Sevmek Zamanı'nın zamanı

Metin Erksan'ın 1965 yapımı başyapıtı Sevmek Zamanı, yıllardır kült unvanının hakkını veren bir seyir izliyor. Zamanında gösterilecek salon zar zor bulmuş olsa da uzun zamandır meraklılarınca farklı şekillerde temin edilip seyredilmesi...
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

Metin Erksan'ın 1965 yapımı başyapıtı Sevmek Zamanı, yıllardır kült unvanının hakkını veren bir seyir izliyor. Zamanında gösterilecek salon zar zor bulmuş olsa da uzun zamandır meraklılarınca farklı şekillerde temin edilip seyredilmesi, (özellikle MSÜ Sinema TV Merkezi arşivinden) sadece kült filmlere reva görülebilecek bir ilgi çeşidi. Sonradan televizyonda yayınlanması ise, daha çok insanca keşfedilmesine, dolayısıyla, ününün sınırlarının genişlemesine vesile olmuş. Filmin etrafı bir efsane örtüsüyle kaplı.
Artık bu 'efsaneyi' temin etmek eskisi kadar zor değil. D Productions, Sevmek Zamanı'nın DVD'sini piyasaya sürdü. Üstüne çokça konuşulan, sık sık referans verilen film, artık daha çok kişinin elinin altında bulunabilecek.
Metin Erksan'ın senaryosunu yazıp yönetmenliğin yanı sıra yapımcılığını da üstlendiği Sevmek Zamanı'nın temel meselesinin suretle aşk olduğu konusunda çoğu kaynak hemfikir. Adada çalışan boyacı Halil (Müşfik Kenter) oradaki bir köşkte gördüğü kadın resmine aşık oluyor. Resmin sahibi Meral (Sema Özcan) ise üst sınıftan, çevresine yabancılaşmış genç bir kadın. Halil'in aşkına karşılık vermek istese de o, resme âşık olduğunu söyleyerek Meral'i reddediyor.
Bu hikâye de aslında, Yeşilçam aşk filmlerinin temelindeki sınıf çatışmasının bir çeşitlemesi (1). Ama tıpkı Vesikalı Yarim'de olduğu gibi Sevmek Zamanı'nda da bu tanıdıklığın içinde insanı farklılığıyla afallatan, dingin bir atmosfer var. Sevmek Zamanı'nı ayrıksı kılan, onu nesiller boyu efsaneleştiren, katmanlarını artıran şey de, muhtemelen, tanımlanması zor bu hissiyat.
Sevmek Zamanı'nın farklı okumalarının bolluğu, onun nasıl katmanlı bir eser olduğunun kanıtı. Erksan'ın o dönem taraflarından biri olduğu ulusal sinemacılar ve 'evrenselci' Sinematekçiler arasındaki tartışma, Sevmek Zamanı'nın da sıklıkla bu odağa yerleşmesine sebep oldu. Tabii ki 'suretle aşk' temasının Doğu edebiyatıyla bağlantısı, Batı usulü aşk-Doğu usulü aşk arasında kurulan karşıtlık filmin bu açıdan değerlendirilmesinin diğer nedenlerinden (2).
Ama asıl ilginç olan, filmin tanımları aştığı yönleri. Sevmek Zamanı üretildiği dönemdeki ortamdan ayrı düşünüldüğünde de çeşitli anlamlar kazanan bir yapım. Ulusal sinemanın örneği sayılan bir filmin, aynı zamanda gerçeklik meselesinin tartışılmasına zemin olması, onun zenginliğine örneklerden sadece biri. (Fuat Ercan'ın bu savı sunduğu makalesi, http://www.bianet.org/2007/08/03/100507.htm adresinden okunabilir.)
Sevmek Zamanı'nın günümüz seyircisi için ifade ettikleri ise muhtemelen DVD'si sayesinde izleyicilerini artırdığı için daha da çeşitlenecek. Çünkü film, Doğu-Batı karşıtlığı temasının boyunduruğundan kurtulduğunda da estetiğiyle, kendine özgü atmosferiyle, seyirciyle geçmiş arasında farklı kapılar açıyor. Üzerine yapılan tanımlar eskise de verdiği his, tazeliğini koruyor. Biz de Sevmek Zamanı'nın eskimeyen tarafını belgelemek için hem yaratıcısı Metin Erksan'a ve oyuncusu Müşfik Kenter'e hem de eserin itibarını teslim eden iki yorumcuya Fatih Özgüven ile Övgü Gökçe'ye başvurduk.
(1, 2) Ali Murat Akser, Ulusallık Arayışında Bir Yaratıcı: Metin Erksan'ın Sevmek Zamanı (1965), Türk Film Araştırmalarında Yeni Yönelimler 1

* * * * * * * * * *
"Yarı deli bir kız, ormanda gezinen bir adam..."
>> Metİn Erksan
Tatilde yakaladığımız Metin Erksan'ın 'Sevmek Zamanı'yla ilgili hisleri muhtelif. İlk başta seyircisiyle zar zor buluşturulan filminin efsane haline gelişini ise görmüş geçirmiş bir serinkanlılıkla değerlendiriyor gibi.
Sevmek Zamanı'nın sonraki seyri hakkında ne düşünüyorsunuz? Zamanında gösterime girememişti ama yıllar içinde bir kült haline geldi.
Zamanında gösterilmedi. Sinemalara sokamadık. O zaman çok zorluklar vardı. Sonra televizyonda oynadı. Televizyonda seyredildikten sonra sevdi demek insanlar.
Böyle bir seyri olacağını, dönemin koşullarında seyircisiyle buluşmasının zor olacağını tahmin etmiş miydiniz?
Yoo öyle bir sonuç beklemiyordum ama zaten çekerken bu filmde benim asistanım yoktu. Set işçileri zaman zaman asistanlık yapıyordu. Bizim ekip dört veya beş kişiydi.
Niye?
O zaman dar bütçeliydi filmler. Bir de ben kalabalık sevmem film çekerken, ondan dolayı olacak.
Sevmek Zamanı'nın, dönemin sinemasında ayrıksı bir yerde durduğu da sık sık dile getirilir. Katılıyor musunuz?
Tabii tabii, benim bütün filmlerim öyle zaten. Para kazanmak için yapılmış filmlerin dışındakilerin Türk sinemasıyla hiç ilgisi yoktur. Mesela Sevmek Zamanı'nın Türk sinemasıyla ne ilgisi var? Daha doğrusu Sevmek Zamanı'nın kendisi Türk sinemasıysa diğer çoğunluğun artık ne sineması olduğu belli değil. (Gülüyor)
Oyuncu seçiminizde en çok neyi önemsemiştiniz?
O sırada demek ki onları münasip görmüşüm.
Filmin başta gösterime girmemesinde bildiğimiz anlamda popüler oyuncuların yokluğunun da etkisi olabilir mi?
Olabilir. Ama mesela o zaman filme şöyle bakılıyordu Türk sinemasının içinde: Yarı deli bir kız, ormanda, elinde plastiğe sarılı bir çerçeveli bir fotoğrafla bir adam geziniyor... O dönemin prodüktörleri, sinemacılar da böyle bakıyorlardı.
"Bizimkileri biliyorsunuz"
>> MÜŞFİK KENTER
Müşfik Kenter, 'Sevmek Zamanı'yla ilgili her anekdotu gülümsemeyle hatırlıyor. Filmin başlarda kötü giden talihini ise "Bizim seyircileri biliyorsunuz" diye açıklıyor.
Sevmek Zamanı'nda nasıl rol aldınız?
Metin Erksan çağırdı beni.
Çekimler sırasında farklı bir iş kotarıldığını hissetmiş miydiniz?
Çok farklıydı zaten. Günlerce her sabah Ada'ya gittik. Sabah vapuruyla. Sonra Ada'da iş bitti. Belgrad Ormanları'na gittik. Biraz uzun bir çekim olmuştu. Hatta film bitti dediler, dört ay sonra bir yer kalmış orayı çekelim diye geri çağırdılar.
Hangi sahneydi?
Hiç hatırlamıyorum valla. (gülüyor)
Metin Erksan nasıldı sette?
Metin Erksan biraz sinirli bir yönetmendi yani bağırıp çağırıyordu. Ama çok güzel çalıştı. Biz de alıştık onun bağırmalarına, çağırmalarına. Aldırmıyorduk.
Film, zamanında bir salonda gösterime girebilmişti. Ama sonradan kült konumuna yükseldi. Bu seyri nasıl değerlendiriyorsunuz?
İş yapacak bir film değildi. Çok güzel bir filmdi ama iş yapacak bir film değildi. Ama bizim seyircimizi biliyorsunuz. Pek rağbet etmiyor öyle filmlere.
"Antoniovari bir modernizm ve Tanpınarvari bir huzur"
>> FATİH ÖZGÜVEN
Fatih Özgüven, 'Sevmek Zamanı'nı yorumlarken onun için kategoriler üstü bir tanım getiriyor: Melez...
Sevmek Zamanı'nın farklı dönemlerde cazibesini yitirmemesinin sebebi ne olabilir?
Filmin etrafında örülen efsane tabii ki.
Bugünün Türk sinemasında 'Sevmek Zamanı'nı çağrıştıran bir damardan söz edilebilir mi?
Elbette. Nuri Bilge Ceylan, tabiat ve insan ilişkisi konusunda, Semih Kaplanoğlu -bence yanlış anlamakla birlikte - manzara ile duygu durumlarını açıklama konusunda 'Sevmek Zamanı'ndan etkilenmişlerdir gibi geliyor bana. Reha Erdem de özellikle 'A Ay'da siyah-beyaz peyzaj duygusu açısından 'Sevmek Zamanı'na borçludur.
O dönemdeki ulusal sinema - sinematek tartışmalarında Sevmek Zamanı nereye oturuyor?
Ben o tartışmayı aşılmış buluyorum. 'Sevmek Zamanı', Erksan'ın o zamanlar sevdiği anlaşılan Antonionivari bir modernizmle Tanpınarvari bir 'huzur' duygusunun tuhaf, güzel ve belki de günü için fazla erken bir karışımıdır. Bir melez, daha doğrusu.
"Nereye yerleştireceğini bilemeyenler de olacaktır"
>> Övgü Gökçe
Peki parodiye aşina nesillerin 'Sevmek Zamanı'na bakışı... Altyazı yazarı Övgü Gökçe, Ohio Üniversitesi'nde, sinemada hissiyatın bir metod olarak düşünülüp düşünülemeyeceğini Türk sineması üzerinden çalışıyor. Sevmek Zamanı'nın hissiyatı üzerine konuşurken yeni seyircilerin filme nasıl hisler besleyeceği üzerine tahmin de yürüttü.
'Sevmek Zamanı'nın etkisini yitirmemesinin sebebi ne olabilir?
Ben 'Sevmek Zamanı'nı, şans eseri Mimar Sinan Üniversitesi'nde 35 mm. kopyasından seyrettim. Sevmek Zamanı, hem geleneğe dair konuları hem de son derece etkileyici görselliğini özgün bir biçimde anlatan bir üsluba sahip. Şimdi baktığımızda her köşesi içimize sinmeyen bir film olabilir. Ama bence hâlâ kimileri için Türk sinemasının tarihsel açıdan çok önemli bir yerine oturan, kimileri için neredeyse kült sayılabilecek bir sürü sahneye sahip. Diyaloglar, oyunculuklar, birtakım görsel buluşlar...
Filmin zaman içinde farklı anlamlar kazanmaya başladığını söyleyebilir miyiz?
Mutlaka ama şu anda ilk defa o filmi izleyecek seyircinin nasıl tepki vereceğini pek bilmiyorum. Yani ben de Türk sinemasını konuştuğum farklı dönemlerdeki öğrencilerimle hep farklı tartışmalar yaşadım. 'Sevmek Zamanı' hâlâ başka kuşaklardan insanlar için bir cazibe unsuru olduğu kadar birçok insan da onun kendini ciddiye alan üslubuyla anlaşamayabiliyor. 80'li, 82'li, 83'lü insanlardan bahsediyorum. Çünkü bir şekilde onlar gelenekle kurulan ilişkinin daha çok parodi çizgisi üzerinden ilerleyen örneklerin görüldüğü bir dönemde yaşadılar. O yüzden tarihsel bağlamı içinde 'Sevmek Zamanı'nı görmeye çalışanlar mutlaka olacaktır. Ama doğrudan filmle karşılaşıp onu nereye yerleştireceğini bilemeyenler de olacaktır diye düşünüyorum.