAKAŞLI / Arşivi

Dört yanımızdan yalanlarla sardılar sarmaladılar bizi. Tam beş yıldır böyle bu. En sonunda iki kişi verdiler elimize. Bununla yetinin dediler. İki, yeterli çoğunluktur. Hrant Dink’in öldürülmesinde azmettirici olduğu iddiasıyla yargılanan ve son duruşmada beraat eden Erhan Tuncel, daha o günün gecesinde tutuklu bulunduğu Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nden tahliye edildi. Adaletin böyle şaşmaz bir dakikliği var. Hiç geç kalmaz bazılarına.
Ortada zaten silahlı terör örgütü olmadığına göre onun yöneticisi ve üyeleri de yok. Beş yıldır cinayette doğrudan pay sahibi kurum ve kişilerin hukukun kapsama alanı dışında bırakılışının bir numaralı tanığı ve mağduru avukat Fethiye Çetin, beş yıla sığan ama onu kerelerce aşan tarihimizi yüzümüze haykırdı: “Bu devletin katil, halkını bombalayan, imhacı, suikastçı, katliamcı, kundakçı gibi sıfatlarla yanyana anılmasından ve bu sıfatlarla birlikte telaffuz edilmesinden çok rahatsız olanlar, devleti bu sıfatlardan arındırmak için hiçbir çaba sarf etmediler, ellerindeki fırsatı da ellerinin tersiyle ittiler. Kanlı ve acılı tarih ve bu tarihi yaratan gelenek de yüzleşmek, arınmak ve böylece yeni cinayetlere bir daha asla diyebilmek ve yüzleşebilmek için bu dava eşsiz bir fırsattı ama onlar bu fırsatı kullanmadılar ve kullanmak da istemediler.”
19 sanık ve milyonlarca tanıklı davada, cinayete azmettirici suçlamasıyla yegâne müebbet hapis cezasını alan Yasin Hayal’in babası Bahattin Hayal’in açıklamaları, katilleri hazırlayan iklimin müstesna bir temsiliydi: “Benim düşünceme göre Yasin Hayal bir Ogün Samast’tı. Ben bunu defalarca söyledim. Tetikçiydi, kullanılmıştı, piyondu. Tetik çekmeyen tetikçiydi. Yasin Hayal, Trabzon’da olup da İstanbul ’da adam öldürülüyorsa bunun ağırlaştırılmış müebbet ile ne alakası var. Yasin Hayal, Öcalan değildir, aynı cezaya çarptırılmıştır. Öcalan kaç kişi öldürmüştür. Sarkozy savcı, Sarkisyan hakim olsaydı bu kadar ceza vermezdi. Başka hiçbir şey demeyeceğim.’’ 

Bu kaçıncı cinayet?
Hayatını işte bu önyargı ve düşmanlık duvarlarını yıkmaya, Türk ve Ermeni halklarının birbirini tanıması ve anlamasına adayan Hrant Dink, aslında 19 Ocak 2007’de öldürülmedi. Önce Sabiha Gökçen haberi üzerine Genelkurmay tarafından yayımlanan bildiriyle öldürüldü. O bildiri akabinde İstanbul Valiliğinde MİT mensuplarınca tehdit edilirken öldürüldü. Hrant Dink’i, barışmanın yolunu gösteren yazılarından cımbızladıkları, anlamı saptırılmış cümlelerle “Türk düşmanı” ilan ederek öldürdüler. Her yazıya, her söyleşiye nefes tüketir, kendini yeniden ve yeniden izaha mecbur hissederken öldürdüler. Agos’un önünde “Hrant Dink bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir” diye bağırırlarken, bilirkişi raporuna rağmen ısrarla onu mahkûm ederken, o mahkûmiyeti onaylamakta beis görmezken öldürdüler. Kendisi yetmezmiş gibi oğlunu ölümle tehdit ederken ve kimbilir daha ona, bizlere hiç söylemediği neler neler yaşatırken öldürdüler.
Bizler de sadece 19 Ocak’ta ölmedik elbet. Cinayetten iki gün sonra Ogün Samast’ın yakalanışı üzerine İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, cinayetin herhangi bir siyasi boyutu ve örgüt bağlantısının bulunmadığını, suikastın milliyetçi duygularla düzenlendiğini açıklayıverirken vurulduk ilk. Katil zanlısının Samsun’da yakalandıktan sonra Türk bayraklı poster önünde jandarma ve polislerle birlikte çekilmiş video görüntüleri ortaya çıktığında bir kez daha öldük. Hrant Dink suikastinin planlayıcıları arasında olduğu anlaşılan Erhan Tuncel’in, Hrant Dink’in Yasin Hayal tarafından öldürüleceğini Şubat 2006’da polise bildirdiği, Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nün de durumu Ankara ’daki Emniyet Genel Müdürlüğü ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne rapor ettiği belirlendiğinde öldük. Dönemin sorumlu valisi bugün iktidar partisinden milletvekili, İstanbul emniyet müdürü de vali olduğunda artık kaç kere öldüğümüzü unutmuştuk. 

Buharlaşan sanıklar
Gerisi çorap söküğü gibi geldi. Zehirli sarmaşık dalları açılan her deliğin üzerini örtmeye girişti. Silinen telefon görüşmeleri, karartılan deliller, gizlenen bilgiler, imha edilen raporlar birbirini izledi. Emniyet görevlileri hakkında soruşturmaya gerek görülmedi. Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Hrant Dink cinayetinde görevi ihmal ettikleri gerekçesiyle Trabzon Emniyet, Trabzon Jandarma ve İstanbul Emniyet’indeki sorumlular hakkında soruşturma başlaması tavsiyesi havada buharlaştı gitti.
Başta Veli Küçük ve Kemal Kerinçsiz olmak üzere Ergenekon sanığı pek çok ismin daha Hrant Dink sağken, mengeneye dönüşen yargı süreci ve linç kampanyalarını hazırladıkları bilinirken, Kafes eylem planı ortaya çıkmışken, bu davanın Ergenekon ile bağlantısı bir türlü kurulamadı. 

Ayıptır, zulümdür, günahtır
Son duruşma kararından sonra herkes yine o noktaya koştu. Hrant Dink’i vurdukları kaldırıma. O gün Radikal’deki editörüm Nazan Özcan da oradaydı. Biz birbirimizi yazışma ve telefonlar dışında görmemiştik hiç ama sarıldığımızda birbirimizi bildik. Beş yıl öncesine ışınlandım yine. Sanki hâlâ o ilk 19 Ocak günüdeydik.
Biz birbirimize sarılıyoruz da devlet ne yapıyor? Vatandaşsak bu devlet bizi de kapsıyor mu? İyelik eki kolay kullanılmıyor. Burası benim ülkem de bu devlete benim devletim diyebilir miyim? Demek ister miyim bu haliyle? Cumhurbaşkanım, Başbakanım, Bakanlarım, hükümetim, muhalefetim, meclisim… Şu ‘m’ harfinin yüzü suyu hürmetine bu cinayetin aydınlanmasına dört elle sarılın artık. Yargıtay aşaması cinayete giden süreçteki rolüne inat, bir kez de adalet adına temyiz mekânı olsun. Bunları yapmak şarttır, borçtur, yükümlülüktür. Çünkü bize yaşatılan “ayıptır, zulümdür, günahtır”.
Hepimizi sarıp sarmalayan zehirli sarmaşıkları kesmenin, hele demokrasi kelimesini ağza alabilmenin başka yolu yok. Müdanaasızlığı da onun arkasındaki devasa korkuyu da gördük. Birbirimize sarılmış size bakıyoruz. Ne yapıyorsunuz diye bakıyoruz. Gözünüzü kaçırmayın gözlerimizden.