Sergie Grinkov'u hatırlayanlara...

Türk seyircisinin buz pateni ile tanışması, Jayne Torvill-Christopher Dean'in, Ravel'in 'Bolero'sunun rüzgarını arkalarına alıp pistlerde estikleri yıllara rastlar. Tek kanallı siyah beyaz ekranın karşına toplaşmış ailelerin kış meyveleri eşliğinde izlediği yarışmalar tuhaf bir seyir biçimi yaratmıştı.
Haber: ELİF ÇONGUR TÜFEKÇİ / Arşivi

Türk seyircisinin buz pateni ile tanışması, Jayne Torvill-Christopher Dean'in, Ravel'in 'Bolero'sunun rüzgarını arkalarına alıp pistlerde estikleri yıllara rastlar. Tek kanallı siyah beyaz ekranın karşına toplaşmış ailelerin kış meyveleri eşliğinde izlediği yarışmalar tuhaf bir seyir biçimi yaratmıştı. Kadınların 'Dallas'ı, erkeklerin maçları, çocukların "Adile Teyzeleri" vardı fakat buz pateni yarışmaları herkesindi. Herkesin çıkmasını heyecanla beklediği bir sporcu, yapacağı bir yorum ve Katerina Witt'e sakladığı 6.0'ı vardı. Denebilir ki hiçbir spor dalı buz pateni gibi "aile sporu" unvanını almayı hak etmemiştir. Buz pateni yarışmalarını bir diğer "aile seyirliği" olan Eurovision'dan ayıran, o yıllarda, Türkiye'de buz pateni sporunu yapanların Gençlik Parkı'nın buz tutmuş havuzunda kayan heveslilerden ibaret olmasıydı. Yarışan bir Türk sporcunun olmayışı hakkımızın yenmesine de engeldi, puanlamaya kimse kızmaz, kimse itiraz etmez, "Rus hakem Doğu Alman sporcuya kaç puan verdi?" meselesi kimsenin keyfini kaçırmazdı. Uzun uzun adları olan çiftlerin bile adları bilinir, "Natalia Bestemianova/Andrei Bukin çıkacak şimdi" repliği yadırganmazdı. Dönemin TRT spikeri, bütün hareketleri istisnasız ve ısrarla yanlış söyler, bildiği hareket adlarını rastgele başka hareketlere yakıştırırdı. Sporu televizyondan öğrenen ilk sporcular, Türkiye'ye gelen yabancı antrenörü hayrete düşürecek bir buz pateni terminolojisine sahiptiler.
Ankara'da açılan olimpik pistin açılışına davet edilen Katerina Witt yaşanan izdihamda canını zor kurtarmış, bir buz pateni pistine henüz kavuşmuş insanların kendisine gösterdiği ilgiye anlam verememişti. Bir süre sonra sporcuların ana babalarından oluşan Buz Sporları Federasyonu kurulmuş, derhal uluslararası bir yarışmaya milli takım yollanmış, federasyonun Uluslararası Buz Pateni Federasyonu'na üye olmadığı anlaşılmış, milli takım yarışma dışı kalmıştı. Bu yazı için bir parantez olan "Türkiye'de buz pateninin dünü bugünü" meselesinden öte, sporun ortak bilinçaltlarımızda yarattığı imge, hiçbir televizyon yayınına nasip olmamıştı. Popüler kültür, gösteri toplumu, spor endüstrisi kavramlarının ortalarda dolaşmadığı yıllarda zihinlere buzda, incecik bir çelik üstünde uçuşan patencilerin siyah beyaz görüntüleri kazınmıştı.
Türkler buzda
Olasılıkla Türk televizyon seyircisinin buz pateni sporuyla kurduğu bu köklü bağı da gözönünde tutarak, "yurtdışında beğeniyle izlenmesi"ni de hesaba katarak kolları sıvayanlar "Buzda Dans" adlı programın Türkiye versiyonuna başladılar. Zaten yarışmacıların ve jüridekilerin adlarını arka arkaya aktarmak bile "Türkler uzayda" kurgusundan türeyecek malzemeden bile daha yüklü bir potansiyele sahip görünüyordu. Eldeki malzemenin ne kadar köpürebileceği program daha yayınlanmadan önce belli oldu. 'O Şimdi Asker' şarkısıyla ünlenen Tuğba Ekinci'nin yarışma öncesinde kalçasını sigortalattığı "Kalçama bir şey olursa ne yaparım? Onun arkasında ordu var" (1) şeklinde bir açıklama yaptığı yazıldı. Asena ise karakterindeki eğitimci damara vurgu yaparak "En tehlikede olan benim. Benim ayağımda platin var ve bir düşersem ayağım kırılırsa benim dans hayatım biter. Buraya heyecanı sevdiğim için katıldım. Risk almam lazım. Çünkü bunu ileride dans okulumdaki çocuklara anlatmam gerekli. Benim için burada yaptığımız iş çok önemli" (2) demişti. Pazartesi akşamı yayınlanan program murat edildiği üzere Salı akşamından itibaren magazin programlarındaki yerini almayı başardı. Ayşe Arman ve Tuğba Ekinci' nin "popo" polemiğini "Hülya Avşar" ile gündeme gelme polemiği takip etti.
Buz pateni yarışmalarının yayınlarında, kimi zaman sporu bırakacak sporcuların "amatör" hayata veda ettikleri söylenir, "profesyonelliğin" yalnızca "işinin uzmanı olan kimse" anlamını bilen çocuk aklım işin içinden bir türlü çıkamazdı. "Demek bunlardan daha ustaları da var" diye düşünür TRT'nin bir gün onları da yayınlamasını ümit ederdim. "Amatör" sözcüğüne yüklenmiş pejoratif kullanıma aşina aklım, sözcüğün "bir işi para kazanmak amacıyla yapmayan kimse" anlamını taşıdığını algıladığında medya profesyonelleri amatörlüğü yok etmeye yemin edeli çok olmuştu. "Amatöre yakışır biçimde, para kazanma amacı gütmeyerek" anlamını taşıyan "amatörce" sözcüğünün seyircilerden kısa mesaj yoluyla oy toplayıp para kazanmak üzerine kurulu tüm yarışmalarda en sık kullanılan uyarı sözcüğü olması dikkate değer. Yarışmacıları sık sık amatörce davranmakla suçlayıp onları profesyonelliğe davet eden uyarılar yapılması ironik bir şaka gibi. Medya profesyonellerinin "tutacak işleri" saptayıp derhal pazara süren şakacılığı "Buzda Dans" yarışmasından çok önce çığırından çıktı kuşkusuz. Ancak bu defa çocukluğun kumbarasını izinsiz açıp biriktirilenleri sonuna kadar harcamaya kararlı olduklarını resmen ilan ettiler adeta. "Buzda Dans" programını izlerken yeniden çekilmiş 'Hababam Sınıfı' filmlerinin akla düşmesi bu yüzden kaçınılmaz.
Hangi Tuğba?
Buz patenine Türkiye'de başlayan, 1996 yılında ailesiyle birlikte Kanada'ya göçen ve orada spora devam eden Tuğba Karademir'in 2005 yılında Avrupa Şampiyonası'nda serbest programda yarışan ilk Türk sporcusu olması, Ocak 2006'da Avrupa Şampiyonası'nda en iyi kişisel derecesini elde etmiş olması, 2006 Dünya Artistik Buz Pateni Şampiyonası'ndaki başarısı, Dünya Şampiyonası'nda kendisine ve Türkiye'ye ait en iyi puanlarını toplaması buz pateniyle eski bir hesabı olan Türk seyircisinde hiçbir karşılık bulmadı. Tuğba'nın Türkiye adına Dünya Artistik Buz Pateni Şampiyonası'nda serbest programa katılıp ilk 20'ye girme başarısını gösteren ilk Türk sporcu olması da. Tuğba Karademir olimpiyatlara hazırlanırken 17 Ağustos depreminde morg olarak kullanılan İzmit Büyükşehir Belediyesi Buz Pateni Tesisi şov programı için ders alan ünlüleri ağırlamaya hazırlanıyordu. Sporcu yetişmesi için bir türlü sonuna kadar açılamayan kapılar "Büyükşehir Belediyesi, bu organizasyonda ünlü sanatçıların en iyi şartlarda buzda kaymasını öğrenmeleri için Olimpik Buz Sporları Tesisleri'ni, haftanın belli günlerinde ünlü sanatçılara tahsis etti" (3) övüncüyle ardına kadar açılıveriyordu. Çocukluluklarını, gençliklerini aileleriyle birlikte buz pateni yarışmaları seyrederek geçirenler Tuğba Karademir'in başarısının ufak haberlerini takip ettiler belki. Bir zamanlar "Ekaterina Gordeeva/Sergie Grinkov"u (4) tanıyanlar, "üçlü salchow"dan haberi olanlar artık "Buzda Dans"ı seyrediyorlar. TRT'nin aynı ısrarla yarışmaları yayınlaması, bir Türk sporcunun başarısı, hatta yarışmaları aktaran spikerin artık buz patenine hakim, son derece titiz bir çalışmayla yarışmaları aktarması da yetmiyor. Yaratılan gösteri kültürünün seyircisi amatör Tuğba Karademir'i değil, profesyonel Tuğba Ekinci'yi istiyor.
ELİF ÇONGUR TÜFEKÇİ: Ankara Üni. DTCF, Tiyatro Böl. araş gör.
1. Vatan Gazetesi, 5 Aralık 2006.
2. Kelebek, 4 Ocak 2007.
3. Kocaeli Gazetesi, 10 Ocak 2007.
4. Sergei Grinkov, çiftler dalında Ekaterina Gordeva ile birlikte SSCB'nin Olimpiyat Şampiyonu olmuş efsane buz patencisi. 1995 yılında 28 yaşındayken aniden kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti.