Şeyh Sait ayaklanmasında hükümetin rolü

Şeyh Sait ayaklanmasında hükümetin rolü
Şeyh Sait ayaklanmasında hükümetin rolü

Nakşibendi şeyhi Şeyh Sait (önde sağda), 47 arkadaşıyla birlikte 29 Haziran 1925 te asıldı.

Yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni sarstığı iddia edilen Şeyh Sait ayaklanmasının ortaya çıkmasında zamanın hükümetinin bir rolü var mı?
Haber: HAKAN ÖZOĞLU / Arşivi

Şeyh Sait ayaklanmasının ve bu Nakşibendi şeyhinin 47 yandaşı ile birlikte idamının yıldönümünde (29 Haziran) yapılan anma töreni, bu çok çarpıtılmış ayaklanmayı tekrar gündeme getirdi. Bu ayaklanmanın İslami ve Kürtçü yönü çok tartışılmış bir konu. Ama pek araştırılmamış başka bir yönü var ki, tartışılmaya değer. Bunu bir soruyla somutlaştırabiliriz: Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni sarstığı iddia edilen Şeyh Sait ayaklanmasının ortaya çıkmasında zamanın hükümetinin bir rolü var mı?
Şeyh Sait ayaklanması, Halk Fırkası’na muhalif Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın (TCF) kurulmasından hemen hemen üç ay sonra ortaya çıkmış, bu partinin kapatılmasına ve cumhuriyet tarihinde tek parti döneminin başlamasına sebep olmuştu. Bu ayaklanma sonrası tekrar kurulan İstiklal Mahkemeleri ise zamanın iktidarının bir kolu olarak çalışmış ve muhalefetin susturulmasında önemli roller oynamıştı.
Bu çerçeve içinde, akademik ve politik çevrelerde pek gündeme gelmeyen bu konudaki ilk açıklama zamanın tek muhalefet partisi olan TCF Genel Başkanı Kazım Karabekir tarafından yapıldı. Kazım Karabekir’e göre bu ayaklanmanın hazırlanışından hükümetin haberi vardı ve önlemek için hiçbir şey yapmadı. Bunun sebebi, varlığından rahatsız olduğu TCF’yi kapatmak için Şeyh Sait ayaklanmasını kullanmak istemesiydi. Ayaklanma bahane edilerek çıkarılan Takrir-i Sükun Yasası gerekli şartları sağladı ve TCF kapatıldı.
İşin ilginci, zamanın Başbakanı Fethi Bey (Okyar) de Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra kendisini Şeyh Sait ayaklanması karşısında pasiflikle suçlayan Recep Bey’in (Peker) suçlamalarını reddetmişti. Fethi Bey’e göre bu ayaklanma, kısa bir süre önce ortaya çıkan Nasturi ayaklanmasının bir devamıydı ve Recep Bey bu ayaklanma için hazırlıkların yapıldığı dönemde İçişleri Bakanı’ydı. Öyleyse neden kendi bakanlığı döneminde hükümetin de haberi olduğu bir hazırlanış karşısında kendisi bir şey yapmamıştı?
Başka bir deyişle, TCF Genel Başkanı Kazım Karabekir ile Şeyh Sait ayaklanması yüzünden istifa ettirilmiş olan iktidar partisinin Başbakanı Fethi Bey, bu ayaklanmanın hazırlıkları konusunda toplanan istihbarattan hükümetin haberi olduğunu iddia ediyordu. Kazım Karabekir daha ileri gidip Şeyh Sait ayaklanmasına kendi partisini kapatmak için hükümetin göz yumduğunu söylüyordu.
Bu iddiaya destek sayılabilecek bir açıklama da yıllar sonra dönemin Diyarbakır İstiklal Mahkemeleri üyesi ve (kısa bir dönem için) savcısı olan Avni Doğan’dan geldi. Doğan anılarında mahkeme sırasında gizli olarak, Şeyh Sait’e mahkemenin bazı üyeleri tarafından TCF ve muhalif basınla ilgili bazı suçlamalarda bulunulması için telkinde bulunulduğunu yazıyor. Şeyh Sait’in bu telkinler sonucu verdiği ifadeler üzerine de hem TCF’nin kapatıldığı hem de dönemin muhalif basınının Diyarbakır İstiklal Mahkemesi’nde Takrir-i Sükun Yasası’na muhalefetten yargılandığı biliniyor.
İlginçtir ki, Şeyh Sait de asılmadan hemen önce İstiklal Mahkemesi üyesi Ali Saip Bey’e dönüp “Doğruyu söylersem asmayacaktınız, ne oldu?” diye sitem etmişti. Acaba “İstediğinizi söyledim, isimlerinin karıştırılmasını istediklerinizi ifademe dahil ettim, beni hâlâ neden asıyorsunuz” demek mi istemişti?

İngiliz belgeleri
Dönemin Amerikan, İngiliz ve Fransız istihbarat birimleriyse, önce bu ayaklanmanın Ankara tarafından çıkarıldığını iddia ediyor sonra da Ankara tarafından çıkarılmasa bile muhalefeti susturmak için abartıldığı ve maniple edildiği konusunda fikir birliğine varıyordu. Bu konuda İngiliz arşiv belgeleri arasındaki en önemli kaynaklardan biri, o zaman İngiliz işgali altındaki Musul bölgesinde görev yapan bir İngiliz istihbarat subayının Londra’ya gönderdiği rapordu. Bu rapora göre Ankara, Şeyh Sait ayaklanmasını kendi hazırlamıştı ve amacı Kürt asileri takip etmek bahanesiyle Musul’a girmek ve Musul’u tekrar geri almaktı. James Morgan adındaki bu istihbarat subayı verdiği raporda İngiliz hükümetinin zaman zaman bağımsız bir Kürt devletine sıcak baktığını teyit ediyor ama Ankara’nın iddiasının tam tersine bu ayaklanmada Türklerin parmağı olduğuna inanıyordu. Bu çok ilginç değerlendirme, Şeyh Sait ayaklanmasının ne kadar maniplasyona açık olduğunu bir kez daha teyit eder içerikte.
Zamanın ABD Elçisi (yüksek komiser) Amiral Mark Bristol ise Washington’a gönderdiği mesajda bu ayaklanmanın çok zayıf olduğunu, dağa çıkabilecek birkaç kişi haricindeki asilerin, Türk düzenli birlikleri tarafından kısa zamanda tesirsiz hale getirilebileceğinin aşikar olduğunu ama Ankara’nın neden bu kadar yaygara yaptığını anlamadığını yazmıştı.
Bütün bu bilgiler ışığında nasıl bir değerlendirme yapabiliriz? İlk önce şunu belirtmekte yarar var: Şu ana kadar gün ışığına çıkan belgelere göre bu ayaklanmayı İngilizlerin çıkarttığı veya desteklediğini kanıtlayamayız. Bu iddia Ankara tarafından ortaya atılmış ve Türk gazeteleri tarafından abartılmıştı. Bu ayaklanmanın Musul meselesinde Londra’ya yaramış olduğu tezinden hareket edildiği açık ama maalesef bunu “kanıtlayan” bir belge hâlâ ortada yok. Görüldüğü gibi bunun tam tersini iddia eden belgelere de arşivlerin tozlu raflarında rastlamak mümkün. Gerçek şu ki bu ayaklanma Kürtlerden ve İngilizlerden daha çok Ankara’daki radikallerin işine yaramış ve yeni şekillenen muhalefeti ortadan kaldırmıştır. Bu gerçekten hareketle, Şeyh Sait ayaklanmasını Ankara’nın çıkardığını söyleyebilir miyiz? Hayır, sadece böyle bir olasılığın en az, bu ayaklanmada olduğu iddia edilen İngiliz parmağı kadar varolduğunu söyleyebiliriz. Öyleyse kanıtlanmamış tezleri gerçekmiş gibi kamuoyuna sunmak pek doğru değil, tıpkı Şeyh Sait’in aslında Ankara’nın ajanı olduğunu iddia etmek gibi. Eldeki bilgilere göre kesin olarak söyleyebileceğimiz şey, bu ayaklanmayı Ankara’nın İngiltere’den çok daha mahirce maniple ettiği.
Merak eden okuyucular için bu makaledeki bütün kaynaklar Boğaziçi Üniversitesi tarafından yayımlanan New Perspectives on Turkey adlı derginin 41. sayısında bulunabilir. Ayrıca bu konudaki çok daha kapsamlı bir araştırma Kitap yayınevi tarafından Ocak ayında çıkacak Halifelikten Cumhuriyete Geçişte Muhalefetin Bastırılması adlı kitapta okuyucuya ulaşacak.

HAKAN ÖZOĞLU: Doç. Dr., Central Florida Üni.