Şiddetperver şık radikaller 40'ında

Sinemada şiddetin mihenk taşı Bonnie and Clyde/Bonnie ve Clyde, 40 yaşında. Bunca yıldır, Bonnie ve Clyde'ın izinden giden filmler, sinemada şiddetin dozunu artırıyor.

Sinemada şiddetin mihenk taşı Bonnie and Clyde/Bonnie ve Clyde, 40 yaşında. Bunca yıldır, Bonnie ve Clyde'ın izinden giden filmler, sinemada şiddetin dozunu artırıyor. Biz de bu klasiğin 40'ını devirmesi münasebetiyle A.O. Scott'un The New York Times'da konuyla ilgili kaleme aldığı makaleyi sunuyoruz. (Meseleyle doğrudan bağlantılı başka bir yapım, şiddete yaklaşımıyla tartışma yaratan Nick Love filmi Outlaw/Kanunsuzlar'ın bu hafta gösterime girdiğini eklemeyi de ihmal etmiyoruz.)
Ekonomik buhran yıllarında Teksas'a kadar soygun yapıp cinayet işleyerek yol alan Clyde Barrow ve Bonnie Parker'ın hikâyesi kitaplarda, balladlarda aktarıldı. Ama Arthur Penn'in yönettiği ve Clyde rolünü üstlenen Warren Beatty'nin yapımcısı olduğu Bonnie ve Clyde'ın şöhreti, gerçek çiftinkini aştı.
Filmin ilk gösterime girdiğinde başına gelenler, Hollywood'un, film eleştirisinin ve postmodern popüler kültürün karmaşık tarihinde bir dönüm noktası. Bonnie ve Clyde, yarattığı sansasyonu büyük ölçüde, sinemaya yeni tarz bir şiddet getirmesine borçlu. Sinemada şiddete dair hiç bitmeyen -Otel, Testere gibi son dönem aşırı vahşi korku serilerinin popülaritasiyle tekrar hayat bulan- tartışmada yeni bir evreye girmişken bu efsaneyi incelemeli, ondan öğreneceğimiz bir şey olup olmadığına bakmalıyız.
Bonnie ve Clyde, ilk gösterildiğinde eleştiriler, umursamazlık ve doğrudan lanetleme arasında gidip geliyordu. Suçlayanların başındaki, The New York Times film eleştirmeni Bosley Crowther, Bonnie ve Clyde'a "cesurmuş gibi yapan ucuz bir slapstick komedi" diye saldırıyordu. Savunanlardan Pauline Kael ise Bonnie ve Clyde'ı "Manchurian Candidate/Mançuryalı Aday'dan beri en heyecan verici Amerikan filmi" olarak tanımlamıştı. "Bonnie ve Clyde, insanların söyleyip, hissedip yazdıklarını filmlerin neredeyse korkutucu seviyedeki kamusal dünyasına sokuyor. Ve bir şey, dünyanın perdelerinde söylendiğinde ya da yapıldığında artık bir azınlığa, bilgili ya da eğitimli bir gruba ait olmaktan çıkar".
Ve böylece, yeni ifadelerin ve değerlerin ana akıma dahil olmasına öncülük etmesi düşünülmeyecek Bonnie ve Clyde (Genç bir film yıldızının ısrarları sonucu büyük bir stüdyo, Warner Bros tarafından isteksizce çekilen bir dönem filmi) hemencecik, çocuklar ve saygın yetişkinler, hip ve demode arasındaki zamane savaşında bir cephe olarak tasdiklendi.
Hararetli ütopya
O sene 10 Oscar'a aday olan Bonnie ve Clyde bunlardan ikisini, en iyi yardımcı kadın oyuncu ve görüntü yönetimi ödüllerini almıştı. Senenin Oscar fatihleri In The Heat of the Night/Gecenin Sıcağında ve Guess Who's Coming To Dinner/Beklenmeyen Misafir, önyargılarını Sydney Poitier sayesinde aşan ak saçlı, iktidar sahibi beyaz erkekler üzerineydi. 1960'ların zirve noktasında, bu filmler tarafından önerilen çözümler -makul insanlar, karşılıklı anlayış ve saygı için çalışabilirler- en hafif ifadeyle iyi niyetliydi. Amerikan şehirleri yanıyordu. Vietnam savaşı ve ona karşı gerçekleştirilen protesto eylemleri şiddetleniyordu. Havada bir şekilde üniversite öğrencileri, üçüncü dünya gerillaları, sanatçıları ve şehrin fakirleri tarafından paylaşılan yeni bir devrim bilinci vardı.
A. J. Hoberman, Bonnie ve Clyde'ın, Tom Wolfe tarafından alaycı bir şekilde "şık radikal" diye tanımlanan tavrı popülerleştirdiğini belirtir. Filmin iki kahramanı da yoksullarla belli belirsiz bir dayanışma içindedir. Soydukları bankalar, halkın gerçek düşmanlarıdır. Ama ezilmiş kitlelerin parçası olamayacak kadar gözalıcıdırlar. Adaletsizlikle savaşmaktan çok, eğlenir, kanunsuz şöhretlerinin ayrıcalıklarının tadına varırlar. Coşku peşinde koşmanın içten içe politik olduğunun düşlendiği bir çeşit anarşik ütopyada yaşarlar. Bonnie ile Clyde'ın kurbanları ise olayı kavrayamaz.
Film icabı travma
'Olayı kavrayamamak' sinemada şiddet karşıtlarına getirilen suçlamaların da her zaman başında gelir. Diğer taraftan sinemada şiddete karşı çıkmanın en kolay yolu da, bunun gerçek hayatta yol açacağı sonuçlara dikkat çekmektir.
Bu iki tavır da, tasvir ettiğiyle aynı şey olmayan sinemasal şiddetin özelliklerini es geçiyor. En kana susamış sinema seyircisi bile Bonnie ve Clyde'ın sonundaki yaylım ateşine gerçek hayatta denk gelse heyecanlanmaktan ziyade sarsılır ve travmaya girer. O ve onun gibi sahnelerin görevi, '-miş gibi' yapılanı, yani sanatı mümkün olduğunca o travmanın düzeyine yaklaştırmaktır. Bunu kavrayamazsanız demode damgasını da yersiniz.
Hollywood ve eleştiri kurumu, bunu 1960'ların hareketliliğinin zirvesinde, çok vakit kaybetmeden kavradılar. Bonnie ve Clyde'ı, geleneksel yüksek zevkin sınırlarını zorlayan ilk örnek olarak göstermek zor. Ama sınırları, gençliğin enerjisiyle sanatın prestijini kaynaştırarak daha yüksek zevk adına zorladı.
İki yıl sonra Sam Peckinpah'ın The Wild Bunch'ının sonunda oluk oluk kanın aktığı sahne, bu sayede zevk sahibi addedildi. 1970'lerin The Godfather/Baba veya Chinatown gibi filmlerinin gözüpek vahşeti, Yeni Hollywood akımının dürüstlüğünün ve cesaretinin nişanları sayıldı.
1990'larda yeni nesil filmciler, Bonnie ve Clyde sonrası Amerikan sinemasının şaşaasını fetişize etmeye başlayınca stilize ve alaycı şiddet, isyankâr bağımsızlığın sembolü oldu. Quentin Tarantino'nun Reservoir Dogs/Rezervuar Köpekleri'ndeki kulak kesme sahnesi, Bonnie ve Clyde'ın en vahşi bölümlerinin yarattığı şoku kasıtlı olarak tekrarlamak ister gibiydi. Ama politik ya da toplumsal bir bağlantı kurma iddiasını getirmeden... Bu sene en iyi film Oscar'ı, içindeki sarsıcı ve soğukkanlı cinayetler çok ender eleştirilen The Departed/Köstebek'e verildi.
Ve bu noktada itiraz dile getirmek, demodelikten de beter; kültürsüzlük. Ama Bonnie ve Clyde'dan sonra sinemada şiddeti kabullenmek kolaylaşınca o şiddetin etiği ve politikası üzerine konuşmak da zorlaştı. Gerçek ve yapay şiddet arasındaki bağlantı o kadar tahrip edildi ki filmlerin eleştirel bir perspektif getirme yeteneği kayboldu. Yanlış anlamayın; Bonnie ve Clyde beni hâlâ heyecanlandırıyor. Ama bu heyecana, zamanında filme karşı çıkanların haklı olabileceğine dair şüpheden kaynaklı huzursuz bir sancı da eşlik ediyor.

A. O. Scott'un The New York Times'daki makalesinden kısaltılarak çevrildi.
EAU