Savaş kadınlardan ne ister?

Geçtiğimiz günlerde gazetelerde bir haber vardı, "Çubukçu ve kadın derneklerinden 'teröre kınama'" diye. Çok yankı bulmadı ama yine de yer buldu. Sokaklarda "saaağvaş saaağvaş" diye bağıran erkeklerin gür...
Haber: DENİZ T. DİREN / Arşivi

Geçtiğimiz günlerde gazetelerde bir haber vardı, "Çubukçu ve kadın derneklerinden 'teröre kınama'" diye. Çok yankı bulmadı ama yine de yer buldu. Sokaklarda "saaağvaş saaağvaş" diye bağıran erkeklerin gür sesleri arasında biraz tiz kaldı ama yine de ince de olsa koroya bir ses kattı. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'nun kadınlarla birlikte yayımladığı bildiri ve arka planında olanlar, savaşta kadınlara biçilen rolü göstermesi açısından çok iyi bir örnek aslında.
'Kamuoyu bizden açıklama bekliyor'
Bunun nasıl bir örnek oluşturduğunu anlamak için öncelikle bildirinin hazırlanma sürecine bakmak gerekiyor. Bildiri şöyle hazırlanıyor: Çubukçu, kadın örgütleriyle ortak çalışma yapma amacıyla bir dizi toplantı yapar. Bu toplantılarda kadın hakları ve kadına yönelik şiddetin engellenmesiyle ilgili konuları, (yasal düzenlemeler, sığınaklar vb.) ele alınır. Çubukçu, son toplantı öncesinde, kadın örgütlerine gönderdiği davette "demokratik katılım için güçlerimizi birleştirmek" gibi ifadeler kullanarak temsilcileri görüşmeye çağırır. Toplantıya katılan kadınlar, anayasa değişikliği sırasında kadınlara ilişkin maddelerin değiştirilmesi ya da kadına yönelik şiddetin engellenmesi konusunda çıkartılan genelgede uygulama problemlerinin konuşulacağını düşünerek Ankara'ya giderler.
Toplantıda Çubukçu önce bakanlığın geçmiş dönemde kadınlar konusunda neler yaptığını anlatır ve sonra gündemi açıklar: "Terör ve askeri harekat". Kadınlara, kendisinin terör konusunda basına defalarca açıklama yaptığını ancak gündeme gelmediğini anlatır. Çubukçu'nun derdi bu kez kadın örgütleriyle birlikte basında yer bulması amacıyla bu konuda bir bildiri hazırlamaktır. Bakan, toplantıda katılımcılara kamuoyunun kadınlardan, kadın örgütlerinden yaşanan olaylarla ilgili açıklama beklediğinin de altını çizer.
Çubukçu ve 42 kadın örgütü
Bazı kadın örgütleri, Çubukçu'nun önerisini hararetle desteklerken bazı örgütler bildiride "temelde barıştan yana" oldukları yönünde ifadeler yer almasını isterler. Oysa ki bildiri önceden hazırlanmıştır. Çubukçu bu önceden hazırlanmış olan metni, imzalamaları için katılımcılara sunar. Kadın temsilcilerin yapılmasını istediği vurgular dikkate alınmaz, bildiride tek bir kelime değiştirilmez. Bildiride imzası olmayanlar arasında Güneydoğu'daki en güçlü kadın örgüt KAMER (Kadın Merkezi), iş kadınlarının önemli temsilcisi KAGİDER (Türkiye Kadın Girişimciler Derneği) vardır. İRİS Eşitlik Gözlem Grubu, CEDAW (Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination Against Women- Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi) Türkiye Yürütme Kurulu da bildiriyi imzalamaz. Ama istenen olmuştur. Önceden Çubukçu'nun tek başına söylediğinde medyada yer bulmayan sözleri ertesi gün gazetelerde "Çubukçu ve 42 kadın örgütünden teröre kınama" şeklinde yer alır. Bu 42 örgüt arasında Kız İzciler Birliği de vardır. Bu arada toplantıda ne anayasa değişikliği ne de genelgenin uygulanmasıyla ilgili problemler konuşulur.
"Şer güçler"in "hain emel"leri
Bildiride "Türkiye'nin huzuru"nu bozmaya çalışan "şer güçler"den, onların hain emellerinden bahsedilir. Metne imza koyan kadınlar, kendilerini söyle tanımlarlar: "Bizler bu vatan için şehit olan çocuklarımızın yasını tutarken, aynı zamanda teröre ve hain saldırılara karşı dimdik ayakta durmayı, barış ve kardeşlik duygularıyla terörün karşısında korkusuzca durmayı bilecek bir milletin kadınlarıyız". Bildiri şöyle devam eder: "Biz Türk kadınları, Türk anaları olarak her zaman Büyük Önder Atatürk'ün 'Yurtta barış, cihanda barış' sözünü kendimize rehber ettik. Ama bizler aynı zamanda bu vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığı için, barış ve kardeşlik için birbirine sımsıkı kenetlenip bu topraklar için ölmeyi de göze alan bir milletin çocuklarını doğuran Türk kadınları, Türk analarıyız. Şehit olan çocuklarımıza Allah'tan rahmet diliyor, hiçbir zaman emellerine ulaşamayacak olan bölücü güçleri ve terörü şiddet ve nefretle kınıyoruz."
Nasıl okumalı?
Yukarıda anlatmaya çalıştıklarım, basında "sivil toplum" denen şeyin ne olduğunu göstermesi açısından önemli. Sivil toplum çöplüğünü, bu çöplüğün istenen şeyler söylendiği zaman nasıl baştacı edildiğini, gerçek aktörleri nasıl gizlediğini açıkça ortaya koyuyor. "Tam 42 örgüt" olmak önemlidir, ama bu örgütlerin kim olduğu neci olduğu, kaç üyeyle çalıştığı , kaç etkinlik yaptığı çok da önemli değildir. "Tam 42 örgüt" kadınları temsil etmeye yeter de artar bile! Ama ondan önemlisi kadınlara savaşta biçilen rol. Birkaç kısa cümleyle anlatılabilir her şey aslında: Kadınlar aktif olarak savaşan değildir, aktif olarak savaşa karar veren de değildir. Kadın alınmış olan kararı destekleyen, zaten savaşa gideni (gönderileni) yüreklendiren, oluşmuş havayı güçlendiren, en önemlisi zaten kutsanmış olan savaş, vatan, şehitlik gibi tahayyüllere, bir ana olarak söyledikleriyle biraz daha kutsiyet katandır. Kadınların sözleri, bak "analar bağırlarına taş bastılar, sizden vatanı korumanızı, gerekirse ölmenizi" istiyorlar diyebilmek için önemlidir. Kim kolay kolay durabilir ki bir ananın bu sözleri karşısında. Savaşa gidenler annelerin sözleriyle kutsanırken, anneler de bunları söyledikleri ölçüde kutsaldır tabii. O ölçüde toplumda sözde "değerleri" artar, o ölçüde Çubukçu'nun gözünde kıymetli hale gelirler.
Kadının sadece kadın olarak ya da bir insan olarak söylediği söz kıymetli değildir. "Türk kadını" olması önemlidir, "Türk anası" olması önemlidir. "Türk"lük tahayyülüne hizmet etmek için vardır, savaşa giden genç insanları yüreklendiren "ana" olarak vardır.
"Kendine yönelik şiddeti durdurmak için mücadele eden, özgürleşmek, özgürleştirmek isteyen kadın", belli bir kesimin, devletin, Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'nun yeniden yeniden üretmeyi amaçladığı "Türk anası" tahayyülünden ne kadar uzakta değil mi? Ve kadınların kadın haklarını konuşmak amacıyla biraraya geldiği toplantıda onların önüne imzalamaları için "bu topraklar için ölmeyi de göze alan bir milletin çocuklarını doğuran Türk kadınları, Türk analarıyız" şeklinde bir cümle koyması ne kadar acı değil mi?
Bazıları "barış" der
Kadınların eline bir metin tutuşturulur, "oku" denir. Bazı kadınlar okur, okudukça sırtları sıvazlanır, savaşa gidenler (gönderilenler) yüreklenir, "saaağvaş, saaağvaş" korosuna ince de olsa bir ses daha katılır. Ama mesela KAMER, KAGİDER, Iris EGG, CEDAW o metni imzalamaz. Mor Çatı toplantıya katılmamıştır bile. Bazıları "demokrasi" der, "biz kendi sözümüzü söyleyeceğiz" der. Bazı kadınlar, erkekler, anneler, babalar, evlatlar, kardeşler ya da uzayda ufacık bir nokta olarak kalmak pahasına kendilerine sunulan tüm kutsanmış sıfatları reddeden Ayşeler, Aliler, Fatmalar "barış" der. Savaş seslerinin arasında ne kadar duyulur bu ses bilinmez. Ama şurası kesin ki "saaağvaş"ın ritmini tersi yönde bozarlar, bu nedenle de delikanlıların "savaş" sesine eklemlenen sesten daha çok duyulurlar. Bir de, yaşam için daha kıymetlidirler.