Shakespeare bu Juliet'i severdi

Shakespeare bu Juliet'i severdi
Shakespeare bu Juliet'i severdi

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Şu anda İtalya'da 'Ramallah Evi'nde oynayan Deniz Özdoğan, Riccardo Scamarcio ile 'Romeo ve Juliet'i oynamaya hazırlanıyor
Haber: NAZAN ÖZCAN / Arşivi

Kocaman gözleri var. Ama o kadar kocaman ki, sanki yüzü safi göz. Konuşurken, heyecanlanınca filan bazen gözleri doluyor. Gözlerinden kendini alınca, karşımızda çok akıllı, eğlenceli, muzip bir genç kadın duruyor: Deniz Özdoğan. Kendisi şu anda İtalya’da “Ramallah Evi”nde oynuyor. Ama yakında Romeo Juliet’in Juliet’i olacak. Üstelik karşısında Riccardo Scamarcio var. Hani şu Ferzan Özpetek’in “Serseri Mayınlar”ının ayıptır söylemesi “yakışıklısı”.
Doğruyu söylemek gerekirse ilk duyduğumuzda pek inanamadık. Gerçekten İtalya’da “Romeo ve Juliet”te Juliet mi oynayacaksınız?
Yönetmen Valerio Binasco beni aradığında 2009’du. Binasco, sabah akşam yatıp kalkıp en çok çalışmak istediğim yönetmendi. Onunla başka bir seçmede tanışmıştık, dizlerim titreye titreye gitmiştim. Valla şöyle demişti: “Sende star kumaşı var, biz birlikte çalışacağız ama bu proje değil”. Hiç arayacağını düşünmemiştim. Ama aradı ve telefonda bana “Juliet’im olur musun?” dedi. Gerçekten birisinin şaka yaptığını düşündüm. Telefondaki kişinin Binasco olduğuna inanınca da “hii hiii” diye tuhaf sesler çıkardım. İçimden de “Ya akıllıca bir şeyler söyle” diyordum. Şimdi provalara başlayacağız.
Romeo’yu da Riccardo Scarmarcio mu oynuyormuş? Yani Ferzan Özpetek’in “Serseri Mayınları”nda ve “Abim Evin Tek Çocuğu”nda oynayan aktör.
Evet. Binasco ile Scamarcio daha önce birlikte çalışmışlar. Roma’ya gittim tanışmak için. Yanlış anlaşılabilir ama erkeksi bir enerjisi var. Scamarcio ile karşılaştığımda ilk hissettiğim oydu. Mesela Avrupa ve Amerika’da oyuncular arasında erkeklik ve kadınlık yavaş yavaş kayboluyor. Ben şımarık olur, fazla hoşlanırım ya da hiç hoşlanmam diye korkuyordum, neyse ki öyle olmadı, çok güldürdü beni! Ve Scamarcio da çok istekli, çok meraklı. Ayrıca içgüdüleri ve enerjisi de çok yüksek. Romeo olarak Riccardo Scarmarcio seçilince olay oldu İtalya’da. Fotoğraflarımız otobüslerin üzerinde filan geçiyor. Bu kadarını düşünmemiştim yani! Aralık’ta provalara başlayacağız.
Peki 1500’lerde yazılmış “Romeo Juliet”i neden oynamak ister insan? Oyuncular klasik metinleri oynamak için kendilerini durduramıyorlar mı yoksa?
İyi metinler, kazdıkça derinleşir. İyi metinlere sen kendini ne kadar açarsan, metinler de sana öyle cevap veriyor. “Romeo Juliet”te yaşlıların kavgaları yüzünden bütün gençler ölüyor mesela. Ölen çocuklar üzerine diye yorumluyor Binasco. Gençler o kavganın içinde doğuyorlar, büyüyorlar, yaşıyorlar ve sonunda o kavga yüzünden ölüyorlar. Önemli olan Romeo ve Juliet’in aşkı değil aslında bütün ne olup bittiğini bir kenara bırakırsan, geleceğe dair umut bu kavga adına ölüyor, kardeş kardeşi, komşu komşuyu vuruyor. O zaman da öyleymiş, bugün de aynı. Belli ki Shakespeare’in zamanında iki masumun ölmesi bir şeyleri değiştirir diye bakıyorlarmış, ama şimdi ölenler öldükleriyle kalıyorlar. Beni çarpan da bu aslında. Ama bunun bugün anlaşılması için biraz farklılaşması lazım. Yönetmen bir kasaba gerçekliği yaratmak istiyor. Çünkü oyun kırsalda geçiyor, kral yok, kuvvetli bir arkadaş çevresi yaratılacak. Ki, bu grubun içinde tek bir kişinin ölümü bile tüm dengeyi sarsabilsin. Romeo ile Juliet aşık olduklarında onlar için dünya değişiyor. Güneş Juliet’in olduğu yerden doğuyor, bütün kavramlar yeniden anlamlandırılıyor ve bir sürü şeyi başka bir yerden görüyorlar, bir sürü şeyin ne kadar anlamsız olduğunu da anlıyorlar. Bu da heyecan verici.
Biraz önce Scamarcio’dan fazla hoşlanmak ya da hiç hoşlanmamaktan korktum dediniz. Çok mu önemli bu?
Ben kocama Martı’yı oynarken aşık oldum. Kendisi hem yönetmen hem oyuncu, ayrıca kendisine de çok bayılıyorum! Seçmelerde bir sahne oynaması gerekiyordu. Kızara bozara, gözlerimiz dola dola oynadık. Bittiğinde kural olarak hiç alkışlanmaz, sahne bitince uzun bir sessizlik oldu. Korktular resmen büyü bozulacak diye, sonra alkışlamaya başladılar. Sonrasında anlattılar, o kadar barizmiş ki bizim aramızda ne olup bittiği… Zaten bir yıl geçmeden de evlendik. Böyle bir deneyim olunca insan korkuyor!
Oyunu ne zaman oynamaya başlayacaksınız?
14 Şubat, Roma’da Eliseo tiyatrosunda.
Eliseo, devlet tiyatrosu mu yoksa özel mi?
İtalya’da yarı özel yarı devlet, sadece bölgeye bağlı devlet destekli tiyatrolar, tamamen özel tiyatrolar var. Bir de Eliseo gibi yarı devlet, yarı bölge ve yarı özel tiyatrolar var. Türkiye ile tamamen farklı. Ama tiyatrolar zor durumda. Berlusconi hükümeti son bir yıl içinde sanata ayrılan bütçenin yüzde 35’ini kesti. Tiyatroların, operaların, balelerin, orkestraların turneleri iptal oldu. İmzalar toplandı, hâlâ yürüyüşlere gidiyoruz, belki ilk defa oyuncular sokaklara döküldü. Ama tabii ki en çok korkanlar, en çok kazananlar. Büyük tiyatro ve büyük operalara hakikaten çok fazla para veriliyordu. O yüzden ilk başta oyuncular hemen karşı çıkmadı çünkü zaten normalde de bütün para üsttekilere gidiyordu. Küçük gruplara, projelere para gelmiyordu ama bu sefer öyle bir kesinti oldu ki, neredeyse hepsi kapanmak üzere.
Sendikalı mısınız peki?
Oyuncular, sendikalaşmada en zorlanan kesim galiba. Çünkü oyunculuk çok bireysel, yeter ki alınayım, yeter ki görüneyim diye her şeye razı oyuncular olduğu sürece birleşip sendika kurmak çok zor oluyor. Ama ben İtalya’ya gittiğimden beri tekrar birleşmeye başladı insanlar çünkü sefalete doğru gidiyor herkes.
82 doğumlusunuz ve 5 yaşında tiyatroya başlamışsınız. Anne babanız bu çok büyüdü artık çalışsın mı dedi yani?
Annem küçükken çok dans ettiğimi anlatır hep. Bir gün de, Şehir Tiyatroları’nın Çocuk Eğitim Birimi’nin gazete ilanını görmüşler. 5 yaşından büyük çocuklar alınacak diye, fakat bir de okuma yazma bilmesi gerekiyormuş, o kısmını okumamış annem. Tiyatro tarihi, kostüm filan okuyorduk ama ben okuma bile bilmiyordum. Oradaki ablalar yardım ediyordu. İlk sene hiçbir şey anlamıyordum. Anneme çok sıkılıyorum dediğimi hatırlıyorum. Annem de, “Tamam” dedi, “şöyle anlaşalım, bir sene daha kal, gene sıkılırsan bırakırsın”. Bir sene bana küçük bir şey gibi geldi o zaman, tamam dedim. İkinci seneden sonra da bir daha çıkmadım.
Var mı ailede tiyatrocu, oyuncu?
Ben tek çocuğum. Ama annem de teyzem de annem de piyanist olarak büyümüşler. Annem doktor oluyor ama teyzem Viyana’da hem tarih okudu hem dans okudu. Babam da mühendis ama opera tutkunudur. Evde öyle bir hava vardı. Ama özellikle bu kız tiyatrocu olsun diye düşünmemişler, benim eğleneceğim bir şey olsun istemişler.
Bir taraftan da İtalyan Lisesi devam ediyordu değil mi? Hem okul hem tiyatro zor olmuyor muydu?
İyi ki öyleydi. İki taraftan da kaçacak yerim oluyordu. Büyüme çağının sıkıntıları ya da okul sıkıntısı olduğu zaman o sahne benim kendimi en özgür, en mutlu hissettiğim yer oldu. Ayla Algan sağolsun, en gergin zamanlarımda benimle oldu. Ama disiplini orada öğrendim. Neşe Erçetin, bizi öyle bir disiplinle büyüttü ki. İyi ki de öyle yaptı. Zamanında gidip gelmek, ezberini zamanında yapmak, kostümü kaldırmak, eşyalarını dağınık bırakmamak, sahneyi nasıl kullanmak gerektiğine dair.
İtalyanlar bu durumdan çok memnun kalmışlardır herhalde!
Çook! Çünkü onların bunlardan haberi yok. Şimdi biraz beni bile bozdular ama iyi oldu! İlk gittiğimde inanmıyordum konservatuarda o kadar dağınık olmalarına, geç gelebilmeleri, erken bitirmelerine.
Ergenlik döneminde insan o kadar disiplinden sıkılmaz mı?
Zaman zaman sıkılıyordum tabii ama kavga edeceğim bir şeyler oluyordu. Neşe ablayla kavgalarımız, beni en çok büyüten, buradan gitmeme yardım eden şey oldu. Mesela insanlar iyi bir tiyatrodan, iyi bir konser salonundan çıktıklarında, gözlerinde bir ışık oluyor. Onu seviyorum. Ayrıca hikaye anlatmayı da seviyorum. Mesela dedem, annem piyanist olsun istermiş, annem insanlara doktor olarak yardım etmek istediğini söylediğinde dedem böyle de edersin kızım dermiş.
Hiç sinemada oynamayı düşünmediniz mi?
Ferzan Özpetek, “Kutsal Yürek”te oynamamı istedi ama çalışma iznim olmadığı için oynayamadım. “Saturno Contro”da bir sahnede görünüyorum. Sinema isterim, üstelik artık evlendim ve çalışma iznimi aldım! İtalyan bir yönetmenle bir film projemiz var ama şimdilik konuşamam.
İtalya’da yabancı olarak görülüyor musunuz peki?
Oyuna göre değişiyor. Moliere gibi oyunlarda, çalışıyorsun aksanını yok ediyorsun. Seyircilerle de öyle bir sıkıntım olmadı. Ama okurken ev sahibimle bir kontrat imzaladım: “Ben terörist değilim, İtalya’da sadece okumak için bulunuyorum” diye. Ev arkadaşlarımın anneleri de onay verdiler filan. Mesela bir İtalyan kadın Türk olduğumu öğrenince ”Aaaa Türk müsün?” dedi sonra durdu “Ama çok güzelsin” dedi! Ama mesela şu anda oynadığım oyuna Türk olduğum için alındım.
Şu anda oynadığınız “Ramallah Evi”, Filistin’de geçiyor…
Filistinli bir aile olduğu için beni seçtiler! Ama ilk kez Türk ve Müslüman bir ülkeden geldiğim için böyle bir projeye alındım. Filistin’de intihar bombacısı bir kızın ailesiyle kendini patlatacağı yere gidişini anlatıyor. İtalya’da Filistin meselesi çok az biliniyor, çok az konuşuluyor. Biraz merak etsinler diye yapılıyor zaten.

İtalya-Türkiye farkı
İtalya’da okumaya nasıl karar verdiniz?
Babam bana bir akşam, kendine sor dedi, geceleri uyumasan da uyumadığına, fedakarlığına değecek, o enerjiyi sana verecek olan nedir? O “gece uymama” benim için net bir örnek oldu. Çok da korkuyorum, Silvio D’Amico Konservatuarı’na girmek de çok zor. Çok az yabancı alınıyordu, üç aşamalı bir sınavı var, 20 kişi giriyor zaten. Tilbe Saran, “Tabii ki gireceksin” dedi, girdim. Bir de Roma’yı tersten okudum!
Türkiye’de tiyatro yapmakla İtalya’da tiyatro yapmak arasında ne gibi farklar var?
Çok genel bir şey söylemem gerekiyorsa, oradaki seyirci doymuş. Buradaki seyircinin ise, çok uzun senelerdir hasır altında tutulan şeyler çıkıyor ya, bunları duymaya, bunların anlatılıyor olmasına ihtiyacı var. İtalya’nın da geçmişiyle hesaplaşmaya ihtiyacı var ama İtalyanlar geçmişleriyle yüzleştiklerini “zannediyor”lar. Turistik bir ilişkileri var geçmişleriyle.
Mussolini zamanını mı kastediyorsunuz?
Herkes kendini partizan sanıyor. Ana babalarının Nazi partisine üye olduğunu unutmuş durumdalar. Türkiye’de ise ilk kez, yakın zamanda tüm şiddetiyle yaşanmış ama anlatılamamış bir ortak geçmiş, özellikle benim neslim için yeni yeni su yüzüne çıkıyor. Bu da tiyatro için çok bereketli bir malzeme ve toplum için hava gibi bir ihtiyaç. O yüzden Türkiye’de söyleyecek ve anlatacak çok şey var. İtalya’da seyirciyi şaşırtmak zor. Çünkü çok şey görmüşler, bir yerde kaçıyorlar gerçekliklerinden. Özellikle İtalya’nın belli bir kesiminde oyunlara metinle gelen seyirciler var. Trieste’de mesela. “Hastalık Hastası”nda önemli bir oyuncu oyuna kendisi espriler ekledi, seyirci bütün oyun boyunca, yalnızca Moliere’in esprilerine güldü oyunda, seçti yani!
İtalya’da tiyatro yapmak daha mı rahat?
Geçmişi var tiyatronun çünkü. Her gittiğim şehirde, kasabada, köyde küçük de olsa, muhteşem tiyatrolar var. Türkiye’de ise biraz yukarıdan inme tiyatro. Kendi içinden çıkan tiyatroyla buluşamamış insanlar. İtalya’da hem modern tiyatrolar var hem de Commedia dell’arte var. Bir yerde buluşuyorlar. Biz batılı tiyatro ile buluşamadık ve bocalıyoruz. Çok halka ait bir şey olmuyor tiyatronun dili. Şu anda da Türkiye’de her şeye rağmen yeni ve çok güzel çalışmalar yapılıyor, yeni bir dil aranıyor.