Savaşın sonunda 'iyi bir Alman' olmak

Herkes Oscar'ı sonunda kucaklayan Scorsese-DiCaprio ikilisinden bahsederken, aynı ödül töreninde iki adaylığı olan Soderbergh-Clooney işbirliği The Good German/İyi Bir Alman'dan söz edebilmemiz için 26. İstanbul Film Festivali'nin kapanışını beklememiz gerekti.
Haber: NİLAY ULUSOY ÖNBAYRAK / Arşivi

Herkes Oscar'ı sonunda kucaklayan Scorsese-DiCaprio ikilisinden bahsederken, aynı ödül töreninde iki adaylığı olan Soderbergh-Clooney işbirliği The Good German/İyi Bir Alman'dan söz edebilmemiz için 26. İstanbul Film Festivali'nin kapanışını beklememiz gerekti. Fiziği itibarıyla, 40'larda altın yıllarını yaşayan Hollywood jönlerini pek andıran George Clooney, McCarthy dönemi medyatik adalet methiyesi Good Night Good Luck/İyi Geceler İyi Şanslar'da yönetmen olarak kendini kanıtlamıştı. Clooney, yine aynı döneme ait ve bence çok daha başarılı bir kara filmle geri döndü: The Good German/İyi Alman. II. Dünya Savaşı'nın bitmeye yüz tuttuğu (yani Amerika'nın Avrupa'ya gücünü gösterip Asya için planlarını oturttuğu) o karmaşık dönemi anlatıyor. Elbette II. Dünya Savaşı, sinema sahnesinde pek çok kere gördüğümüz Normandiya Çıkartması'ndan ya da bahriyeli askerin, güzel hemşireyi öpmesinden sonra bitmiyor. Hatta savaş belki de tüm bunların sonrasında başlıyor. Asya'daki savaşı bitireceğini çoktan planlamış Amerika, savaşın galibi olarak Avrupa'ya girdiğinde kapitalist düzenine büyük rakip olan Rusya'yı nasıl alt edeceğini de planlıyordu. Öte yandan İtalyan Yeni Gerçekçilik filmlerinden hatırlayacağımız kadarıyla Avrupa büyük bir acı, fakirlik, fırsatçılık içinde bulunuyordu, söz konusu dönemde. Truman, Churchill ve Stalin gibi 20. yüzyılın en ağır toplarının "Berlin'in doğusu-Berlin'in batısı" şeklinde tartıştıkları Potsdam Konferansı sırasında arkada "o Berlin"de nelerin döndüğünü anlatan bir kara film İyi Alman.
Almanya'ya kafası soru işaretleri ile "geri" dönen Amerikan subayı Jake Geismar'ın (George Clooney) başına ne geliyorsa, fırsatçı şoförü Patrick Tully (Tobey Maguire) yüzünden geliyor. American Pie/Amerikan Pastası filmlerinden çıkmışçasına rahat ama biraz abartılı oyunuyla Maguire, bu filmde zavallı Clooney'e pek çok dayağa mal oluyor. Geismar, savaştan önce bulunduğu Almanya'daki sevgilisini tekrar, ama savaştan sonraki pek bedbaht haliyle görüyor, Tully'nin sevgilisi olarak... Karanlık geçmişi ve kemikli güzel yüzüyle karşımıza çıkan Cate Blanchett (Lena Brandt), görüşümüzü dağıtan sigara dumanları arasında, Alman aksanı ile -Marlene Dietrich'in tüm albenisi- beyazperdeye yansıyor.
Savaş asla bitmiyor
20. yüzyılın sinemasını, politikasını, spor karşılaşmalarını ve tüm güç değerlerini etkileyecek, büyük "Medeniyetler Çatışması" Potsdam Konferansı'nın, gerginlik dolu günlerini ele alan filmde, aslında arka planda gösterilen en doğru şey savaşın asla bitmediği... Özgürlükler ülkesi Amerika'ya bir bilet için her şeyi göze almaya hazır Lena Brandt'ın kocası, eski SS Emil gibi herkesin paçası tutuşmuş durumda. Emil'in bir parçası olduğu Dora Toplama Kampı'nın ürettiği roketleri birbirlerine karşı kullanmak için cinayeti ve yüzbinlerce doları, markı heba etmekten çekinmeyen iki kutubun askerleri ise arka planda hâlâ savaşıyor. "Büyük Adamlar"ın el sıkışıp masa üstünde kıran kırana verdiği Avrupa paylaşım savaşını, küçük askerler yıkık binalarda, dumanlı batakhanelerde, fare dolu lağımlarda devam ettiriyorlar.
Renklere takıntılı yönetmen Soderbergh ile Clooney'nin siyah beyaz birlikteliği İyi Alman, bir süredir eski güzel günlerine methiye düzen (The Black Dahlia/Cehennem Çiçeği) Hollywood için başarılı bir birliktelik sayılır. Fakat entrika içinde entrikanın zaten izleyicinin algısını zorladığı filmin anlatımı da oldukça karmaşık. Diyaloglar esrar perdesini daha da kapatmak için olsa gerek, bir türlü konuyu desteklemiyor. Filmin sonuna kadar izleyici, Lena, para, Ruslar, Geisman, Dora Kampı, formüller, planlar, Amerikalılar, Almanlar, kayıp koca arasında gidip geliyor. Kara filmlerin özelliklerinden biri olarak İyi Alman'da da kullanılan kişiliklerin kafa sesleri de konuyu izleyici açısından aydınlatmaya yetmiyor.
Modern lens ve ışıklar ile renkli olarak çekilen ve daha sonra siyah beyaz hale getirilen İyi Alman, atfedildiği döneme uygun teatral bir oyunculukla desteklenmiş. Özellikle tehlikeli kadın Lena rolünde Cate Blanchett filmin en güçlü kozu. Sevdiği kadını kurtarmak için gözünü kırpmadan tehlikeye atılan filmin "saf adamı" Geisman rolündeki Clooney ise Bogart karizmasından çok daha farklı, daha hareketli ve heyecanlı bir âşık portresi çiziyor. Pırpır uçaklı, şapkalı, yağmurlu ve gözleri yaşla dolu Casablanca sahnesi ise filmin en can alıcı noktası. Ufak tefek aksaklıklarına rağmen İyi Alman, 26. İstanbul Film Festivali'nin kapanışını yapmaya layık bir film.
İyi Alman, 14 Nisan Cumartesi 20.00 Lütfi Kırdar, 15 Nisan Pazar 13.30-19.00 Emek

NİLAY ULUSOY ÖNBAYRAK Dr., Marmara Üni., araş. gör.