Şiddetin saltanatı

Bugün Irak'ta kan gövdeyi götürüyor. Kentin en işlek cadde ve sokaklarında, pazar yerlerinde, mahalle aralarında kimin, niçin koyduğu tam belli olmayan bombalar, silahlar patlıyor. Her gün 100'e yakın sivil bu patlamalarda can veriyor.
Haber: MİTHAT BÜLENT ÖZMEN / Arşivi

1. Terör nedir?
Bugün Irak'ta kan gövdeyi götürüyor. Kentin en işlek cadde ve sokaklarında, pazar yerlerinde, mahalle aralarında kimin, niçin koyduğu tam belli olmayan bombalar, silahlar patlıyor. Her gün 100'e yakın sivil bu patlamalarda can veriyor. Üstelik bu şiddet sırf Irak'la ve bugünle sınırlı değil. Dünyanın birçok coğrafyasında buna benzer şiddet görüntüleri hep olageldi. Peki bu bombalar, bu silahlar neden patlıyor? Neden birileri, hiç tanımadığı, daha önce hiç karşılaşmadığı ve büyük çoğunlukla işinde gücünde masum insanları hunharca katlediyor? Bu soruların cevabı aslında çok basit. Gazete, radyo ve televizyonlarda göre duya neredeyse kanıksar hale geldiğimiz bu vahşet görüntülerinin nedeni, terörün, hedeflenen amaca ulaşmada en kestirme ve en etkin yöntem olarak itibar görmesinde yatıyor. Terörün neden bu kadar popüler olduğunu bir Çin atasözü gayet güzel anlatıyor: "Bir kişiyi öldür, on bin kişiyi korkut!" Gerçekten de terör kelimesinin Latince "terrere" yani "korkutmak" kelimesinden türetilmiş olması, herhalde tesadüf değildir.
Nitekim, örneğin 1793-1794 Fransa'sında terör, ihtilalci Jakoben yönetimin en etkin politikasıydı. "The regime de la terreur & la Grande Terreur", yani terörün saltanatı ya da büyük terör diye anılan bu dönemde, on binlerce kişi giyotine gönderildi. Burada adalet duygusundan çok, insanların bu şiddet politikasından rejim lehine hisse çıkarmaları gözetildi. Peki bir siyasal eylem biçimi olarak terör nedir? Aslında terörün onlarca tanımını yapmak mümkün. Ama biz burada en yalın olanı ile yetineceğiz. Buna göre terör, [politik] amaçların gerçekleştirilmesi için, ayrım gözetmeksizin şiddet uygulanmasıdır.

2. Terörizmin gözdesi: Sivil halk
İster otoriteye başkaldıran isyancılar olsun ister otoritenin kendisi, terörün hedefi uzun yıllar aynı kaldı: İsyancılar için hükümran otorite, hükümran otorite için ise isyancılar. Fakat II. Dünya Savaşı ile birlikte bu anlayış radikal bir değişikliğe uğradı. Artık karşıt taraflar sadece birbirlerini hedef almıyor. Bundan sonra yeni ve çok gözde bir hedef var: Sivil halk. Gerçekten de II. Dünya Savaşı boyunca milyonlarca sivilin Nazilerce öldürülmesi, Uzakdoğu'daki Japon barbarlığı ve nihayet savaş sonlarına doğru Almanya'nın bu savaştan yenik çıkacağı apaçık ortadayken, müttefik uçaklarının bazı Alman şehirlerini yerle bir etmesi, artık sivillerin de ateş hattında olduğunun açık göstergesiydi.
Nitekim bu yeni buluş II. Dünya Savaşı ile sınırlı kalmadı, aksine, savaş sonrası sömürgeci devletlere karşı birbiri ardına patlak veren ulusal ve etnik temelli ayaklanmaların ve bu ayaklanmaları bastırmak isteyen sömürgeci devletlerin esas yöntemlerinden birisi haline geldi. Sonuç olarak isyancılar için terör, mevcut otoriteyi zaafa uğratmanın ve böylece politik muhatap olarak tanınmanın etkin bir yöntemi olarak belirirken, hükümran otoritenin terörü, mevcut durumun bekası için aykırı otların süratle tasfiyesine odaklandı. Sanırız bunu en güzel Noam Chomsky ve Edward S. Herman'dan bir alıntıyla özetlemek mümkün: "Terörizm, faşist rejimlerin toptan, isyancıların perakende satışıdır."

3. Terörizm ve rasyonellik
Peki, politik hedefleri gerçekleştirmek için bir yöntem olarak terörün seçilmesi rasyonel bir davranış mıdır? Bu soruyu, sözü hiç dolandırmadan evet diye yanıtlamak mümkün. Çünkü terörizm basittir. Çok fazla personel veya yoğun eğitim programı gerektirmez. Ayrıca terörizm etkin bir iletişim aracıdır da. Tek bir eylem dahi, eylemcilerin ve bunların politik amaçlarının kamuoyunca öğrenilmesini sağlayabilir. Üstelik bu eylemler yeni destekçiler kazandırabilir ve mevcutların bağlılıklarını pekiştirebilir. Öte yandan, terör eylemcileri için uğruna savaşılan amaç meşrudur ve elbette kutsaldır. Bu tartışılamaz dahi. Dolayısıyla amaca ulaşmanın en kestirme yolu, şiddet eylemleri gerçekleştirerek hedef kitleyi sindirmek, rutin işleyişini sekteye uğratmaktır. Burada amaç, hedef kitleye "Bir sonraki kurban kim? Yoksa ben miyim?" sorusunu sordurmak, dolayısıyla korku ve paronayayı hakim kılmaktır.

4. Ne yapılabilir?
Terör eylemlerinin, amaçlanan nihai hedefe ulaştığı sıklıkla rastlanan bir olgu değil. Ancak, bir tek başarı örneği dahi, bu yönteme daha çok başvurulması demektir ki, bu daha çok kan, daha çok gözyaşı anlamına gelir. Bu durumda terörün önlenmesi için ne yapılabilir? Öncelikle, şu kesindir ki, amaçlarının doğruluğuna ve kutsallığına inanmış kişilere, yöntemlerini sorgulatmak çok kolay değil. Bu gerçekliğe, devletlerin ulusal çıkarları uğruna, öyle ya da böyle terörizme bulaşabildikleri gerçeğini de eklersek, elimizde terörizmi tamamen yok edecek sihirli bir formül olmadığı açık. Dolayısıyla, "Terör nasıl yok edilir?" yerine, "Terörle nasıl mücadele edilebilir?"diye sormak daha akılcı bir yaklaşım olabilir. Bunun için ilk yapılması gereken şey, terörün yeniden tarif edilmesidir. Yani uluslararası toplum için neyin meşru, neyin meşru olmadığı açıkça ortaya konmalıdır. Keza, ülkelerin politik ve ulusal çıkarları doğrultusunda terörizme açıkça ya da örtülü destek vermelerinin, bir başka deyişle, "Birisinin teröristinin diğerinin özgürlük savaşçısı olabilmesi" anlayışının değişmesi için bu şarttır.
İkinci olarak, terörle mücadeleye yönelik evrensel hukuk kuralları geliştirilmeli, uluslararası toplumun bu kurallara uyması sağlanmalı. Unutulmamalı ki, 1949 tarihli 4. Cenevre Sözleşmesi ve bu sözleşmenin tamamlayıcısı iki adet ek protokol ile en azından doğrudan sivil hedeflere yönelik silahlı saldırılar yasaklanmışsa da, uygulama içler acısı. Nitekim, İsrail'in Lübnan'daki sivillere yönelik son saldırıları ya da ABD'nin Irak'taki mevcut uygulamaları bu sözleşme ve protokollerin açıkça ve pervasızca ihlalidir. Nihayet, BM'nin terörizmle mücadele kapsamında hazırladığı 12 uluslararası sözleşme ve protokolün de tüm üye ülkeler tarafından imzalanmamış ya da uygulamaya konmamış olması konunun ciddiyetini göstermek açısından fazlaca söze yer bırakmıyor. Terörizmin tanımını yapmak ve mücadelenin hukuksal çerçevesini çizmek terörizm ile savaşımın ilk adımlarıdır. Bundan sonra atılması gereken en önemli adım, terörist organizasyonların finans kaynaklarının, ticari bağlantılarının, bu ilişkilerin uluslararası boyutunun ihmal etmeden etkisiz kılınmasıdır. Mesele basittir, para olmadan uzun süre kavga edemezsiniz. Bu aşamada, özellikle birbirine komşu devletlerin terörizme karşı ikili işbirliği ve güvenlik anlaşmaları yapmalarının hayati önemi haizdir.
Son söz olarak, yukarıda özetlenen ilk adımların atılması, etkin bir uluslararası örgütün varlığına bağlıdır. Bu noktada akla ilk gelen elbette BM'dir. Fakat terörizmle mücadelede etkin bir BM, bu örgütün, II. Dünya Savaşı'ndan galip çıkan devletlerin kulübü olmaktan kurtarılmasına bağlı. Yoksa, güvenlik konseyinin daimi beş üyesinin politik çıkarları doğrultusunda şekillenen bir terörle mücadele programı, havanda su dövmekten öteye bir anlam ifade etmeyecek.
MİTHAT BÜLENT ÖZMEN: Bankacı