Serbest bölgede kadın olmak

Serbest bölgede kadın olmak
Serbest bölgede kadın olmak
Tuzla Deri Endüstri Serbest Bölge'de biri erkek dört işçi, Deri-İş Sendikası'na üye oldukları gerekçesiyle 18 Aralık 2012'de işten atıldı ve o tarihten beri işçiler direnişte
Haber: FERYAL SAYGILIGİL / Arşivi

“Serbest bölgede işe girmek AB’ye girmek demekti. İşe alırken kadınlara bekârsalar iki yıl evlenmeyeceksin, nişanlanmayacaksın, evliyseler iki yıl çocuk yapmayacaksın diye sözleşme imzalatıyorlar. Aksi durumda ihtar veriyorlar. Yeni giren işçilere kötü davranıyorlar. Ustabaşıları erkek (sadece bir kadın var) ve baskı uyguluyor. Ustabaşı olma teklifi aldım. Arkadaşlarımla aram açılmasın diye kabul etmedim. İşçiler birbirine güvensiz. Kendilerini işçi olarak görmüyorlar. Tekstil-İş örgütlenmeye çalıştı işyerinde, ancak kısa sürede çözüldü. Firmaya alınan kadın elemanda dış görünüş çok önemli. Fabrikada bel fıtığı, astım başlangıcı ve çok oturmaktan kaynaklanan rahatsızlıklar var. Yaklaşık 50 kişi, kriz sürecine işten çıkarıldı. Tazminatları verildi. Fabrikada örgütlenmek zor. Yapılan zamlar kadınlara hep daha az. Fabrikada ilk işten atılan, sindirilen kadınlar oluyor.”

18 Aralık’tan beri

Fikriye, Bölge isimli belgeselimizde (2010, Yönetmen: Güliz Sağlam-Feryal Saygılıgil) yukarıda söylediklerine ek olarak “kazanılmış bir hakla değil, mücadele vererek örgütlenmek, sendikalaşmak Emine Aslan gibi mücadele vermek” istediğini söylemişti; dediği gerçekleşti. İçlerinde Fikriye’nin de bulunduğu biri erkek dört işçi, Deri-İş Sendikası’na üye oldukları gerekçesiyle 18 Aralık 2012 günü işten atıldı ve bu tarihten beri bu işçiler direnişte. Fikriye, altı yıldır Ismaco Amsterdam B.V, Tuzla Deri Endüstri Serbest Bölge’de kurulu olan Hollanda bağlantılı firmada çalışıyordu. Ismaco, Ermenegildo Zegna gruba bağlı olarak Türkiye ’de 20 yılı aşkın bir zamandır var. Bu gruba bağlı olarak dünyada toplam 5 bin, Türkiye’de 377 çalışan mevcut. Fikriye işten çıkarılma sürecini şöyle anlatıyor: “Öğle yemeği saatinde işçi arkadaşlarımızla görüşmemizi engelleyerek bizi fabrikanın dışına çıkardılar. İşçi arkadaşlarımızı da sorgu odalarına sokarak işten atmakla tehdit ettiler. Kimisine kredi borçlarının ödeneceği, kimisine de asla işten çıkarılmayacakları söylendi. Bununla da kalmadı, Ismaco yetkilileri ‘sendika istemiyoruz’ yazılı imzalar toplamaya başladı. Finans müdürü ‘sendika isteyen solcu işçilerdir, sağcı işçiler sendika istemiyor’ propagandasıyla işçileri birbirine düşürme çabasına girdi. Fabrika önündeki direnişimiz onları çok rahatsız etti. Bizi engellemek için Serbest Bölge Müdürlüğü ve Gümrük Müdürlüğü Güvenliği devreye girdi. Her gün yüzlerce insanın girdiği Serbest Bölgede bizi içeri almamak için güvenlik etten duvar oluşturdu. Bunun için de Serbest Bölge yönetmeliğini kendilerine kalkan yaptılar.”

Kadın ve işçi olmak
Serbest bölgelere ilişkin yaklaşımlarda bu bölgelerin işgücü/emekçiler için ne gibi sonuçlar doğurduğu irdelenmez. Kâr eksenli düşünülür. Bu yaklaşımda belirleyici mantık, firma açısından üretim maliyetinin en aza indirilmesidir. Bu nedenle “vasıfsız”, “niteliksiz”, “ucuz” işgücü olarak görülen, imalat ya da hizmet sektörünün en alt kademelerinde güvensiz koşullarda çalışan, adeta görünmez kılınmak istenen kadın çalışanlar serbest bölgelerde sömürüye en açık kesimdir. Temel hakları yok sayılır/sayılmak istenir. Yine Fikriye’ye kulak verirsek: “Sürekli performans yükseltme baskısı bizi canımızdan bezdiriyor. Barkod sistemiyle çalışmanın ne demek olduğunu biz burada öğrendik, nasıl ki marketten bir ürün aldığında onu barkoduyla kasadan geçirirsin, biz de her yaptığımız işlem için barkod yapıyorduk. Bu barkodlar günün sonunda bir araya getiriliyor, hangi işi ne kadar sürede yaptığımız sorgulanıyor, daha kısa sürede yapmamız için baskı uygulanıyordu. Birlikte direnişte olduğumuz arkadaşım Öznur, sekiz yıllık işçi. Daha önce de tekstilde çalıştı. Rahatsızlığı nedeniyle ayakta çalışamıyordu, ‘rapor getir’ dediler, rapor geldi ama ayakta çalıştırmaya devam ettiler. Uzun saatler ayakta kalınca hastanelik oluyordu. Yemeklerden şikayet ettiğimizde bize ‘Bu kadar iyi yemeği nerede yiyorsunuz!’ diyorlardı. Zehirlenmişti bir arkadaşımız bir sefer, ustalar ‘Bu bizim aramızda kalsın, kimseye söyleme’ dedi. Tuvaletlerin girişlerine bile kamera yerleştirildi, sürekli gözlem altındaydık. İşten atılmadan üç ay önce, çalışırken insanca bir muamele görmeyi ve insanca yaşayabileceğimiz bir ücretin verilmesini talep ediyorduk. Bu taleplerimizin yerine gelmesi ancak sendikalı olarak toplu sözleşmeli bir düzene geçerek olacaktı. Deri-İş Sendikası’na üye olmaya başladık. Kadın işçilerin büyük kısmı daha önce çok kötü şartlarda çalışmışlardı, kimisi de hayatında ilk defa bu fabrikada çalışmaya başlamıştı, o nedenle zorlayıcı koşullar ne olursa olsun sadece hafta içi çalışmak çocuklar, ev, iş güç ve yorgunluk nedeniyle vazgeçilmez geliyor pek çok arkadaşımıza.


Bir kreş bile yok
‘Kriz ortamında bir daha nereden iş bulacağız’ diye düşünüyor işçiler, çoğunun kredi borçları hayatlarının geri kalanını ipotek altına almış durumda. Haftasonu ek iş olarak başka yerlere çalışmaya giden arkadaşlarımız var. Bu kadar çok kadın işçinin çalıştığı koca serbest bölgede kreş yok. Fabrikalarda emzirme odası falan da yok. Bir kadın arkadaşımız doğum izninden döndü, haftanın bir günü emzirme hakkını talep etti ama vermediler, erken çıkma ya da sabah geç gelme isteği de kabul edilmedi. Süt sağmaya izin verdiler sadece. Hamilelik sürecinde uzun saatler ayakta çalışmaya devam ediyor kadınlar. Serbest Bölge’de çalışmanın biz kadın işçilere hiçbir yararı yok, serbest bölge demek, yeni köle ticaretinin yapıldığı yer demek. Onların kurallarının, onların sözlerinin tartışılmaz olduğu, hakkın hukukun patronun canı istedikçe geçtiği yerler buralar. Mesela her işçinin aile geçim indirimi ödemesi alması gerekiyor. Üç yıldır bizim bordrolarımızda görünen ama elimize geçmeyen bu paralar için patron ‘Burası serbest bölge, böyle bir ödeme yapmak zorunda değilim’ demişti.”
Direniş şimdiden içeride çalışan işçilerin işine yaradı. Türban serbest bırakılır, işçiler zam alır, prim alır. Obama, Clinton, Erdoğan, Gül, Messi gibi pek çok ünlüye özel sipariş gömlek dikmekte olan işçilerin isteği ise hakları olan sendikanın fabrikaya girmesi ve sendikalı olarak çalışabilmek.