Şarkılar söylüyor çocuklar

Şarkılar söylüyor çocuklar
Şarkılar söylüyor çocuklar
19. yüzyıldan bu yana dünyanın dört bir yanında söylenegelen 'Enternasyonal', İspanya'da 'Ay Carmela', Şili'de 'Venceremos' ve daha niceleri... Toplumsal hareketlerin, halk ayaklanmalarının, kitlesel mücadelelerin marş ve şarkıları repertuarına bir yenisi daha eklendi: Duman'dan 'Eyvallah'
Haber: N. BUKET CENGİZ / Arşivi

Gezi Parkı direnişinin şarkısı üçüncü gününde Duman’dan geldi: “Biberine gazına, copuna sözüne sopasına, tekmelerin hasına, eyvallah eyvallah” diyerek tercüman oldu grup yüz binlerin duygularına. “Meydanlar bizim unutmayın” diye anlattılar zamanın ruhunu, yalın ve samimi; “şerefe hepinize” diyerek yolladılar selamlarını ülkenin her yanındaki coşkulu kalabalığa. Gezi Parkı’ndan yükselen şarkılar arasında elbette ki Vedat Türkali’nin şiirinden uyarlanan o meşhur ‘ İstanbul ’ da var, o klasikleşmiş Grup Baran şarkısı. 1 Mayıs şenliklerinin favorisi ‘Bella Ciao’ (nam-ı diğer Çav Bella) genellikle Grup Yorum icrasıyla duyulur mitinglerde, Gezi Direnişi’nde de gelenek bozulmadı.
Marşlar ve şarkıların toplumsal hareketlerin yayılmasındaki önemli rolünün en iyi örneği elbette ki sivil haklar mücadelesidir. Bir araya gelip müzik yapmak, şarkılar söylemek, ırk ayrımcılığının en dehşet verici zamanlarında Afrikalı Amerikalıları hayata bağlayan, onlara mücadele gücü veren eşsiz bir kaynaktı. En çok efsanevi folk şarkıcısı Pete Seeger yorumuyla bilinen, Joan Baez’ın da söylediği ‘We Shall Overcome’, Martin Luther King’in suikasta kurban gitmeden önce yaptığı son konuşmada sözlerini alıntıladığı bir şarkıydı, cenazesinde on binlerce kişi bir ağızdan bu parçayı söylemişti. Gitarının üzerinde “Bu alet faşistleri yok eder” diye bir ifade yer alan Woody Guthrie’nin 1940’da yazıp dört yıl sonra kaydettiği ‘This Land is Your Land’i ise Irving Berlin’in radyolarda dönüp duran vatanperver şarkısı ‘God Bless America’ya bir yanıttı. “Büyük yüksek bir duvar vardı orada, durdurmaya çalışan beni; özel mülk diye yazıyordu üzerindeki levhada, ama hiçbir yazı yoktu öteki yanda, o taraf aitti sana ve bana” diyen sözleriyle bu, Guthrie’nin en sevilen şarkısı oldu.

Özgürlüğün çanları

Devraldığı Guthrie ve Seeger mirasının hakkını en anlamlı biçimde veren Bob Dylan’ın ‘Chimes of Freedom’ı (1964) tüm zamanların en iyi protest şarkılarından biri oldu. Gök gürültüsünün özgürlüğün çanlarını sembolize ettiği bu muhteşem şiirin sonunda açan güneş gelecek güzel günlere ilişkin bir simgeydi. Şarkı, yaklaşık 50 yıldır, insan hakları ve özgürlükler mücadelesindeki pek çok konser ve kampanyada duyuluyor. Bob Marley & The Wailers’ın dokuzuncu albümü ‘Uprising’de (1980) yer alan akustik balat ‘Redemption Songs’da; Marcus Garvey’nin bir konuşmasından alınan ve “zihinsel kölelikten kurtarın kendinizi, sadece kendimiz özgürleştirebiliriz beyinlerimizi” diyen lirikleriyle bir başka eşsiz başkaldırı şarkısıdır.
Bu şarkıdan iki yıl sonra Britanyalı punk grubu The Clash’dan gelen ‘Know Your Rights’ ise, benzer bir çağrıyı bambaşka bir müzikal atmosfer içinde yapar. “Bu, gitarlar eşliğinde bir kamu açıklamasıdır” diye sonsuz bir coşkuyla açılan şarkıda dinleyicilere öldürülmemeye, ekmek parasına ve ifade özgürlüğüne hakları olduğu hatırlatılırken, Joe Strummer adrenalin yüklü gitarlar eşliğinde “haklarınızı bilin” diye haykırır. Yine Britanya’da, dört yıl sonra, müzisyen ve aktivist Billy Bragg’ın ikinci albümü ‘Talking with the Taxman about Poetry’de harikulade biçimde yorumladığı ‘There is Power in a Union’ aslında 1913’te Joe Hill tarafından yazılmış bir devrimci klasiktir. Şarkı, kısaca Wobblies olarak bilinen Industrial Workers of the World’un bugüne dek otuzun üzerinde baskısı yapılmış olan ve ‘The Red Flag’, ‘Enternasyonal’, ‘Solidarity Forever’ gibi şarkı ve marşları içeren Little Red Songbook kitabında da yer alır.

Ne geçmiş tükendi ne...

Tüm zamanların en iyi hip hop gruplarından biri, belki de birincisi olan New York’lu Public Enemy’nin 1980’lerin sonlarında milyonlarca genç insan için bir marşa dönüşen parçası ‘Fight the Power’, her türlü başkaldırı, direniş ve protesto bağlamında en az bir kere dinlenmesi gereken unutulmaz bir parçadır. Londra’da bir mahalle grubu olarak ortaya çıkıp benzersiz işler başaran punk, dub ve etnik esinli elektronika grubu Asian Dub Foundation’ın ‘Facts and Fictions’ (1995) isimli ilk albümündeki ‘Rebel Warrior’a da bu aralar bir kulak vermekte fayda var. Giyim kuşam ve saç modeliyle, günümüzün aktivist genç imgesinin oluşmasında önemli paya sahip bir popüler kültür ikonu olan Manu Chao’nun ‘Clandestino’su (1998) da bir sivil itaatsizlik şarkısı olarak bugünlerde çalıp söylemek için uygun. Bu çalma listesi daha çok uzar, ama yazının burada bitmesi gerekli. O zaman son şarkı da Yeni Türkü’nün ‘Fırtına’sı olsun; değil mi ki, “yıllardan sonra, yollardan sonra şarkılar söylüyor çocuklar!”