Sessiz ve derinden

Demokrasi ve hukuk ilkeleri açısından mağdur olduğunu düşünen ve gerçekten demokratik bir rejimde olmaması gereken müdahalelerle karşılaşan AKP'nin seçime giderken 2559 sayılı Polis Vazife ve...
Haber: ÜMİT KARDAŞ / Arşivi

Demokrasi ve hukuk ilkeleri açısından mağdur olduğunu düşünen ve gerçekten demokratik bir rejimde olmaması gereken müdahalelerle karşılaşan AKP'nin seçime giderken 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nda 02.06.2007 tarih ve 5681 sayılı kanunla yaptığı değişiklikler, bu partinin demokrasi, hukuk, hukuk güvenliği ve özgürlük kavramları açısından herhangi bir ilkeye ve anlayışa sahip olmadığını ortaya koyuyor. Söz konusu değişiklikler iktidarın hukuk güvenliğini yok eden bir yasayla faşizmin kapısını araladığını gösteriyor. Şemdinli'de ortaya çıkan hukuk dışı devlet yapılanmasıyla hukuku işleterek mücadele etmeyen, 301. madde konusunda samimi davranmayan, TCK'ya antidemokratik düzenlemeleri sokuşturan, Hrant Dink, Trabzon ve Malatya cinayetlerinin arkasındaki oluşumların üzerine gitmeyen iktidar, son kanun değişikliğiyle demokrasi ve hukukla ilgisi olmayan rejimin üzerine tüy dikti. Kaşla göz arası, kamuoyunda ve hukukçular arasında hiçbir tartışmaya meydan vermeden polisin yetkileri, yurttaşın hukuk güvenliğini ve kişilik haklarını yok edecek şekilde genişletildi.
Söz konusu kanunun 5. maddesi, polisin kimlerin parmak izlerini alarak ve fotoğraflarını çekerek kayda almaya yetkili olduğunu gösteren bir düzenlemedir. Değişiklikten önceki düzenlemede, polisin bu yetkisi bazı önemli suçların yanında, fuhuşla ilgili suçları işleyenleri, kaçak durumda olan yabancıları ve kimliğini ispat edemeyenleri, yargı organlarınca bir meselenin soruşturulması bakımından zorunlu olanları kapsıyordu. Bu eski düzenleme de hukuk açısından eleştirilecek bir yetkiyi içeriyordu. Yine bu düzenlemede polis, yakaladığı kişilerin tekrar tanınmalarını sağlamak üzere kişinin vücut bütünlüğüne müdahale ediyor. Kuşkusuz bu müdahale ancak bir suç isnadıyla başlayabilir ve ceza yargılama hukukunu ilgilendirir. Mağdur veya tanık kişiyi resminden tanıyacaksa, parmak izleri olay yerindeki izlerle karşılaştırılacaksa, bu işlemler bir tedbir olarak suçların aydınlatılmasında bir araç olarak kullanılır. Bu şekilde elde edilen bilgiler ceza davası dosyasına giriyor. Ancak bir suç nedeniyle kişinin fotoğraflarının çekilmesi ve parmak izinin alınması için o kişinin şüpheli (hakkında soruşturmaya başlanmış, ancak iddianameyle kamu davası açılmamış kişi) olmaktan çıkıp, sanık (hakkında iddianameyle kamu davası açılmış kişi) olması gerekiyor. Alman Ceza Yargılaması Kanunu'nun 163 b maddesine göre parmak izi alınması ve fotoğraf çekilmesi işlemleri sanık statüsüne girmemiş şüphelilere karşı ancak kimliklerinin saptanması amacıyla yapılabiliyor. Bunun dışında bu işlemlerin yapılabilmesi şüphelinin sanık statüsüne girmesiyle olanaklıdır.
Yine bu işlemlerden sonra elde edilen bilgiler ancak davada gerekli olduğunda olayın aydınlatılması amacıyla kullanılabilir (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku) Yine Alman hukukundaki ölçüye göre, kişiyi ileride tekrar tanımaya yarayan bu tedbirlere başvurulurken meşru amaçla orantı gözönünde tutuluyor, hafif suçlarda bu tedbirler uygulanıyor. Polisin önleme görevi içerisinde bu tedbirleri alması suçun ağırlığı ve işlenişi bakımından kriminal bir özellik bulunması veya sanığın tekrar benzer bir suç işleyeceğine ilişkin verilerin olması halinde mümkün bulunuyor. (Centel-Zafer- a.g.e)
CHP-AKP "ortaklığı"
Ülkemizde ise, değiştirilen 5. madde eski haliyle belli suçlarda sanık statüsü aranmadan şüpheli olan her kişiye uygulanıyordu. Beklenen, Alman hukukunda olduğu gibi kişinin hukuk güvenliğine ve özgürlüğünün güvence altına alınmasına, yani demokratikleşmeye doğru bir adım iken, iktidar yeni düzenlemeyle toplumun bütün bireylerinin parmak izlerinin alınıp fotoğraflarının çekilmesini öngörerek, onları sanık durumuna düşürdü. Yeni düzenleme, dudakları uçuklatacak derecede kabuslu bir geleceği işaret ediyor. 5. madde artık aşağıdaki gibidir. "Polis; a) Gönüllü, b) Her çeşit silah ruhsatı, sürücü belgesi, pasaport veya pasaport yerine geçen belge almak için başvuruda bulunan, c) Başta polis olmak üzere, genel veya özel kolluk görevlisi ya da özel güvenlik görevlisi olarak istihdam edilen, ç) Türk vatandaşlığına başvuruda bulunan, d) Sığınma talebinde bulunan veya gerekli görülmesi halinde, ülkeye giriş yapan sair yabancı, e) Gözaltına alınan, kişilerin parmak izini alır". Maddenin 5. fıkrasında, gönüllü olanlar hariç diğer kişilerin fotoğraflarının da çekilip sisteme kaydedilmesi öngörüldü. Parmak izi vermeye ve fotoğraf çektirmeye gönüllü yurttaş bulunacağının düşünülmesi de ayrıca, ilginç ve zeka ürünü. Böyle bir kanunu akıl etmenin çeşitli açıklamaları vardır. Aslında siyasi kadroların demokrasiyi ve hukuku içselleştirmedikleri, yurttaşı küçümsedikleri anlaşılyor. Laiklik konusunda ortalığı birbirine katan CHP'nin bu kanuna ilişkin tek bir söz etmemesi, AKP ile CHP'nin otoriter bir rejimde, güçle uzlaşarak birbirlerini beslediklerini gösteriyor. Diğer partilerin ise ne olup bittiğinden haberleri dahi yok.
Yine 5681 sayılı kanunla 2559 sayılı kanunun 4. maddesine getirilen 4/A ek maddesiyle, polise, hiçbir karar ve izin aranmadan durdurma ve kimlik sorma yetkisi tanındı. Daha önceki kanunda bulunmayan böyle bir düzenlemeyle polise çok rahat keyfiliğe kaçabilecek bir yetki verildi. Oysa zaten kanunun 9. maddesinde, belirli durumlarda ve yerlerde hakim kararına veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, mülki amirin vereceği emirle, hiçbir suç işlenmediği durumlarda dahi polise önleyici arama yetkisi verilmişti. 9. maddenin yeni düzenlemesinde eleştirilecek hususlar bulunuyor. Bu maddedeki "tehlike" ve "gecikmesinde sakınca bulunan hal" kavramlarının mülki amirce değerlendirilmesinde sorunlar olabilir. 9. madde varken ek 4/A maddeyle, polise, hiçbir karara ve izne bağlamadan herkesin aracını durdurup, araçta ve kişinin üzerinde arama yapma ve kimlik sorma yetkisinin verilmesi, önleyici polislikte geri ve antidemokratik bir anlayışı sergiliyor. Bu maddeye göre polis, önleyici polislik görevi olarak istediği zaman ve yerde araçları durdurabilecek, bunu takdir ederken de kanuna göre tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime göre makul bir nedene dayanacaktır. Polis aracı durdurduktan sonra durdurma sebebini bildirip, buna ilişkin sorular sorabilecek, kimlik ve bulundurulması gerekli diğer belgelerin ibrazını isteyebilecek. Keyfiliğe, hukuksuzluğa, kolayca kaçabilecek bu düzenleme hukuk alanında bir geriye gidişi gösteriyor. Yine bu maddeye göre polis, durdurduğu kişi veya aracının üzerinde silah veya tehlike oluşturan diğer bir eşyanın bulunduğu hususunda yeterli bir şüphenin varlığı halinde, kendisine veya başkalarına zarar verilmesini önlemek amacına yönelik olarak gerekli tedbirleri alacaktır. Ancak bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya aracın dışarıdan bakıldığına içerisi görünmeyen kısmının açılması istenmeyecektir. Neresinden tutsanız elinizde kalacak, tutarsız, zorlama ve kişinin hukuk güvenliğini yok eden bir düzenleme.
Herkes iktidarın son anda gözden kaçırarak kanunlaştırdığı bu düzenlemelerin kendi özgürlüklerinin, yaşamının ve geleceğinin bir prangasını oluşturacağını, demokrasinin ve hukukun dışına çıkılıp, faşizme gidişi hızlandıracağını bilerek tepkisini göstermelidir. AKP hukuk dışılığa savruluyor, CHP ise bu gidişin rüzgarını şişirerek aynı yere sürükleniyor. Kant'ın deyişiyle, iktidara sahip olmak, aklın özgürce yargıda bulunmasını kaçınılmaz olarak sekteye uğratıyor. Yurttaş olarak önce uyum gösterip sonra alışkanlık edinmeden, oldu bittiyle kabul edilen bu kanunun değiştirilmesi için en baştan direnç göstermeliyiz. Çünkü Ahmet Hamdi Tanpınar'ın deyişiyle, haksızlığı her kabul ediş, daha büyüğünü doğurur.