Şiddetin alegorisi

1976 doğumlu. Hacettepe Üniversitesi Tiyatro Bölümü'nden sonra Julliard ve Depo Üniversitelerinde okudu. Ayrılsak da Beraberiz, Yağmur Zamanı, İmkansız Aşk, Gomeda'da oynadı. Yeni filmi, Roz'un Sonbahar'ı.
Haber: NAZAN ÖZCAN / Arşivi

Serkan Altunorak/Eliot
1976 doğumlu. Hacettepe Üniversitesi Tiyatro Bölümü'nden sonra Julliard ve Depo Üniversitelerinde okudu. Ayrılsak da Beraberiz, Yağmur Zamanı, İmkansız Aşk, Gomeda'da oynadı. Yeni filmi, Roz'un Sonbahar'ı.
Oynadığım karakter, içlerindeki en mantığı ve aklıyla hareket eden, düşünerek konuşan, kelebek (uyuşturucu) satan ama kullanmayan, her şeyi hatırladığını düşünen kişi. Oyunda yazar hepimizin içinde ve sistemde olan şiddeti ortaya koyuyor. Bence şu an televizyonu açıp izlediğimiz şeylerden daha şiddetli bir şey oynamıyoruz. Tamam bağırıyor, çağırıyor, küfrediyoruz ve oyundan sonra insanlar çok şiddetli diyorlar ama ben her haber bülteni izledikten sonra daha çok ayılıp bayılıyorum. Çünkü o gerçek beni daha çok korkutuyor. Yani şu ana kadar insanlara uygulanan şiddetten daha fazla bir şey değil bizim oynadığımız. Mesela oyunda benim karakterim kardeşini dudağından öpüyor. Bu artık hiçbir şey hatırlanmıyor demektir. Bütün kodlar kaybolmuş. Böyle bir şiddet, her yerde görebileceğiniz.

Rıza Kocaoğlu /Daren
1979 doğumlu, Dokuz Eylül Üniversitesi Oyunculuk mezunu. Bana Şans Dile, Yeni Hayat, Ölümsüz Aşk, Gece Yürüyüşü, Şöhret, Organize İşler, Seni Çok Özledim ve Kabuslar Evi'nde oynadı. Yeni filmi Çağan Irmak'ın Ulak'ı.
Ben hafızasız ve belleksiz birini, aslında bu karakterin kişiliğinde bizim kuşağın belleksizliğini oynuyorum. Belleksizlik bizim oyunda saflık, iyilik gibi görünüyor ancak büyük bir boşluk, acınılası bir durumu var. Düşününce zaten her şey unutmak ve unutturmak üzerine işliyor hayatta. Biz unutmadığımızı, gördüğümüzü Taksim'in ortasından bağırıyoruz. Biz bu şiddeti görüyoruz, bunu unutmuyoruz. Bu oyunda kendi acılarım, dertlerim, kendi neslimin dertleri ve acıları ve bugün var. Bence oyun çok ileri bir zamanda geçmiyor ve çok vaktimiz kalmadı. Yeni bir gezegene gerçekten ihtiyacımız var, her şeyi tükettik. Oyunda unutmak için kelebek yiyoruz ama gerçek hayatta televizyonla, internetle unutuyoruz. Artık kelebek onlar. Mesela facebook çıktı. Bize unuttuğumuz arkadaşlarımızı hatırlattı ama bir süre sonra ondan da sıkılacağız ve unutacağız. Sistem bize hatırlatıp hatırlatıp unutturuyor!

Cem Özeren/Parti Hediyesi
1984 doğumlu. Akdeniz Üniversitesi'nde iki yıl turizm okuduktan sonra bırakıp Haliç Üniversitesi Konservatuarı'na girdi. 2. sınıfta okuyor.
En mağdur, en çaresiz ve en meçhul ama en bunun farkında olmayan karakterim ben. Uyutulmuşum, uyuyorum. Tepki veremez bir durumdayım. Savaşın ortasında şiddete maruz kalan çocuk gibi. Adamlar tüfekleriyle ateş ederken, sen onlara bakıyorsun sadece. Benim karakterim de öyle. Iraklı bir çocuğun İngiltere'de satılması gibi. Et parçasıyım herkes için. Kapitalist sistemin içinde bir sürü insan yalnızca et parçası olarak duruyor, benim karakterim gibi.

Tuğrul Tülek/Nez
1976 doğumlu. İngilizce öğretmenliğini bitirdikten sonra Anadolu Üniversitesi Konservatuarına girdi, Polonya Aleksander Zelverowicz State Theatre Academy'de bir yıl okudu.
Çok zavallı bir karakter, bir yerlere ait olmayı istiyor. Etrafında sığınabileceği, güvenebileceği, ait olabileceği kimse yok. Çeteyle karşılaşınca kendine ufak bir yer açmak istiyor. Nez, oyunda tarif edilen dünyaya ait bir çocuk. O şiddetin, kaosun, vahşetin içinde doğmuş ve dolayısıyla olan şeyler ona çok garip gelmiyor, fakat ters giden şeyler olduğunun da farkında. Çetenin elinde 'parti hediyesi' kalmayınca, beni yani Nez'i vermeye kalkıyorlar. Nez şu anki kuşağı temsil ediyor, kendine bir yer bulamayan, kendini nasıl tanımlayacağını bilmeyen kuşak.

Enis Arıkan/Lola
1983 doğumlu. Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde eğitim gördü. Hırsız, Çekirdek Aile, Gurbet Kadını, Kadın İsterse'de oynadı, Genco hâlâ devam ediyor.
Lola bir travesti. Feminen duygularının ağır basmasından dolayı bütün her şeyin dışında kalmak istiyor. Gerçekten de böyle bir partiye hiçbir kadın katılmaz. Ama Lola, Elliot ve Darren için bu partiye geliyor. Kadın işleri yapıyor; makyaj, giyim filan. Sanatçı tarafı da var. Durumu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyor çünkü yapacak bir şey yok, hayat böyle. O dünyada sıkışıp kalmış. Aslında Lola diğerlerinden farklı değil ama o sadece duygularını belli ediyor. Daha insan sevgisi hakim bir karakter. Ama o da şiddetin bir ortağı, şimdi herkesin olduğu gibi. Duyarlılığı bu çağ sanatçısı kadar olabiliyor çünkü o da korkup olayın tam içine giremiyor.

Cemil Büyükdöğerli/Parti Konuğu
80 doğumlu. Bilkent Üniversitesi Oyunculuk bölümü mezunu. Beckett'ın Mutlu Günler'inde ve Gen filminde oynadı.
Düzen içinde yaşayan bir adam ama burada iktidarını bir çocuk üzerinde göstermeye çalışıyor. Para karşılığı birinin canına kıymak istiyor, snuff şu anda da var. Parasıyla güç satın alıyor, aslında zavallı ve korkak. Kaos sonrası insanlığını kaybetmiş biri. Parası var, o düzen içinde daha iyi yaşayacak, her kapitalist gibi yeni düzeni destekliyor. O da sahte bir bellekle yaşıyor. Uyutulmuş toplumun üst kademesi sadece. Ve ondan bir tane yok, çok var toplumda. Sapık fantezileri olan bir adam. Belki de bunların ortaya çıkmasına sebep, toplumun kaos halinde olması. Toplumda kendini rahat huzurlu hisseden insanların sapık fantezileri olacağına inanmıyorum. Bellek yitince zevk ortaya çıkar.

Veda Yurtsever İpek/ Düşeş
1969 doğumlu. Anadolu Üniversitesi Tiyatro Bölümü'nden mezun. Ankara Sanat Tiyatrosu, Ankara Devlet Tiyatrosu ve Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'nda birçok oyunda oynadı. İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda yönetmen yardımcılığı yaptı. Müjdat Gezen Sanat Merkezi Konservatuvar Tiyatro bölümünde eğitmen olarak çalıştı. İki Aile oynadığı dizilerden.
Oyunda temel olarak ait olma durumu var. Aileleşemedikleri için çeteleşiyorlar. Onları toparlayabilecek tek kişi anne ama anne de artık anne değil. Korkunç bir hikâyesi var ama ondan önce yalancı hikâyeler içinde yaşıyor. Gerçeklikten kaçtığı noktalar o yalancı hikâyeler. O şiddet ve kaos ortamına gelene kadar yaşananların özeti aslında Düşeş'te. Bence Düşeş delirmeyi, çizgiyi aşmayı seçti çünkü başka türlü yaşayamazdı. Bazen biz de deliliğe vurmaz mıyız? Evet şiddeti anlatan bir oyun oynuyoruz ama durum henüz bu kadar vahim değil. Bugün gazetede bir haber okudum: Sevgilisi doğuruyor, adam bebeği barbeküde pişiyor, tamamen yok oluncaya kadar da seyrediyor. Bundan yola çıkıp herkes çocuğunu öldüreceğe varamıyorum ama oyun, ey insanlar ileride karşına çıkacak durum bu olabilir diyor.

Engin Altan Düzyatan/Sfenks
1979 doğumlu. Dokuz Eylül Üniversitesi Tiyatro bölümü mezunu. Yeditepe İstanbul, Koçum Benim, Mühürlü Güller, Kampusistan, Alacakaranlık, Sil Baştan, Azize, Kadın Her Zaman Haklıdır dizileri ve Kalbin Zamanı, Beyza'nın Kadınları filmlerinde oynadı. Şu anda Sevgili Dünürüm dizisinde ve Anna Karanina'da oynuyor. Yeni filmi Cennet.
Oyunda gerçek dışı bir karakter yok aslında. Sfenks de çok içimizde olan bir karakter, çok yalnız. Çetenin elemanlarını kurtararak yalnızlığına çare bulmuş. Yaşamda ayakta kalmanın yolunun aslında güce sahip olmak olduğunu anlamış. Maddi olarak değil ama bilek gücüne sahip. Yani şimdiki gibi, ya paranız olacak ya da kol gücünüz olacak ki hayata kalabilesiniz. Korumak zorunda olduğu kendi yarattığı bir ailesi var ona göre. Onları yaşatmak için birilerini feda etmek gerektiğinin de farkında. Bence bu oyundaki her karakterin gerçek hayatta birebir karşılığı var. Hiçbiri çok uzak değil, belki metropolde kayboluyor ama hepsi bir yerlerde yaşıyor. Elde başka çare kalmayınca, zorda kalındığında bence şiddet hepimizin içinde var. Gazetelerin üçüncü sayfaları bunlarla dolu. Bunlar çok ciddi bir kaosun içinde ezilmiş insanın dışavurumu bence.
DOT: 0212-251 45 45

Dot'un fuayesine kendimizi can havliyle atınca ilk cümlemiz "Bu oyundan sonra artık bizi bir şey kesmez" oluyor. İki saat boyunca beynimize balyozla vurulmuş gibiyiz. Durumun gerçekliğinden, gerginlikten elimiz ayağımız titriyor. Dot tam 12'den vuruyor, Murat Daltaban'ın yönettiği yeni oyunu Kürklü Merkür'le. Dünyanın belki de sonunda sekiz kişinin hayatta kalma savaşı o kadar çarpıcı ki. Tabii bugüne de çok denk düşüyor. İngiliz yazar Philip Ridley'in sistemi lime lime doğradığı oyun, dünyanın artık dünya olmaktan çıktığı bir zamanda bir parti hazırlığı ile başlıyor. Parti, paralı birine özel, parti hediyesi de bir çocuk. Bu sekiz kişinin biraraya gelmesi, avaz avaz kavgalar, galiz küfürler, insanın içini yırtan itiraflarla daha da acımasız ve acınası oluyor. Oyuncular da muhteşem!