Sinemada son yıldız

Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali'nin, bu yılki Onur Ödülü'nü Müjde Ar'a veriyor olması, "ünlüler"in çoğaldığı bir zamanda "yıldızlar"ı hatırlamamız için benzersiz bir fırsat sunuyor. Kendilerinden sürekli söz edilen, sözün bu sonsuz dolaşımına kendilerinin de katkıda bulunduğu...
Haber: NEJAT ULUSAY / Arşivi

Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali'nin, bu yılki Onur Ödülü'nü Müjde Ar'a veriyor olması, "ünlüler"in çoğaldığı bir zamanda "yıldızlar"ı hatırlamamız için benzersiz bir fırsat sunuyor. Kendilerinden sürekli söz edilen, sözün bu sonsuz dolaşımına kendilerinin de katkıda bulunduğu, çoğu kez ne yaptıklarını ve neden o sayfada, ekranda ya da web sitesinde olduklarını bilmediğimiz ve birinin diğerinden ayırt edilemediği bu "ünlüler" çağında, herkes günübirlik de olsa "popüler" olabiliyor. Lara Croft gibi sanal kahramanların bile yıldızlaşıverdiği bir zamanda, yıldızlığın emeğe, birikime, tecrübeye, risk almaya ve zamana direnebilmeye dayalı bir yatırım olduğunu unutuyoruz.
Müjde Ar, sinemadaki krizin ilk yıllarında oyunculuğa başlamış ve ironik bir biçimde, bir televizyon dizisiyle ünlü olmuştu. Televizyon tarihimizin en iyi ürünlerinden biri olan Aşk-ı Memnu'daki (Halit Refiğ, 1974) Bihter, kendisinden yaşlı bir adamla evli, ama genç bir adama âşık bir kadındı. Bu karaktere hayat veren Müjde Ar, kadının da arzusu olabileceği gerçeğini idrak edilebilir bir noktaya taşıyordu. Aynı yıllarda Yeşilçam da cinsellikle yakından ilgiliydi. Ancak dönemin kaba saba "seks güldürüleri"nin yaptığı tek şey, kadın bedeni üzerinden gerçekleştirdikleri ağır bir cinsellik sömürüsüydü. Müjde Ar, böyle bir dönemde, bir yandan kolay gibi görünen, ancak hayli riskli ve bıçak sırtında bir işe, yerli sinemadaki kadın karakterlerin kutsallıklarına bir tür başkaldırı anlamına gelebilecek bir biçimde, kendi bedeninin ve arzusunun taşıyıcısı kadının inşasına girişti.
Müjde Ar'ın yıldız kimliğinde cinsel farkındalık, geçmişle kopuşta en önemli unsurlardan biridir. Ancak çıplaklık ve arzunun temsilleri doğrudan filmlerinin merkezinde yer almaz. Örneğin, Ar'ın en popüler filmlerinden biri olan Fahriye Abla (Yavuz Turgul, 1984), arzusunu ifade etmekte herhangi bir sorunu olmayan güçlü bir kadın karakter sunar. Fahriye'nin, sevgilisiyle ilk kez birlikte olduğu sahnede, genç adam onu belli bir tereddüt ve mahcubiyetle öper; o ise sevgilisini kendisine çeker, sarılır, kararlı ve tutkulu bir biçimde karşılık verir. Ancak film, başlangıçta bir arzu nesnesi olarak sunulan Fahriye'nin emek, zeka ve basiret aracılığıyla nasıl kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadına dönüştüğüyle daha fazla ilgilidir.
Müjde Ar'ın yıldız imgesinin önemli bir parçası haline gelen kolonya reklamından da hatırlanacağı gibi, filmlerinde ağzının hafifçe açılmasıyla ortaya çıkan "seksi bir bakış", ıslak giysiler, kısa etekler ve sıcak bir gülümseme gibi klişelerle oluşturduğu erotik imge, bir arzu nesnesi yaratmaktan çok, bir yabancılaştırma unsuruna dönüşür. Ar'ın kadınları öncelikle bedenlerini geri almayı talep eder ve arzuyu kendilerinin kılar, daha sonra da "kadınlığın" bir toplumsal cinsiyet meselesi olduğunu hatırlatırlar. Müjde Ar, böylece, bedenini ve oyunculuğunu, kadınlığın maskelenmesinde birer araç olarak işlevsel bir hale getirir. Örneğin, Ah Güzel İstanbul'da (Ömer Kavur, 1981) fahişe rolündedir ve başlangıçta fazlasıyla abartılı sarı bir peruk, yüzünde aşırı bir makyajla karşımıza çıkar. Ağzında sakız, üzerinde kırmızı bir elbise ve sarı bir ceket, kulaklarında iri halkalı küpeler, saçına iliştirdiği büyük yapay çiçeklerle İstanbul sokaklarında dolaşır. Bir fahişenin bu grotesk portresi, Ar'ın, "kadınlığın" maskelenmesine dayalı oyunculuk stratejisinin bir sonucudur. Anlatı ilerledikçe, ana karakter bir "ev kadını"na dönüşür, bir yandan sıradan bluzlar ve etekler giyen kırılgan bir kadın haline gelir.
Erkeksi ve kadınsı
Müjde Ar'ın, kariyerinin ikinci dönemine denk düşen 1980'lerdeki yıldız kimliği, bir yandan bağımsız, isyankâr ve cesur karakterler aracılığıyla aktiflik ve cesaret gibi erkeklikle ilişkilendirilen değerleri kuşanır, diğer yandan da kırılgan ve anaç karakterler üzerinden kadınlığa atfedilen pasiflik ve duygusallık gibi değerleri barındırır. Bu birbirine zıt değerler sistemini uzlaştıran Müjde Ar, patriarkal söylemlerle 1980'lerin Türkiye toplumundaki değişen kadınlık tanımları arasındaki gerilimin karşılığını bulduğu bir yıldız haline gelir. Onun yıldız kimliğinde, "erkeksi" ve "kadınsı" değerlerin bir karışımı olan kadınlık, sabit olmayan bir biçimde kuruldu. Bu bağlamda, Ar oyunculuk ya da rol yapmak gibi kavramlarla ilginç bir biçimde oynar ve farklı karakterleri canlandırırken takındığı "maske" aracılığıyla kadınlığa ilişkin patriarkal tanımlarla arasına mesafe koyar. Müjde Ar'ın, Aahh Belinda'da (Atıf Yılmaz, sen.: Barış Pirhasan, 1986) yüzüne gerçekten taktığı ve başka bazı filmlerinde metaforik olarak yer alan bu "maske", "kadınlık" ve "cinsellik" gibi alanların sorgulanmasını ve hakim erkek bakışının istikrarsızlaştırılmasını sağlar. Ar, sözünü ettiğim durumun yer aldığı en ilginç örneklerinden biri sayılabilecek olan Adı Vasfiye (A. Yılmaz, sen.: B. Pirhasan, 1985) adlı filmde de, aynı karakterin beş ayrı versiyonunu canlandırır. Oyuncu, Vasfiye rolüyle ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapar: "Bedensel değil, ruhsal bir yolculuğa çıktım senaryonun içinde ve her kasabada kadın denen varlığı Vasfiye'lerin maskesiyle gördüm".
Müjde Ar'ın hafif toplu bedeni, koyu kestane rengi saçları, sıcak ve yakın görünümü onu çekici kılan ve aynı zamanda Akdeniz kadınlığının sembolü haline getiren özellikleridir. Bu nedenle, bizlere, Sophia Loren'i ve Penelope Cruz'un tam da Loren'e benzetilmek istendiği Dönüş'teki (Volver, Pedro Almodovar, 2006) görünümünü ve duruşunu hatırlatır. Ar'ın imgesi kendiliğinden doğaldır, onunla kolayca diyalog kurulabilir; o, mahallenin "Fahriye Abla"sı gibidir. Fiziksel olarak değil, ama işte tam da bu haliyle, yıldızlığı Batı'da postfeminist bir döneme tekabül eden Julia Roberts ile aralarında akrabalık aranabilir. Ayrıca, Türkân Şoray'ın hafif enli bedeni ve kösnüllüğü, Fatma Girik'in öfkesi ve cesur davranışları, Müjde Ar'ın görünüşünün ve yıldız kimliğinin özelliklerini hatırlatır.
Bununla beraber, Ar'ın yıldız kimliğinde, bütün bu özellikler Türkiye'de kadınlığın değişimini temsil etmek üzere farklı bir bağlam içinde ortaya çıkar.
Yenilikçi filmler
Müjde Ar, yıldızlığın cazibesini kaybettiği ve filmlerin gişe yapmadığı bir dönemde kendi yıldız personasının inşasında aktif rol üstlenmiş bir sanatçıdır. 1980 sonrasında, yönetmen Atıf Yılmaz ve senaryo yazarı Barış Pirhasan ile işbirliği yaparak Türk sinema tarihinin en ilginç filmlerinde oynamış, Afife Jale (Şahin Kaygun, 1987), Yolcu (Başar Sabuncu, 1993) ya da Kupa Kızı (Başar Sabuncu, 1986) [Gündüz Güzeli'nin (Belle de Jour, Luis Bunuel, 1967) yeniden yapımı] gibi riskli projelerde rol aldı. Ar, Çirkinler de Sever (Sinan Çetin, 1982), Arabesk (Ertem Eğilmez, 1988) ve Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (Yavuz Turgul, 1990) gibi, sinemanın kendisine baktığı yenilikçi filmlerde de yer aldı. Örneğin, Arabesk'te yerli sinemanın geçmiş dönemlerindeki hemen bütün kadın tiplerinin ve temsillerinin parodisini gerçekleştirdi. Müjde Ar, sinemada krizin derinleştiği yıllarda kendi yapım şirketini (Söz Film) kurarak, dört yıl boyunca bir ekiple birlikte senaryosu üzerinde çalıştığı Ağır Roman (Mustafa Altıoklar, 1997) uyarlamasını gerçekleştirdi.
1980'lerin değişen toplumsal ve kültürel ikliminde gelişen yıldızlığının ikinci döneminde, sinemada "entelektüel" bir kadın portresi çizen Müjde Ar, Şalvar Davası'ndan (Kartal Tibet, 1983) Fahriye Abla'ya, Dağınık Yatak'tan (Atıf Yılmaz, 1984) Teyzem'e (Halit Refiğ, 1986), filmlerinde kadınlarla ilgili patriarkal tanımları cisimleştirmiş, ama aynı zamanda bu tanımlara ve temsillere meydan okumuş bir sanatçıdır. Yeni bir "altın çağ" yaşayan günümüz Türk sinemasında, "yıldızlar"ını ve uylaşımlarını televizyonun belirlediği popüler filmler, takım ('ensemble') oyunculuğunu öne çıkarıyor. Anaakıma paralel gelişen ve Nuri Bilge Ceylan ya da Zeki Demirkubuz'un filmleri gibi, daha çok minimalist çizgideki örneklerle temsil edilen öteki sinemada ise bütün sanat filmlerinde olduğu gibi, yıldız, yönetmenin kendisidir. Bütün bu nedenlerle ve sinemada yaptıklarıyla Müjde Ar, Türk sinemasının son yıldızlarından biridir.
Müjde Ar, 10-20 Mayıs arasında yapılacak Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali'nin açılışında, 10 Mayıs'ta ödülünü alacak.

NEJAT ULUSAY: Ankara Üni., öğr. üyesi
Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali Dan. Kur. Üyesi