Sen de gitme hala!

Bu yazıya başlık olarak bir sürü şey geçti aklımdan. Hepsi de durumu iyi özetliyor diye düşündüğüm... "Hadi gel köyümüze geri dönelim!" de olabilirdi, "Gitme kal bu şehirde!" de... Ben Ferdi Tayfur'a, Nazan Öncel'e değil de Ayla Kutlu'ya telmihen olsun istedim bu başlık...
Haber: YALÇIN APAYDIN / Arşivi

Bu yazıya başlık olarak bir sürü şey geçti aklımdan. Hepsi de durumu iyi özetliyor diye düşündüğüm... "Hadi gel köyümüze geri dönelim!" de olabilirdi, "Gitme kal bu şehirde!" de... Ben Ferdi Tayfur'a, Nazan Öncel'e değil de Ayla Kutlu'ya telmihen olsun istedim bu başlık...
Her şey bir telefon görüşmesiyle başladı: Annem amcamla konuşuyordu. Konuşmanın bir yerinde annem çok şaşırdı, üzüldü, inanamadığını söyledi. Ben de şaşırdım. Ne olabilirdi ki bu kadar önemli, annemi şaşırtacak, üzecek kadar? Büyük halam "da" gidiyordu köyden. O "da" Bursa'ya taşınıyordu. Bir o kalmıştı!
Çocukluğumuzda gittiğimiz köy ile şimdiki köy arasında dağlar kadar fark var artık. Üstelik insanlar eksile eksile, "Erzurum/Oltu/Güryaprak Köyü" denildiğinde, oraların, o toprakların anlamı bakımından, burnumun ucunda duyduğum sızının şiddeti bakımından bir şeyler "eksik gibi" artık.
Sadece akrabalardan değil, akrabamız gibi gördüğümüz diğer köylülerden de ölenler, başka yerlere taşınanlar (köyü terk edenler) olduğu için köyü büyük bir sessizlik içindeymiş gibi canlandırabiliyorum kafamda. En son beş yıl önce gitmiştim zira. İki amcam, bir ninem, bir halam ve bir de kuzenimden başka (akrabalardan) hiç kimse yok "artık" köyümüzde. Çağıldayarak ve buzzz gibi akan pınarların suyu da kuruyormuş diyorlar...
Adana'dan köye varmamız tamıtamına 24 saat: Önce Erzurum, sonra Oltu ve daha sonra Oltu'ya kaçta inersen in, saat 15.00 olmadan hareket etmeyen, Çiçek Abbas'ınkine benzer bir minibüsle köye vardığında tam 24 saat dolmuştur. Tüm bir köy dedenin evine döküldüğü için o gece, oturacak yer bulamazsın; çok şükür, ne güzel! Ama sana "hoşgeldin"e gelenler geniş eyvanı bile, malesef dolduramıyor. Çünkü köyde kimse yok artık; artık kadınlar çeşme başında su sırası, çamaşır sırası, buğday (yıkama) sırası beklemiyorlar. Bekleyecek adam yok. Yok, çünkü büyükler (atalar) öldü, kalanların büyük bir çoğunluğu Bursa'ya taşındı. Her giden, başka bir yere değil, Emek'e bağlı büyük bir mahalleye taşınıyor ve artık oraya 'Emek Köyü' diyorlar, kendi aralarında.
Taşındılar, çünkü oğullar, abiler, kocalar, yuvalarını (ana-baba-çocuk-eş-hayvanlarını hatta!) bırakıp aylarca Bursa'ya, İstanbul'a, Karadeniz'in herhangi bir sahil kentine, Antalya'ya çalışmaya gidiyorlar. Dört ay, beş ay, altı, yedi, hatta sekiz ay köylerinden, bebeklerinin, eşlerinin, analarının, toprağının kokusundan ayrı kalarak; gittikleri yerlerde inşaat işçisi, operatör olarak, havasız-sağlıksız-kalabalık şantiye yatakhanelerinde gün sayarak...
Küçük amcamın köyden ayrılışına henüz alışamadığım için, "Amca, ne zaman dönüyorsun köye?" demişim fark etmeden. Bu sorunun anlamsızlığını (artık), bozulduğumu bile sonradan fark edip şaşırarak...
Ne güzel şeherli gibi gonişersiz...
Artık bizi Bursa'da bekleyenlerin sayısı, köydekinden çok! Geçtiğimiz yaz tatilinde bir düğün vesilesiyle Bursa'dan gelen ve ilk kez tanıştığımız yengeler, yaklaşık 40 yıl önce Erzurum'dan Adana'ya çıkıp gelen annem için "Abla, siz ne güzel şeherli gibi gonişersiz, bizim orda eyle mi! Sağa dönirsin Oltuli, sola dönirsin e yine Oltuli, e gel de düzelt dilini!" demişti. Bu da işin başka bir boyutu tabii. Köy(ümüz)den kalkıp gittikleri "yerlerde" de hep aynı bölgeden/köyden vs. olduğu için köydeki hayat hemen her şeyiyle devam ediyor. Yalnızca koyun gütmüyorlar! Ya da kimbilir, güdülen yerleri de vardır!
Yine yaklaşık 30 yıl önce oralardan çıkıp gelen, burada (Adana'da) her türlü işi yaptıktan sonra tam emekli olduğu zaman dedemin sekaretini (Editöre: Bu sözcüğü hep ölüm anı geldiği anlaşılan insanlar için, o 'an' için kullanırız. Ben yine de 'TDK' sözlüğüne baktım ama yoktu! Ne yaparsınız, bilmiyorum! Üzgünüm! Okur/yazarlara: Biz bulduk, ölüm iyiliği, ölümden önce halin iyileşmesi demekmiş, internetten 'itusozluk.com'dan!) bahane ederek 10 aylığına giden ve 10 yıldır dönmeyen büyük amcam, ortanca amcam ve halamın taydaşım oğlu köyü bırakmaya niyetli değiller. Nereye giderlerse gitsinler dönüp dolaşıp oraya varmak istiyorlar; bekleyenlerinin olduğunu bildikleri yere...
Herkesin, ama herkesin içinde yeri başka olan büyük halamın taşınacağını annemden öğrendikten üç gün sonra kardeşime, "Hadi gel halama telefon açalım" dedim. "Hala, bari sen gitme. Köyde kimse kalmaz o zaman bizi bekleyecek". Daha biz telefonu açamadan o sabah halamın köyden ayrıldığını öğrendik. Eniştemin üç yıl sonra emekliliği dolunca köye geri döneceklerini söyleyerek. Deja vu! Amcamdan da duymuştum buna benzer sözleri. Daha kaç kişiyle artacak aramızdaki mesafe?
En çok üç yıl önce, güzel umutlarla yaptırdıkları yeni evlerine, üç yıl sonra geri döneceklerine dair söylenen sözlerin hiç inandırıcı olmaması, hiçbir zaman dönmeyecekleri "gerçeği" içimde bir yerleri burkuyor! Şeytan değil de meleklerim, bana git Bursa'ya, İstanbul'a, tüm sevdiklerinin tut ellerinden çağır onları geri diyor: Gidelim buralardan, dayanamıyorum!