Seçimler ve Baskın Oran'ın adaylığı

Türkiye bir seçime daha bir dizi antidemokratik yasa ve uygulama ile giriyor. Siyasi partiler ve seçim yasası bunların başında geliyor. Bu antidemokratik siyaset ve seçim zemini varlığını koruduğu sürece...
Haber: MAHMUT BİLGİN / Arşivi

Türkiye bir seçime daha bir dizi antidemokratik yasa ve uygulama ile giriyor. Siyasi partiler ve seçim yasası bunların başında geliyor. Bu antidemokratik siyaset ve seçim zemini varlığını koruduğu sürece, Meclis'te hangi siyasi çizgiler yer alırsa alsın demokratik siyasetin egemen olması son derece zordur. En başta seçimlerde uygulanan yüzde 10'luk baraj, sadece bir baraj değildir. Tam manasıyla demokrasi karşıtı bir duvardır. Bu duvar, Türkiye'deki seçmenlerin neredeyse yüzde 50'sinin oyunu geçersiz kılıyor. Parlamentoda bu oylar hiçbir biçimde temsil edilemiyor. Ancak, 2007 seçimlerinde aday olacak isimler belirlenirken de gördüğümüz üzere, bu antidemokratik uygulamayı da aşan daha büyük bir engelle karşı karşıyayız. Milyonlarca seçmen her seçimde gidip genel başkanların ve "yakın çevresinin" iki dudağının son şeklini verdiği listeleri onaylar. Seçimlerde milletin vekillerinin, aslında, atandığı listeler onaylanır. Halk kesinleşeni onayan basit bir araca indirgenir. Bu antidemokratik siyaset gerçeği karşısında, seçim barajının yüzde 10 ya da yüzde beş olması büyük bir anlam taşımıyor. Çünkü halkın oyları öncelikle bu asıl baraj tarafından zaten bertaraf ediliyor. Bu siyasi zihniyet, kullanılan tüm oyları ikincilleştiren, demokrasimizi oy verme oyununa dönüştüren bir siyasi partiler rejimi halini aldı. Parti içi demokrasiyi de bir çeşit oyun haline dönüştüren, farklı ses ve düşüncelere tahammül edemeyen katı siyasi partiler rejimidir bu rejim. Duvar gibi kayıtsız, kendinden emin. Bu durumu eleştirseniz, konuşsanız, yazsanız da olmuyor, çünkü "duvara konuşuyorsunuz". Eğer susmaz, çok konuşursanız, "disiplini" bozmaktan kendinizi partinizin kapısında bulabilirsiniz. Bu duvarın sağı, solu, liberali yoktur. Birbirinin benzeri partilerin, parti yöneticilerinin hep birlikte ördükleri bir duvardır. Türkiye'de tüm yurttaşların siyasete katılması, demokrasi oyunu isteyenlerden kurtulması için önce bu kaskatı duvarın yıkılması gerekiyor.
İkinci olarak, insanlık adına ortaya çıkan veya çıkması için çalışılan tüm siyasetler, insan hayatına etki edebildikleri alanın büyüklüğü ölçüsünde değer kazanabilirler. Buradan bakıldığında, ülkemizde verili olan sol-sağ siyaset anlayışları içi boşalmış, kabuk bağlayan siyasi anlayışlar durumuna geldiler. Değer yoksunu yarı cahiller topluluğu olan bu kesimler, siyaseti güdükleştirmeye çalışıyorlar. Bir taraftarlık-karşıtlık zemininde yapıldığı ölçüde demokratik siyaset gerçek manasından koparılıyor. Üzerinde anlaşılmış ilkeler çerçevesinde gerçekleştirilen programlar mücadelesinden ziyade, ihtilal sonrası toplumlarda görülen çatışma biçimini alıyor. Tek bir fikrin savunuculuğu bağlamında yapılan bir siyaset, demokrasi ve katılımcılığı tali unsurlar olarak mütalaa ediyor. Bu da siyasal alanın çölleşmesini getiriyor. Ülkemizdeki siyasetlerin içinde bulundukları bu durumdandır ki (tek neden bu olmasa da), önümüzdeki seçimler için bağımsız adaylarda bir patlama yaşandı. Bu siyasi yoksullaşma ve vasatlıktan kurtulmak için yeni felsefi anlayışların, yeni paradigmaların, yeni ekonomik modellerin geliştirilmesi gereklidir.
DTP'nin tavrı
Bundan hareketle bağımsız aday olarak deklare edilmiş olan Baskın Oran'ın adaylığı meselesine ilişkin de birkaç düşünce belirtmeden geçemeyeceğim. Baskın Oran ismi DTP'nin desteklediği bağımsız adaylar arasında DTP tarafından kamuoyuna duyuruldu. Ancak sonrasında yine DTP'nin kendisi, İstanbul 2. bölgede Baskın Oran'a karşı Doğan Erbaş'ı aday gösterdi. Hemen belirtilebilir ki, bu yapılan hem politik tutarlılığa, hem politik öngörüye (Oran'ın DTP tarafından desteklenmesi, bir tarafından DTP'nin diğer adaylarının da kamuoyu tarafından kabul edilmesini kolaylaştıracak, diğer taraftan ise CHP'ye salt AKP karşıtlığı ve alternatifsizlik üzerinden oy veren sosyal demokrat kesimlerin Kürt siyasi hareketinin öncülük edebileceği demokrasi cephesine ılımlı bakmasını getirebilecekti) ve hem de siyaset etiğine uymayan bir tutumdur. Ya Baskın Oran DTP tarafından desteklenmeyeckti ya da desteklendikten sonra hiçbir koşulda geri adım atılmayacaktı. Evet, Türkiye'de solun Kürtleri bir oy deposu olarak gördüğü ve Kürt sorununa ilişkin söylemlerinin sloganik olmaktan öteye geçemediği bir gerçektir. Solun Kürt sorunu konusunda özeleştiri pozisyonunda olduğu inkâr edilemez.
Fakat bu gerçek Kürt siyasetinin Baskın Oran adaylığını açık ve ikirciksiz bir şekilde desteklememe sonucunu doğurmamalıydı. Bir kere Baskın Oran resmi ideolojinin karşısında durmaktan, tabuları eleştirmekten, özgürlükleri savunmaktan, devlet yerine bireyi ve toplulukları savunmaktan hiçbir zaman geri durmadı. Ülkemizde "öteki"leştirilen tüm toplumsal kesimlere karşı tam ve "ama"sız bir özgürlükten yana olageldi. Kemalizm ile olan ilişkisi en çok tartışılan bir konudur. Evet, Baskın Oran Kemazlimden etkilenmiş bir demokrat aydındır. Ancak Baskın Oran'ın Kemalizm yaklaşımı günümüzde Kemalist geçinenlerle yakından uzaktan ilişkili değildir. Güncellenmiş bir Kemalizm anlayışından bahsediyor. Ki bunu "Atatürk yaşasaydı bu Kemalistleri sopayla kovardı" sözünden rahatlıkla anlayabiliriz. Şimdi böyle bir kişilik neden desteklenmesin ki? Türkiye'de demokrasiden, hak ve özgürlüklerden yana olduğunu söyleyen Kürt siyaseti neden Baskın Oran'ı desteklemesin? Buradan bakıldığında bile Kürt siyaseti kendi politik çizgisi bakımından da aykırı bir tutum içerisine girdi ve izahı yoktur. Kuşkusuz ki uzlaşı kültürü oluşturmak için kimse DTP'den onurluca mücadele verdiği değerlerinden vazgeçmesini beklememeli, ama DTP'nin Kürt siyasetinin yapması gereken bir şey var; bu zamana kadar kendisine sahip çıkan, destek veren, kaybedeceği şeyleri umursamadan arkasında duran Baskın Oran gibi aydınlarla, cümle savaşları yüzünden ihtilafa girip kendisine umut bağlayan kitleleri -ki bunlar yalnızca Kürtler değil- yüzüstü bırakmamak. Kaldı ki Baskın Oran ismi üzerinde bile bir ittifak sağlanamıyorsa, Meclis'te Kürt sorununu kimlerle müzakere edip çözmeye çalışacağımız büyük bir muamma olarak durmuyor mu? Baskın Oran gibi duruşuyla birbirinden farklı kulvarlardaki vicdanlı insanları biraraya getirebilecek bir kişinin yok sayılması aslında biraz da DTP'nin Meclis'te neyi yaratamayacağını da göstermiyor mu? Kısacası Kürt siyasetini, hakkında konuşabilecek kadar bildiğini varsayan biri olarak, Baskın Oran'ın adaylığının ne kimi kavramsal tartışmalara, ne parti içi dengelere ne de Kürt siyasetinin kendi iç dinamikler ilişkisine kurban edilemeyecek bir mesele olduğu kanaatindeyim. Tüm bu nedenlerden ötürü Kürt siyasetinin bu durum karşısında Türkiye'nin demokrat, sol, ilerici kamuoyunu aydınlatmasına gerek vardır. Çünkü siyasetçilerinin siyaset, entelektüellerinin ise fikir üretemedikleri bir toplumun geleceğe ümitle bakması imkansızdır.

MAHMUT BİLGİN: Eski DTP MYK Üyesi